Hem direneceksin, hem direnişçi yetiştireceksin

Örnek

  /   597   /   14 Haziran 2014, Cumartesi

 Yazdır
Filistin'de anne olmak, kadın olmak, anlamlı, anlamlı olduğu kadar da zor bir görev

  

 Filistin’de kadın olmak ölümle yaşam arasında ağır bir yükü taşımak demektir. Filistinli kadın bir anne eş ve mücahide olarak bu yükü tek başına taşıyor. O direnişin ön saflarında görünmese de arka tarafındaki en önemli aktördür. Yaser Arafat’ın benim küçük generallerim dediği kadınlar Siyonist işgalcilerin karşısında dimdik bir duruş sergiliyor.

Çocuklara tanklara karşı durmayı ve cesareti veren Filistinli annelerdir. Babayı şehit veren çocuklar hayatta kalabilmek için en büyük desteği anneden alırlar. Anne onlara katlanmayı ve dik durmayı öğretir.

Çocuklarına kutsal değerleri koruma ve haksızlığın karşısında durma bilinci verirler. Annelerin verdiği eğitimle çocuklar haksızlığın karşısına dikilir ve mücadele ederler. O çocukların kocaman yürekleri annelerin emekleri ile gelişmiştir.

Filistinli anneler eşlerine destek verebilmek için her şeyi göze alıyorlar. Eşlerini şehit veren kadınlar ise çocuklarına hem anne hem baba oluyorlar.

Çocuğun Dünyası

Çocuğun ihtiyaçlarını anne-baba karşılar. Çocuk bakıma, ilgiye ve sevgiye muhtaçtır ama artık benliğindeki o şifrelere, hayallere, oyunlara yansımaktadır. Hayaller bir yerde onun gelecekteki bir yaşamının akisleridir... Onlar komutan olmak, devlet kurmak, doktor olmak, öğretmen olmak insanlığın sorunlarına çözüm getirmek isterler... Çocuk kabına sığmamaktadır, zihnindeki projeleri hayallere dökerek, her zaman ileriye dönük beklentiler geliştirmekte ve yüzünü ileriye çevirmektedir. Bu geçiş süresinde anneye bağımlı yaşamaktadır ama aslında, kendi varlığıyla bir bütündür. Halil Cibran bilinen eseri Nebi’de çocuğun hayatla bağını şu dizeleriyle ne de güzel dile getirir: “Siz o yaylarsınız ki, çocuklarınızı, birer canlı ok gibi fırlatırsınız. Oku atan kimse, aldığı nişan yerini görür ve okunu süratle uzağa vardırmak için yayını ne kadar bükmek mümkünse o kadar büker. Oku atanın elinde büküldüğünüz zaman, seve seve bükülünüz. Çünkü oku atan kimse, uçan oku sevdiği gibi sağlam yayı da sever” (Cibran, Nebi, 1982).

İnsanın fiziksel gelişimi bir vakte kadar hızlı bir şekilde devam eder, bu süreçte kişilik ve zihinsel gelişimin temelleri de atılmış olur. Çocuk bu durumda yoğun bir gelişme performansı gösterir. Bir yandan yeni kelime ve kavramları öğrenmekte, diğer yandan yaşadığı ortama uyum sağlamaya çalışmaktadır. Piaget zihinsel gelişimin dört faktörden etkilendiğini varsaymıştır. Bunlar:

1-Olgunlaşma: Olgunlaşma daha çok fiziksel gelişimle ilgilidir. Buna kişinin bedensel gelişim açısından belli bir yeterliliğe gelmesi ve yaşamsal hareketlerini sürdürebilmesi de denebilir. Mesela çocuğun yürüyebilmesi için, psikomotor gelişiminin yürüyebilecek kadar gelişmiş olması gerekir. Ancak yoksunluk durumlarında, zihinsel gelişimi de etkiler.

2-Yaşantı: Bedensel gelişim, fiziksel temelliyken, zihinsel gelişim daha ziyade sosyal çevreyle, kişinin yaşadığı deneyimlerle yeterliliğini arttırır ve zenginleşir. Yaşantıların çeşitliliği ve zenginliği zihnin zenginliğini de arttırır. Çocuğuyla oturup, eski kumaş parçalarından bebek diken ve kızına yeni bir oyuncak armağan eden anne aynı zamanda onun zihinsel gelişimine katkıda bulunmuştur.

3-Kültürel Aktarım: Yaşadığı toplum kişinin zihinsel süreçlerini etkilemektedir. Kültür olgusunu kişi doğduğunda çevresinde hazır bulur ve oluşturacağı davranışsal kalıpların belirlenmesinde dil, inanç, yaşam tarzlarıyla ilgili aktarımlarla belli bir yaşam tarzı edinir. Bu yaşam tarzı bireyin hem yaşamsal zenginliğini arttırmakta hem de zihinsel gelişimini etkilemektedir.

4-Dengeleme: Zihin olayları süzgecinden geçirerek dengelemeyi öğrenir.

Edimsel Koşullama Ve Öğrenme

Edimsel koşullama ile organizma belirli bir edimin, yani davranımın belirli bir sonuca götürdüğünü öğrenir. Yani belirli bir davranışı belirli bir amaca ulaşmak için yapıyorsak o davranış edimsel bir davranıştır. Örneğin, ders çalışmamız edimsel bir davranıştır. Çünkü biz biliriz ki, ders çalışarak, yaşamamızla, peşinde olduğumuz belirli amaçlara ulaşmaya çalışırız. Aynı zamanda gitmek, gelmek, konuşmak, okumak... yaşamımızı sürdürürken gerçekleştirdiğimiz davranışlarımızın büyük bir kısmı edimsel koşullama yoluyla öğrenilir.

Davranışlarımızla hayatta yaşadığımız deneyimler arasında yakın bir ilişki vardır. Bu deneyimlerin bir kısmı sosyal ve psikolojik yaşamımızla alakalıdır, bir kısmı da fiziksel varlığımızın korunmasına ve beslenme ihtiyacımıza yöneliktir.

Edimsel koşullama durumundaki bir organizma birtakım davranımlar ortaya koyar. Etrafı dolaşır, koklar, nesnelere bakar, onları iter, fakat klasik koşullamada olduğu gibi, belirli bir uyandırılmış davranım göstermez. Sonunda yaptığı davranımlardan biri bir ödül alır ya da cezadan kaçınmasını sağlar. Bütün bunları derli toplu bir biçimde ifade etmek için şöyle söyleyebiliriz: Edimsel koşullama, ödüle götüren ya da cezadan kurtaran bir davranımın yapılmasını öğrenmektir.

Yani, gündelik yaşamda karşılaştığımız, başarılar, başarısızlıklar bizi ya cezaya ya takdir almaya götürür. Bunun sonucunda yaptığımız işin iyi mi kötü mü olduğuna karar veririz.

Milli Gazete/Zubeyde Say

  

Yorumlar