Ahireti Hesaptan Düşme!

İlim İrfan

  /   867   /   29 Temmuz 2020, Çarşamba

 Yazdır

  

İnsan garip bir varlık. Ayette belirtildiği gibi biraz cahil, belki zalim… Ahsen-i takvim sınırlarına çıkacak kadar eşref, esfele safiline düşecek kadar zelil. İnsan canı, her şeyden vazgeçirtecek kadar kıymetli, fakat kıymeti ateşe verecek kadar da nefsin esiri. Ne söylense az ama nihayetinde bir damla su ve sonu bir avuç toprak.

İşte böylesi bir varlık, dünya ve ahirete inanmanın ötesinde onu dengelemeyi bilmeli, bir ömür nefes sayısı müddetince bu dengeyle kendini korumalı, insanlığını kullukla şereflendirmelidir. Çünkü gönderiliş amacımız; dünyaya anlam katacak olan kendimizi tanımamız ve Rabbin rızasını amaçlayan kulluktur.

Dengenin sağlanması için Müslüman’ım demek yeterli olmayacaktır. Kişi dengenin ölçüsünü idrak edemezse ya hayattan elini eteğini çekecek, ahiret odaklı bir hayat yaşayacak -ki bu şekilde dünyasını kaybedecek- ya da modern çarkın dişlileri arasında eriyip gidecektir. Ahiretini inşa ederken dünyadan istifade etmek, ahirete salih amellerle fidanlar dikerken dünyada örnek şahsiyet olabilmek, kuşkusuz Müslümanın sanat eseridir.

Dünyada kalıcı eserler (sadaka-i cariye) bırakırken ahirete de inciden oyulmuş saraylar inşa edebilmek… Dünyanın tüm faniliğine rağmen, baki hayata hazır olmak… “Ya ölümden sonra başka bir hayat yoksa?” diye soran kişiye: “Yoksa ben bir şey kaybedecek değilim. Peki, ya varsa?” diyen Hz. Ali gibi binlerce kez sormak nefse.

Ahiret endişesi taşımak ve dünya dengesi kurmak, her ne kadar aşılması güç, sarp bir yokuş gibi görünse de neticesi huzur ve güzellikten başka bir şey değildir. Hatta hayata dair zorluklar, bu sayede kolaylaşır. Bu dengeyi sağlayınca asıl dünya yükünün insan üzerinde ne kadar çok olduğunu, gereksiz birçok dert ve endişesinin tozunu siler maneviyat dehlizlerinde.

Bu açıdan insanın tutarlı olup dünya ipiyle ahirete dikiş attığını/atacağını unutmaması gerekir. Unutmak kimi zaman nimetken kimi zaman gaflettir. Unutulmaması gerekeni unutan kişinin ahirette Allah’a sunacak bahanesi, suya yazı yazmak kadar abestir. Yaşam koşulları itibariyle imkân çoktur, bahaneye yer yoktur. Bin tane bahane olsa da bir tane imkân o bahaneleri söndürmeye kadirdir. Sahi iman en büyük imkândı değil mi?

Ve hadiseler… Özellikle içinde bulunduğumuz durum ve dünya hayatı, ahiret ile birlikte yaşanılacağının bir kanıtı gibidir. Deliller öylesine çok ki; insana iman tazeletecek türden. Hususen dünyayı alarma geçiren, gözlerin görmekten aciz kaldığı bir virüs, ne çok şey anlattı insanoğluna. Sahi bu son hadiseler ne diyor nefislerimize?

Sen ey insan!

Bir virüs, seni haram yakınlıklardan uzak mı tuttu?

Bir virüs, seni haramın habis ve zararlı olduğuna ikna mı etti?

Bir virüs, seni hakaret boyutunda eleştirdiğin tesettürlülerden daha çok kendini setretmeye mi sevk etti?

Bir virüs, seni dünyadaki zevk ve sefanın, en küçük zarardan koruyamayacağına razı mı etti?

Bir virüs, ölümün ne kadar yakın olduğunu hatırlattı ve can korkusundan tedbirlere sıkı sıkıya sarılmaya mı itti?

Oysa o virüsün de sahibi (CC), insana çoktan uyarıda bulunmuştu. Oysa gönderiliş amacında, önce iman etmen sonra ahireti de hesaba katman gerektiğini buyurmuştu. Oysa İslam dininin yaşanılıyor olması, bir virüsten koruyacağı gibi daha birçok dünyevi buhranlardan da selamete çıkaracağı gerçeğini beyan etmişti. Oysa kaynağı temizlik olan dini göz ardı eden insan, can tehlikesinde taharet çeşmelerine rağbet etmişti. O bulunurdu da ahireti tarumar edecek inançsızlığa çare ne olacaktı?

Peki, ya sen Müslüman!

Bir virüs, seni abdeste itmedi mi?

Bir virüs, haram selamlaşmaların ateşe yaklaşmak olduğu gerçeğine götürmedi mi?

Bir virüs, tüm albenisine rağmen dünyanın nasıl da kâbusa döndüğünü fehmettirmedi mi?

Bir virüs, dünyanın ancak ahiretle yaşanabilir olacağı gerçeğine ikna etmedi mi?

Bir virüs, seni dünyaya çok dalmışlığa, mazluma el uzatmayışa, ahireti hesaptan düştüğün için ikaza, uyarıya, tefekküre götürmedi mi?

Hâlbuki “Müslüman” unvanını almış her insan, tüm bu endişeleri vicdanında yaşamalı, helâl ve haramı kulluğa aktif olarak taşıyan birer şahsiyete dönüşmeliydi. Ahiret düğmesi olmadan dünyanın zillet ekranı kapanamazdı. Ahiret inancı yüreklerden eyleme geçmeden, dünya tadı damağa lezzet vermeyecekti. Dünya lezzet vermese de sorun yoktu, çünkü önemli olan zaten ahiret ebediliğinin tadıydı. Müslümanın nazarında dünya sıkıntısı zaten olacaktı ve ölüm gerçeği onu korkutmazdı. Bilakis ölüm, ahirete atılan tohumların kabul edilme umuduydu.

Sözün özü; gözle görünmeyen bir virüs, ahiret gerçeğini binlerce kez önümüze koyarken, gözle görünenlerin verdiği mesajları okumak da insanın imanının gereğidir. Bilhassa biz Müslümanların bu hadiseyi daha büyük okuması gerekir. Çünkü her şeyden öte o virüsün de Rabbine imanımız var. Virüsten öğrendiklerimizin özeti:

“Rabbini dinle ve ahireti hesaptan (dünyadan) düşme!”

 

  

Yorumlar