Yeme bozukluğunun duygusal nedenleri olabilir

Şifa Bahçesi - Halis Bilgi

  /   409   /   15 Nisan 2015, Çarşamba

Tombulbebek
 Yazdır

Problemin temelinde yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha fazlası vardır. Kişinin yaşam koşulları, aile ve arkadaş ilişkileri, kişilik özellikleri, duygu durumu, içinde bulunduğu toplumun ideal beden algısı, bedene yüklenen anlamlar, değer yargıları yeme bozukluğunun oluşumunu tetikleyen faktörler arasındadır.

Yemeği kontrol etmek için mi yoksa Yemeğin kontrolüne girmek için mi?

  

Yeme bozukluğunun kökeni duygusal sorunlara dayanmaktadır. Yeme bozukluğu olan kişilerin yemek ve kilo ile ilgili takıntıları vardır. Bunun yanı sıra bedenleri ve kiloları, gün içerisinde ne yedikleri, ne kadar yedikleri, aldıkları besinlerin kalori değerleri günlük düşüncelerinin önemli bir kısmını kapsar.

Kişinin yeme alışkanlıkları üzerinde toplumsal nedenler ve psikolojik nedenlerin etkisi olduğu savunulmaktadır. Diğer bir deyişle, problemin temelinde yemek, kalori, kilo gibi kaygılardan çok daha fazlası vardır. Kişinin yaşam koşulları, aile ve arkadaş ilişkileri, kişilik özellikleri, duygu durumu, içinde bulunduğu toplumun ideal beden algısı, bedene yüklenen anlamlar, değer yargıları yeme bozukluğunun oluşumunu tetikleyen faktörler arasındadır.

Sosyokültürel açıdan hızlı değişen ülkelerde toplumsal anlamda da pek çok değer, tutum ve inanış hızla değişmektedir. Bu değişim toplum İçerisinde kadın ve erkek rollerini, onların toplumdaki yerlerini, onlardan beklentileri etkilemektedir. Toplumlarda kadının yerinin değişmesi ile birlikte özellikle kadın bedeni imgesi de daha çok önem kazanmaktadır. Eskiden kadının bedeni, onun anneliğine yönelik bir beklenti sonucunda oluşurken günümüz toplumunda kadının dış dünyadaki yerinin artması, "çalışan kadın" olması ile birlikte beden imgesi de farklılaşmaktadır. Kadın bedeninin daha zayıf, daha güzel, daha sportif, daha alımlı olması onun aynı zamanda "daha başarılı" olmasını sağlayan bîr etken gibi görülmeye başlanmıştır.

Güzel ve zayıf olmanın yanı sıra yeme bozukluklarına yol açabilen önemli bir başka toplumsal etken ise o toplumun yeme alışkanlıkları konusundaki "sağlıklılık" çılgınlığıdır. Günümüzde özellikle gıda sektöründeki değişim, besinlerin hormonlu oluşu ve hazır gıda kültürünün artış göstermesi beraberinde çeşitli yeme bozukluklarını getirirken aynı zamanda "aşırı sağlıklı beslenme" alışkanlığını da pekiştirmiştir.

Bu kişiler sağlıklı beslenmeyi bir takıntı haline getirmeye başlamış ve bu durum kişilerin gündelik yaşamını, duygu durumunu, sosyal hayatını etkilemeye başlamıştır. Bu kişiler doğru beslenme hedefiyle, kendilerini toplumdan soyutlama, sağlıksız derecede takıntılı davranma ve hatta kendini aç bırakmaya kadar gidebilecek riskler altındadırlar. Bu açıdan bakıldığında kişi yemeği kontrol etmek isterken zamanla yemeğin kontrolü altına girebilir.

Günümüz toplumunda medyanın etkisiyle değişen güzellik anlayışı yeme bozukluklarının görülme sıklığını artmıştır. Televizyon dizileri, filmler ve hatta çizgi filmlerde bile genellikle ince vücutlu kadınlar ve kaslı erkekler başarılı, popüler, güçlü tipleri canlandırır. Bu nedenle, insanlar daha çocukluktan başlayarak yaşamda başarılı ve mutlu olmanın sırrının zayıf ya da kaslı bir görünüme bağlı olduğuna inanabilirler. Bu durum da insanın bedenine gereğinden daha fazla anlamlar yüklemesine neden olabilir. Medyanın, genç insanlarda özellikle de kadınlarda güzelliğin zayıflıkla bağlantılı olduğunu empoze etmesi ile birlikt sağlıklı olmaktan çok zayıf olma ihtiya belirmiş, zamanla da bu zayıflık sağlıklı bede ölçülerinin hep "altında" olmaya başlamıştır.

Ergenlik dönemindeki bir genç kız, ekranda veya dergi kapaklarında gördüğü herhangi bir modeli örnek alarak onun kilosunda olmaya çalışabilir. Bunun devamında ergen, o kişinin kilosuna ulaşabilmek için öğün atlamaya, yemeklerini kısıtlamaya veya yediklerini çıkarmaya başlayabilir. Bu süreç ergenin giderek sağlıksızlaşmasına ama kendisini her şeye rağmen şişman hissetmeye devam etmesine neden olur. Kişi toplumun kendisine dayattığı güzellik kriterleri ile kendi bedenini kıyasladığında kendini yetersiz, çirkin hissederek diyet yapmaya başlar. Kişinin önüne sunulan modeller kadar ince bir bedene sahip olamayacağı inancı onu diyet yapmaktan yeme bozukluğuna götürebilir.

Her ne kadar medyadan ve toplumdan kişinin dış görünüşünün ne kadar önemli olduğu île ilgili mesajlar gelse de kişinin yeme bozukluğuna yakalanmasının temel nedeni olarak medyayı ve toplumsal mesajları neden olarak ileri sürmek doğru olmaz.

İç Dinamikler Nasıl Etkiler?

Kişinin beslenme alışkanlıklarına özen göstermesi, egzersiz yaparak belli bir ölçüyü korumaya çaba harcaması bedensel ve ruhsal sağlığı açısından önemli bir faktördür. Böylece kişi kendi ile ilgili olarak olumlu bir beden algısına sahip olur, vücudundan, nasıl göründüğünden hoşnut olur ve kendini kabul etmenin ön şartını yerine getirmiş olur. Ancak kişi, nasıl göründüğünü, bedenini hayatının, sosyal ilişkilerinin odak noktası haline getiriyorsa ve yaşantısını bunun üzerine şekillendiriyorsa, bedenine aşırı bir yatırım yapıyorsa o zaman bu durum ruh sağlığını bozmaya başlayabilir. Bu aşırı yatırım beraberinde yeme bozukluklarını getirir. Yeme bozukluklarında toplumsal etmenlerin rolü yadsınamazken, kişinin psikolojik durumuna ilişkin etmenlerin de önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Kişi, duygusal sorunlarını yemek yeme alışkanlıkları ile dışa vurmaktadır.

Kişinin özgüven eksikliği, kaygılan, öfkesi obsesyonları, mükemmeliyetçiliği, kendini ortaya koyamaması yemek ile olan ilişkisini etkilemeye başlar. Bu nedenle yeme bozukluklarında yüzeysel olan sorun kilo ve yemekle ilgiliyken altta yatan - ve asıl neden olan- duygusal sıkıntılar göz ardı edilmemelidir. Temelde, bilinmesi gereken en önemli şey,Anoreksîya Nervoza, Bulîmîa Nervoza, Aşırı Yeme Bozukluğu ve diğer yeme bozuklukları yemek veya kilo değil; psikolojik durum ile ilintilidir.

Yeme bozuklukları ve kişilik yapısı

Aynı toplumda bulunan ve beden konusunda aynı toplumsal mesajlara maruz kalan her birey yeme bozukluğu tablosu ortaya koymaz. Çünkü kişilik yapısı bu hastalığın ortaya çıkma sürecinde çok önemli bir role sahiptir. Kişilik yapısındaki bazı özellikler veya eğilimler kişinin yeme bozukluğu geliştirmesine etki edebilir. Özellikle kendi hayatı üzerinde kontrol sahibi olamayan kişilerde bu tablo daha sık görülebilir. Kişi çevresini kontrol edemediğinde kontrol edeceği alan olarak kendi bedenini ve kilosunu seçer. Bir süre sonra kilo vermek başlıca amaç haline gelir. Bu tabloda kişi, kendi bedenini içsel gerçekliğinden daha çok ön planda tutmaya çalışmaktadır. Aslında kişi bir taraftan benlik değerini düşürmekte, bedeninden memnun olmadığında kendisini değersiz görmektedir.

Yeme bozuklukları ve cinsiyet

Kadın olmak yeme bozuklukları konusunda başlı başına bir risk faktörü olarak ele alınabilir. Çünkü çoğu kadın bakımlı olmak İster ve bu gayet normaldir. Ama eğer kendine bakma isteği ve düşüncesi kişinin en temel ihtiyacı ve uğraşı haline gelir, kişiyi sağlığını tehlikeye atacak yeme davranışlarına iterse dikkate alınmalıdır.

Toplumun "Güzel kadın zayıf kadındır." baskısı her yaş grubundaki kadın için yeme bozukluğuna dair tetikleyici bir etken olabilir.

Araştırmalar yeme bozukluğu olan kadınlarda, kendinden nefret etme, kendine öfke duyma, değersizlik duygusu ve özgüven eksikliği gibi duyguların ön plana çıktığını göstermektedir.

Ayrıca, yeme bozukluğu olan kişilerde, mutlu olmanın ve mükemmel hayata sahip olmanın tek yolunun İnce bir bedene sahip olmak olduğu da en temel inançtır.

Yeme bozukluğu kadınlara özgü bir hastalık gibi kabul edilse de son yıllarda erkeklerde de yeme bozukluğu tablolarının görülmeye başlandığı bilinmektedir. Erkeklerde yeme bozukluğu genellikle aşırı egzersiz yapmak, kaslı ve yağsız görünmek İçin sağlıksız yeme davranışlarında bulunmak, fit bir vücuda sahip olmak için vücuda zararlı besin desteği kullanmak şeklinde görülebilir. Bunun yanı sıra Anoreksiya, Bulimia oranı erkeklerde de gittikçe arttığı gibi aşırı yemeye bağlı yeme bozuklukları kadınlarda olduğu kadar erkeklerde de sıkça rastlanan bir durum haline gelmektedir.

Yeme bozuklukları, beden algısı ve ergenlik

Yeme bozukluklarının daha çok ergenlik çağında başladığı bilinmektedir. Parman'a göre, ergenin mutlak düşmanı "bedenidir". Bedendeki başkalaşım, çocukluktan çıkan ergenin başkaları tarafından hatta kendi tarafından tanınmasını zorlaştırır. Bedendeki her değişiklik kaygı ve korku uyandırır.

Boyun kısalığı ya da uzunluğu, göğüslerin küçüklüğü veya büyüklüğü gibi hemen her şey her zaman sorun olur. Erişkin bir bedene sahip olmak bir süreçtir ama zorlu bir süreç.

Buradan yola çıkılarak ergenin en kırılgan en hassas noktası olan bedenin, ruhsallığındaki kırılganlığı yansıttığı, patolojisini ortaya koyduğu bir nesne olarak önümüze çıkması da şaşırtıcı değildir. Ergenler bu dönemde genellikle kilo vermek ve mutlu olmayı özdeşleştirebilirler.

Kilo verince daha popüler olacak, karşı cins tarafından beğenilecek, tüm problemleri çözülecek gibi gelir. Bu nedenle ne kadar kilo verirlerse versinler daha fazla vermek isteyebilirler; böylece yeme bozukluğunun ciddiyeti ve verdiği zararlar artmaya başlar.

Özellikle de kızlarda ergenliğe girişte, kişi bedeninden utanmaya, kadınlaşmaktan korkmaya ve olabildiğince zayıflayarak eski çocuk bedenine dönmeye çabalayabilir.

Yeme bozuklukları ve aile

Yeme davranışı beden kontrolünün bedene sahip olmanın en ilkel, en eski biçimidir. Aynı zamanda anne-çocuk ilişkisinin ilk ve en önemli ve elbette en sorunlu alanıdır. Yeme bozukluğu olan bireylerde ilk dönem anne-çocuk ilişkisinde dikkat çekici olan annenin bebeğin tüm isteklerine ihtiyaç gözüyle bakıp duygudan yoksun bir şekilde onu duyurmasıdır.

Bebeğiyle güvenli bağlanmaya dayanan ilişki kuran, onun fiziksel açlığı ile birlikte duygusal açlığını da giderebilen annelerin çocuklarında yeme bozukluğuna rastlanma sıklığı çok daha düşük olacaktır.

Yeme bozuklukları, anne-babaların kendi içlerinde ve çocuklarla ilişkili davranış ve tutumları arasındaki karşılıklı etkinin iyi bir örneğini oluşturmaktadır. Nasıl ki kişinin duygusal gelişimini öncelikle anne ile kurduğu ilişkiden sonrasında da aile tutumlarından bağımsız değerlendiremezsek, yeme bozukluğu da buradan bağımsız olarak görülmemelidir.

Aile yapıları incelendiğinde sınırları belirli olmayan, fazla iç içe ailelerde yetişen bazı gençlerin, yeme bozukluğunu, kendilerine bir kimlik edinme ve aileden kendini ayrıştırmak için kullanabildikleri görülmüştür.

Özellikle ergenler, kendilerine ait bir hayata sahip olma, mesafe koyma ihtiyacı hissedebilirler. Bu durumda sınırların belirlenmediği aile ilişkileri yeme bozukluğu oluşmasına neden olabilir.

Yeme Bozuklukları Konusunda Ailelere Öneriler

Yeme problemleri her ne kadar ergenlik döneminde ortaya çıkmaya başlasa bile ailelerin çocukluk döneminden itibaren çocuklarının yeme davranışı ve bedenlerine bakış açıları konusunda özen göstermeleri önemlidir. Böylece yeme bozukluklarının oluşması önlenebilir. Anne ve babalar;

Yemeği ödül veya ceza olarak kullanmayın. Yani her ağladığında çocuğunuza çikolata vermeyin çünkü çocuk her üzüldüğünde çikolata yemeğe alışırsa büyüdüğü zaman her üzgün olduğunda yemeğe sarılmaya alışacaktır. Çocuğunuz ağladığı zaman ona yemek vermek yerine ona sarılın, teselli edin.

Çocuklarınıza yemek konusunda örnek olun. Siz nasıl beslenirseniz çocuklarınız da öyle beslenir. Siz durmadan abur cubur yer çocuğunuza sebze yemesini söylerseniz bu çok etkili olmayacaktır. Durmadan diyet yapıp kilonuz konusunda kaygınızı dile getirirseniz de çocuğunuz kendi kilosu ile ilgili kaygı duymaya başlayabilir ve ergenlik döneminde yeme bozukluklarına yakalanabilir. Olabildiğince diyet, kilo, yemek hakkında konuşmamaya çalışın.

• Çocuğunuzun yemek yemesi ve kilosu hakkında eleştiride bulunmayın.

• Olabildiğince ailece yemek yemeye ve yemekte sohbet etmeye çalışın, çocuğunuz küçük yaşlardan itibaren yemeğin aynı zamanda sağlıklı sosyalleşmenin bir parçası olduğunu öğrensin.

• Çocuğunuzu yemek yemesi konusunda zorlamayın. Unutmayın kimse kendisini açlıktan bilerek öldürmez, çocuğunuz acıktığında yiyecektir.

• Ev içinde duygularınızı kelimelerle ifade edin. Duygu ve düşünceleri kelimelere dökebilen kişiler kendini ifade etmek için yemek ve kilosunu kullanmayacaktır.

• Çocuğunuza yüksek hedefler koymayın, onu olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Baskı, yüksek beklentiler yeme bozukluklarını tetikler.

• Eğer çocuğunuz kaygılı, mükemmeliyetçi ve/veya takıntılı bir yapıda ise yeme bozukluğuna olan eğilimi artabilir, dolayısıyla bu problemleri görmezden gelmeyin, bir uzmandan destek alın.

• Eğer çocuğunuzun kilosunda bir farklılık görüyor, yemek yeme davranışında bir değişiklik sezinliyorsanız ilk önce bir hekimden sonra da psikologdan destek alın. Hekim ve psikolog uygun gördüğünde bir beslenme uzmanına başvurabilirsiniz

Yeme bozuklukları genellikle masum diyetler ve/veya fazla egzersiz ile başlar. Çocuklarınızın diyete başladığını gördüğünüz zaman yeme davranışını gözlemleyin. Her diyet masum olmayabilir.

• Çocuğunuzu başkaları ile karşılaştırmayın, kendisinin yeterince iyi olmadığını düşünüp kendisini yemeyerek ya da aşırı yiyerek cezalandırabilir.

• Kendi sınırları olmasına izin verin onu kontrol etmeye çalışmayın, kendi hayatını kontrol edemediğini hissederse bedenini kontrol etme çabasına girer ve bu da yeme bozukluklarına sebep olabilir.

Yeme bozuklukları konusunda okuyun, öğrenin. Çocuklarınızı özellikle ergenlik dönemindeki bedensel değişimler, sağlıklı beden imajı, normal kilo ve sağlıklı yemek konusunda bilinçlendirin.

  

Yorumlar