Duygu Kirliliği ile Mücadele Etmek

İlim İrfan

  /   877   /   25 Mayıs 2020, Pazartesi

 Yazdır

  

İnsanın bedeni kirlendiği gibi duygu ve düşünceleri de kirlenir. Bedenin temizliğe ve bakıma olan ihtiyacını duygularımız da hisseder. Nasıl ki beden, kirlerinden arıtılmadığında hissedilen koku ve kirin oluşturduğu ağırlık insanı olumsuz yönde etkiliyorsa; duyguların kirliliği de insanı içten dışa doğru etkiler. Bakış açılarımızı, algılarımızı, eylem ve amellerimizi kuşatıverir.

Onun için önce kirli duyguları tanımaya ihtiyacımız vardır ki; güzel duyguların kıymetini bilelim. Güzel duygular beslemenin içimizde oluşturduğu huzur ve mutluluk ile kötü duyguların oluşturduğu stres ve mutsuzluk arasındaki farkı kavrayabilelim.

İnsan, kötü duyguların etkisinde kaldığında duyguları onu kör, sağır eder. Akıl terazisi devre dışı kaldığından, sağlıklı bir muhakeme yapamaz. Kişinin bilinci uykuya dalar. O an çok yanlış kararlar alabilir, yanlış tepkiler verebilir. Yaşanan duygu yoğunluğu, kişinin o an farklı pencerelerden bakmasına engel olur. Böylece tüm alıcıları kapanan insan o duyguyla görür, hisseder, kavrar, değerlendirir. Gözünü açtığında ya da o duygunun etkisinden sıyrıldığında ise iş işten geçmiş olur. Birçok pişmanlığın arasında bocalar.

Onun için yapılması gereken şey; kişinin zihnine şeytanın ektiği kötü duygu ile savaşmaya başlamaktır. Sonra da nasıl kararlar alması ve davranış sergilemesi gerektiği konusunda akli muhakeme yapmaya kendini zorlamaktır. Yani duygularını yönetmeye çalışmaktır. Onun için Yüce Rabbimiz sabrı tavsiye etmiştir. Hayatımızda acele verdiğimiz kararların sonu çoğu zaman hüsran olmuştur.

KİN VE NEFRET DUYGUSU

Bu duyguya mağlup olan, yenemeyen insan, sorun yaşadığı her şahıstan nefret eder. Bunu belki kendisine itiraf etmekte zorlanır ama hoşlanmaması, sevememesi bu nefretin sonuçlarıdır. İnsan sevmediği kişinin iyi taraflarını göremez, kusurlarını gözünde büyütür. Çünkü uzmanların tespitlerine göre duygular büyüteç görevi yapar. Seven sevdiğinin sevdiği taraflarını, nefret eden nefret ettiğinin kötü taraflarını büyütür ve ona odaklanır. Diğer yönlerini fark edemez ya da önemsemez.

Onun için kin ve nefret duygusu kınanmıştır. Yani etkisinden kurtulmak için tevbe etmek, Allah (CC)’tan yardım istemek, bu konuda bilinci arttırıcı okumalar yapmak gerekiyor. Bunun gibi kibir, riya, haset, ucub, cimrilik, bencillik ve buna benzer duygulara karşı Allah (CC)’a her daim sığınmamız gerekiyor.

Kötü duygular insanın iç dünyasını da karartıyor. Kişide bunalımlı bir hayata neden oluyor. İnsan iç huzurunu kaybediyor. İçinde nefret besleyen insan mutlu olamadığı gibi bu, kalbe de çok ağır geliyor. Kalp Beytullah’tır. Oraya sirayet eden her kötü duygu ona ağır gelir. İşte kişi, kötü duygularından arınmadıkça en büyük zararı kendisi görüyor.

ÖFKE DUYGUSU

Freni bozuk, yani ayarı bozuk bir öfke de sahibini köle eder. Kişi öfkesine galip gelmediği sürece öfke ona galip gelir. Boşalttıkça artar artar… Kişiyi zıvanadan çıkarır. Gözü, gönlü perdeler. Öfkesini yenemeyen insanlar, devamlı en yakınlarına zarar verirler. Ağza alınmayacak sözler söyleme, işi şiddete kadar götürme gibi durumlar ortaya çıkabilir. Onun için bu duygunun da terbiyeye ihtiyacı vardır.

Öfke kökünden kazılamaz, fakat terbiye edilebilir. Her duygunun aşırısı sorunludur. Yanlış kişiye yanlış duyguları beslemek sorunludur. Yani duyguların doğru yerde, doğru kişiye ve doğru zamanlama içerisinde, en uygun şekilde yansıtılması gerekir. Yani dengeli öfke gerekir.

ŞEHVET DUYGUSU

Şehvet duygusu her insana Yüce Allah tarafından; aile olmak, neslin devamını sağlamak için verilmiştir. Yani iki zıt kutbu çekim gücü niteliğindedir. Nikâhla, helâl dairesinde ancak eşle tatmin edilmesi gereken bu duygunun başkalarına karşı hissedilmesi kirlenmedir. Onun için yüce dinimiz bu duygunun oluşmasını, başkalarına karşı hissedilmesini engelleyecek tedbirleri bildirmiştir.

Gözleri korumak, alınacak tedbirlerin ilk basamağıdır. Çünkü insanın gördükleri birebir duygu dünyasını etkiliyor. Bugün internet ve televizyon yayıncılığı ile insanın önüne yığınla, karşı cinsle alakalı iffetsiz görüntüler sergileniyor. Bunlara karşı alınmayan tedbirler, kişiyi iffetsiz duygulara sevk eder.

Mevlana Celaleddin: “Şehvetine kul olanı azad edecek bir efendi tanımıyorum. O öyle bir kuyuya düşmüştür ki; o kuyunun dibine varacak bir ip bulamıyorum.” diyor. Bu duygu terbiye edilmediğinde, salıverildiğinde kişiyi öyle bir kuyunun içine düşürür ki; o kuyunun dibi dahi yoktur. Yani tatminsiz bir yola girmiştir. Helâli terk etme neticesinde kalbini, aklını, amelini, teslim ettiği şehveti, farklı arayışlara ve çeşitliliğe yönlendirir. Yeni sapkınlıkların peşine düşürür insanı. Tatminsiz bir yola girmenin doğurmayacağı sapıklık yoktur. Onun için bu duyguda, kişiye sirayet etmesine neden olan kapılar her zaman kapalı tutulmalıdır. Karma ortamlarda diyaloglarda vakar, edep, hayâ perdesi her zaman korunmalıdır.

Zamanın birinde bir salih zat oğluyla yürürken birisi siyah, diğeri beyaz olan iki köpeğin birbiriyle kavga ettiğini görüyor. Çocuk babasına, “Sence hangisi kazanacak?” diye soruyor. Babası ise “Hangisini beslersek o kazanacak” diyor. Bizlerin de içinde bizi kötülüklere iten tarafımız var; nefsimiz. Bir de iyiye, kemale yönelten tarafımız var. İşte hangi tarafı beslersek; o tarafımız daha kuvvetli olacaktır.

Bu noktada, kötülüğe teşvik eden tarafımızı iyi tanımaya çalışmalıyız. Bunu yaparken kendimizi sık sık testten geçirmeli, nerede hangi tavrı sergilediğimizi, bunu yapmadaki niyetimizi sormalıyız. Örneğin sakınmamız gereken kibrin belirtileri bizde mevcut mu? Yaptığımız bir işin neticesinde övülmeyi, beğenilmeyi, fark edilmeyi istiyor muyuz? Eleştiri aldığımızda öfke patlaması yaşıyor muyuz? Bir yakınımızın yanlış bir fiilini gördüğümüzde nasıl tepki veriyoruz?

Kendimizi seyredelim kendi aynamızdan. Sonra içimize doğan ve amellerimize yansıyan her kötü duygunun itirafını Rabbimize yapalım. O (CC), bizi bizden daha iyi biliyor ama kulunun kendi kendisini bilmesini ve O (CC)’na sığınıp arınmasını istiyor.

“De ki: Duanız olmazsa Allah size ne diye değer versin!”  (Furkan-77) Allah Rasulü (SAV) dahi günde yüz defa istiğfar getirmiştir. Onun kalbi de kendisi de selim ve emindir. Kendi kalbini muhafaza eden insan kalbinden emin, etrafına karşı da güven veren bir insan olacaktır. Selim ve sükûn dolu bir kalbe o zaman kavuşma imkânımız olacaktır.

  

Yorumlar