Söz Ağızdan Çıkana Kadar Esirindir

Popüler Haber

  /   260   /   10 Şubat 2018, Cumartesi

 Yazdır

  

Yazar Rana Çeçen

 

Yıllar önce bir yakınım evlenmişti. Damat tarafı bu evliliğin olması için, kız tarafından öne sürülen bütün şartlara olumlu yanıt vermişlerdi. Yapıp yamayacaklarını düşünmeden birçok söz vermiş, çeşitli vaatlerde bulunmuşlardı. Nihayetinde nasip oldu ve evlilik gerçekleşti. Lakin zaman geçtikçe verilen sözlerin, yapılan vaatlerin gerçekleştirilmesi bir yana, aksi davranılmaya başlandığı görüldü. Bundan sıkıntı duymaya başlayan gelin, kendilerine önceki sözlerini hatırlattığında ise verilen cevap, bırakın bir Müslüman’a, hiçbir insana yakışmayacak türdendi: 

“O söylediklerimize gerçekten inandın mı?” 

Evlilik öncesi gerek damat ve gelin adayları ve gerekse de aileleri tarafından karşı tarafa verilen sözlerden ve vaat edilen şeylerden ne kadarının gerçekleştirildiği ile ilgili yapılmış herhangi bir araştırma ve istatistik var mı bilmiyorum ancak, âcizane gözlemlerim ve de tecrübelerim, bu oranın çok cüzi olduğu yönündedir. Oysaki hiç kimse, mutsuz olmak ve dahası ileride aile yuvasını dağıtmak için aile kurma teşebbüsünde bulunmaz. Bu işe girişen herkesin gayesi, dünya ve ahiret saadetine götürecek yola adım atmaktır. Hal ve gerçekler böyleyken ne oluyor ki öncesinden verilen sözler, zaman içerisinde unutulur ya da bile bile yerine getirilmez? 

Ahde ve söze vefa, Mü’minlerin özelliklerinden biridir. Bu kime karşı yapılırsa yapılsın aynıdır. Ancak en yakınına karşı bu sorumluluğu yerine getirmeyenin, başkalarına karşı yapması pek de mümkün olmaz. Onun için de ne zaman ve ortamda olursa olsun kişi, ağzından çıkana mukayyet olmalıdır. Bunun aksi durumlar, hem Allah katında ve hem de kullar katında hoş görülmeyen işlerdendir. 

“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük gazab gerektiren bir iştir.” (Saf/ 2-3) Diye de uyarmıyor mu Yüce Allah? 

Müslüman olmasa bile yerine getirmeyeceği sözleri vermenin, hiçbir ahlaklı insana yakışmayacağını herkes bilir. Resulullah (SAV)’ın “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez ve emanete ihanet eder.” Diye buyurduğu hadisinden de anlıyoruz ki, erdem sahibi kişi bunlardan uzak durmaya çalışandır. 

Eşler birbirlerine namuslarını ve hayatlarını emanet etmişlerdir. Birbirlerine yardımcı olacaklarına, birbirlerinin mutluluğu için çaba harcayacaklarına dair sözleşmişlerdir, ahitleşmişlerdir. “…Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz...” (Bakara/ 187)ayetinin de ifadesiyle birbirlerini çirkinliklerden, soğuktan, sıcaktan koruyup muhafaza eden bir elbise gibi sırlarını, kusurlarını ve eksikliklerini gizleyeceklerine, iyi günde kötü günde hep beraber olacaklarına dair sözleşmiş ve teminat vermişlerdir. 

Zaman içerisinde ne değişiyor ki, eşler daha önce söylediklerinin tersi için uğraş vermeye başlarlar. Verilen söz kişinin gücü ve imkânı dışında ise, bunu sözü vermeden önce göz önünde bulundurmalıdır. Veya imkânsızlıklar daha sonra ortaya çıktıysa kişilerin anlayışlı davranması gerekir. “Kıyamet gününde Allah katında sorumluluğu en büyük olan emanet, kişinin baş başa kaldıktan sonra, karısının ifşa ettiği sırrıdır.” Diye buyurur Resullullah (sav). 

“Emaneti olmayanın imanı yoktur, ahdine riayet etmeyenin de dini yoktur.” Hadis-i Şerifi bu konunun ehemmiyetini açıklar. 

Vaktiyle zatın biri, arkadaşlarıyla hasbihal ederken söz arasında hanımını boşayacağını söyler. Etrafında olanlar merakla bunun sebebini sorduklarında; “sizlere hanımımın kusurlarını nasıl anlatabilirim ki” diye cevap vermiş. Eşinden ayrıldıktan sonra meraklarını yenemeyenler bir cevap almak ümidiyle tekrar zata gider ve “artık hanımınız olamadığına göre bize boşanma nedeninizi söyleyebilirsiniz” derler. Zat bu defa da; “yabancı bir kadının kusurlarını nasıl söyleyebilirim” diye cevap vermiştir. Eşler birbirlerine karşı vefakâr olacaklar ki; topluma vefalı, sözüne sadık kişiler yetiştirebilsinler. Ağızlarından çıkan ve çıkacak her bir söze “acaba” diye, tereddütle yaklaşan eşler arasında muhabbet nasıl devam edebilir, nasıl huzurlu bir aile yuvası kurulabilir ki? 

Herkes zaman içerisinde elinde olmayarak gerçekleşenler hariç, maddi ve manevi kapasitesini az çok bilir. O vakit verdiği sözlere riayet etmek bir vefa değil midir? Zannediyoruz ki, vaziyeti idare etmek için, işimizi halledinceye kadar her istediğimizi söyleme hakkımız vardır. 

Resulullah Efendimiz (SAV)’in “Hud Suresi beni ihtiyarlattı” demesinin nedeni o surede bulunan; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” (Hud /112) Ayet-i Kerimesi değil midir? 

Ne yazık ki, öyle bir hale düştük ki, kimsenin kimseye itimadı ve güveni kalmamış durumda. Ağzımızdan çıkan sözlere karşımızdakini inandırabilmek için “vallahi, billahi, tallahi, Kur’an çarpsın, çocuklarımın başına” ve daha birçok yemin eder, halden hale gireriz. Yine de tam bir gönül rahatlığıyla karşımızdakini inandıramaz (veya inanamaz) bir toplum olup çıktık

Yabancı film izlemeyen pek kimse yoktur herhalde. Bu filmlerdeki kişilerin verdikleri sözleri yerine getirmek için, hayatları pahasına mücadele ettiklerini de görmeyen yoktur. Hâlbuki bizler 63 yıllık hayatı boyunca ağzından şakayla dahi, yalan bir sözün çıkmadığı bir Peygamberin ümmetiyiz. Bırakın aile efradına, eşlerine karşı, düşmanlarına karşı bile asla ve kat’a verdiği sözden dönmemiştir. 

“Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?” diye buyurmuyor mu Yüce Allah (CC). Ayet, her ne kadar mihir ile ilgiliyse de, özünde verilen söze riayet etme konusunda uyarıda bulunmaktadır. Toplumun başı ailedir, baş giderse gövde nasıl ayakta kalabilir ki? O vakit, öncelikle eşlerimizden başlayarak, kimseye yerine getiremeyeceğimiz sözleri vermemeli; verilmiş sözü yerine getirebilmek için azami gayret sarf etmeliyiz. 

  

Yorumlar