Çocuk mu, kariyer mi?

Bilge Kadın

  /   947   /   30 Haziran 2020, Salı

 Yazdır

  

Başörtüsü yasağından dolayı okulu bırakan birine “Gayet başarılı birisin. Kariyer yapabilirdin. Neden okulu bıraktın?” demişler. “Kariyer yapmak için okulu bıraktım” diye cevap vermiş.

Durun durun! Hemen okumayı bırakmayın lütfen. “Kızlar okumasın, annelik en güzel kariyerdir” falan demeyeceğiz. Yalan da değil aslında ama artık klişe oldu.

Kariyer denen şeyin diplomaya indirgendiği dönemde yaşıyoruz. Başörtüsü yasağı sebebiyle iki üniversite bırakmış bir yazar, yeni evlenen akrabasına sorar: “Liseye devam ediyor musun?” Gelin hanım cevap verir: “Tabii ki, dışarıdan okuyorum. Ben senin gibi miyim? Çocuk da yaparım, kariyer de.”

Liseyi bitirse, bir de üstüne ön lisans ilahiyat diploması alsa ‘ilahiyatçı’ diye ünleneceğini sananlar, bir bölümün açık öğretiminden mezun olur olmaz, o bölümün uzmanı diye anılma hayalleri kuranlar var. Günümüzde vasat bir zekâ yahut ‘dayısız’ bir diplomayla kariyer hayalleri kuranları, zengin olmak için kazı yapan ve altın arayanlara benzetiyorum. Devir, dişinle tırnağınla kariyer yapma devri değil artık. Profesörlerin bile intihalle bir yerlere geldiği günümüzde, bir kadın nasıl gerçekten kariyer yapabilir ki?

Ya kariyer, ya evlilik tercihi olabilir mi? Kariyer, evliliğe engel midir?

Öncelikle bir Müslümanın kariyer anlayışı nasıl olmalıdır, ona bakmak lazım. Günümüzde her şey birbirine o kadar karışmış ki, ister istemez bizler de o akıma kapılıp gidiyoruz. Zamanın bereketsizleştiği, gelişen imkanlara rağmen vaktin hiçbir şeye yetmediği bir zamanda yaşıyoruz. Günümüz koşulları bırakın kadını, erkeğin bile kariyer yapmasına yetmiyor.

Bizler Müslümanız; evlerimizi pansiyon yahut bekar evi gibi kullanamayız. Evlendiysek sorumluluklarımız vardır. Peki evlenmesek? “Yüksek lisans yapıyorum, evlenmemeliyim” sözü bir Müslümanın söyleyeceği söz mü? Efendimiz(ﷺ) “Evleniniz, çoğalınız. Ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Beyhaki, VII/81) buyururlar. Evlenen, çoğalır; çocuğu olsa da olmasa da. İslam devletinde yeni bir ailedir çünkü, İslam binasında yeni bir tuğladır o.

Anne, hadis-i kudsînin beyanıyla ‘ayaklarının altına cennet serilen’dir. Efendimiz(ﷺ)’in beyanıyla ‘hayatta en çok hürmet edilmesi gereken’dir. Kariyer planları yaparken bunlar göz ardı edilmemelidir. Asr-ı Saadet’e baktığımız zaman, Hz. Hatice annemiz döneminin en ‘kariyerli’ kadını idi. Mekke’deki bütün kervanların toplamı, onun kervanı kadar etmiyordu. Ama o ne iffetinden taviz verdi, ne anneliğinden…

Hz. Zeyneb b. Cahş da kariyer sahibi bir hanımdı. Deri tabaklamaktan tutun da elişine dair ne varsa biliyordu. Yapıp sattığı ürünler, Medine’nin bütün fakirlerine yetecek kadar değerli ve çoktu. Hz. Âişe annemiz diyor ki: “Zeynep vefat edene kadar Medine’de fakir yok sanırdık. Zeynep öldü ve fakirler kapımızı çalmaya başladı.” Esma b. Umeys de kariyer sahibi hanımlardandı. Dönemin kadın hekimlerinden sayılırdı. Efendimiz(ﷺ) kendisiyle zaman zaman tıbbî meseleler konuşurlardı.

Günümüz şartları ve Müslümanların günümüz dünyasına ayak uydurmaları, bizim kariyer anlayışımızda da değişikliklere neden oldu. Evinde yemek yapmayı zillet sayan bir kadın, yemekhane işletmeyi kariyer sayıyorsa burada ciddi bir problem var demektir. Bakıyoruz, anne babasına su vermekten aciz genç, kariyer hevesiyle, asistanı olduğu hocanın market alışverişine kadar yapıyor. Yolu zilletten geçen kariyerlere karşıyız. Esasen yolu zilletten geçen her şeye karşıyız. Bu ne mi demek?

Kimi erkekler, eşlerinin kötü işlerde çalışmasına müsaade ederler fakat rahat ve güzel işlerde çalışmasını istemezler. Neden? “Hor ve hakir işlerde çalışsın ki kocasına üstünlük taslamasın.” Bilinçaltında yatan sebep bu maalesef… Zaten kadınların çoğunun kariyer yapma sebebi de ‘kocaya muhtaç olmamak’. İslam ahlâkının yerleşmediği bir toplum olmanın cezasını çok kötü çekiyoruz.

Gelelim kariyer yapmak için okul bırakmaya. Günümüz eğitim sistemi, öğrencinin yeteneklerini köreltiyor, yanlışı doğru diye ispat ettiriyor. Örneğin matematik okuyan biri, üçgenin iç açılarının 180 değil, hoca ne isterse o derece olmasını ispatlamaya uğraşmakla vakit öldürüyor. Sınavda kitap açmaya izin veren fakat altmış öğrenciden sadece dördüne geçer not vereceğini söyleyen hocanın dersinden geçme ümidiyle, gecesini gündüzüne katıyor. Dünyalık kariyerlerin kölelikten geçtiğini anlayan insan da okulu bırakıp kariyerine başka bir alandan devam ediyor. Dikkat ederseniz yazar ve şairlerin çoğu edebiyat mezunu değildir; tarihçilerimiz de tarih bölümü bitirmemişlerdir. Örneğin Mehmet Akif Ersoy veterinerdi.

Müslümanın kariyeri Müslümanca olmalı. Hz. Hacer kariyer sahibi biri değildi ancak Allah’a teslimiyeti, onun namını günümüze taşıdı. Bir de ödül verdi ona: Muhammed aleyhisselam adında bir torun. Hz. Fatıma’nın en büyük kariyeri de takvası ve Hasan, Hüseyin ve Zeynebler yetiştirmesiydi.

Müslümanca yaşayabildikten, anneliğini ihmal etmedikten sonra insan kariyer de yapsa ne zararı var? Ancak kariyer sahibi birinin kötü ahlaklı çocukları toplumun başına bela olacaksa, kariyerin ne faydası var?

Evlenmemek de kabul edilebilir bir seçenek değildir. O halde kariyerimizi evimize göre ayarlamalı ve evimizde daha çok zaman geçirebileceğimiz işler, uğraşlar ve alanlar belirlemeliyiz. Çizgi film veya animasyon yapımı, karikatüristlik, ressamlık yahut dikiş-nakış gibi işler… Ancak bu şekilde –günümüz anlayışına göre- çocuk da kariyer de yapabilir, sağlıklı bir yuvaya sahip olabiliriz.

Şu da unutulmamalı ki; Müslüman kadın için kariyer, evindeki sultanlığa ara verip hizmet sınıfına girmek demektir. Mesleği ne olursa olsun çalışan insan –özellikle de kadın- birilerine hizmet etmektedir. Hizmet edilecek en güzel topluluksa insanın ailesidir. Ahlaklı bir çocuk yetiştirmek de en büyük kariyerdir. Vesselam.

  

Yorumlar