Medeniyet kitapla kurulur

  /   122   /   10 Mayıs 2018, Perşembe

 Yazdır

  

Medeniyet dediğin kitaptır kâri. Medeniyet dediğin yazıyla başlar. Yazmak sadece sarı saman bir kâğıda cümleler düşmek demek değildir. Satırlara yazılmaz medeniyeti kuran cümleler sadırlara yazılır ve işte o vakit ölmez yazılmış olanlar, unutulmaz ve yok olmaz. Ve onun için yazmak denen fiilde ilahi bir hal vardır. Kanaatimce maksat öğretmekten ziyade hissettirmektir böyle bir işte. Zira insan öğrendiğini unutuyor ama hissettiği çıkmıyor sinesinden. Onun için belki de “Anladım ki, aklına geleni yazmak yazı yazmak değildir” diyor Cemil Meriç. Ve göçüp de giderken bu âlemden kitaplarıyla ördüğü bir medeniyet hisarı bırakıyor bize. Ardında kitap bırakıyor, paradan, maldan, mülkten ve mevkiden daha kıymetli, daha manalı bir miras. Gözleri görmeyen kimdir diye sorsalar bana –ki asla Meriç değildir o- yazmayandır derim ve sağır olan kişi elbet ki okumayandır. Hem dünyanın bunca zulmüne, vahşetine karşı elinde silah olan değildir galip gelecek olan. Zira silah öldürür, zulmeder. Ama yazmak da bir silahtır hem de daha kuvvetli bir silah ve öldürmez kimseyi. Öldürerek girilmez bir gönle, sahip olunmaz bir şehre, öldürerek medeniyet kurulmaz, yazıyla, kitapla ve fikirle kurulur. Öldürenler ya zalimliğiyle konuşulur ya da unutulur. Bunları çok defa ve çok mecrada söyledim. Aslında sadece ben de değil pek çok kişi bunları anlattı, dillendirdi. Zira asırlar boyunca ilmek ilmek dokuyarak kurduğumuz bu medeniyetin merkezine biz Kitab’ı koyduk. “Oku” emrine amade olduğumuzdan kitaba, kâtibe, kitapla ilgisi olana hürmet ettik. Şimdi de öyle olmak zorunda ve olmalı da.

Daha evvelinde aslında bu konunun tam zıddı bir konuda yazarken şöyle söylemiştim:

“Her alanda ahkâm kesmiş olmayayım ve haddimi aşmayayım diye temkinli yaklaşarak bildiğim, içinde olduğum ve yaklaşık on senedir bilfiil bulunduğum alandan bahsedeyim istiyorum. Efendim, çok fazla ve defaatle dert yandığımız bir mesele var. Siz de biliyorsunuz ve her fırsatta her zeminde ısrarla ve yüksek sesle söylüyorsunuz; gençler okumuyor, kitap okunmuyor vesair. Hayır, yanılıyorsunuz; gençler okuyor ve okunuyor kitaplar.”

Büyükşehirlerde yaşamanın zorluğu olduğu kadar kolaylıkları da var ben de biliyorum. Aldıkları, eksilttikleri, yok ettiklerinin yanında verdikleri ve çoğalttıkları da var. Elbette aldığı mı verdiği mi fazla diye tartışılabilir. Ama benim meselem şu anda başka. Anadolu’nun neredeyse her şehrini gezdim ve geziyorum. Pek çok ilde ilçe de konferanslarla, etkinliklerle Anadolu insanıyla buluşup muhabbet ediyorum. Çoğu zaman da hayran olmuş halde dönüyorum buralardan geriye. Anadolu ne güzel yer! Ve insanlarımız öyle kadirşinas ve öyle misafirperver ki! Var olsunlar. Zira maya onlarda, asıl onlarda. Suni yaşamıyor ve suni davranmıyorlar. Ama oralarda da tehlike var. Onlarca yıldır zehirli bir ur gibi aramıza giren türlü dertlerimiz var. Özellikle Anadolu’nun saf temiz gençlerini hedef alan hainler, teröristler ve menfaatperestler var. İşte bunun için o gençleri dert edinen ve o derde de derman arayan insanlar lazım bize. Ve şükür ki öyleleri de var.

Geçtiğimiz hafta da bir dizi program için Şanlıurfa’daydım. Gençlerle buluşup muhabbetler ettik. O gençlerin gözlerindeki muhabbeti, aşkı ve kitaba ilgiyi görmeliydiniz… Urfa, güzel şehir… Bana “hangi şehre bir kere daha gitmek istersin?” diye sorduklarını ismini söyleyeceğim şehirlerden biri ve insanları da bir o kadar güzel Anadolu insanları. Bir kere daha hissettim bunu. Eyyübiye Kaymakamı Adem Ünal Bey ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Demir Bey sağ olsunlar Urfalı gençlerin derdi ile dertlenip de bir okuma kampanyası başlatmışlar ve “Eyyübiye Kızılelma Okuyor” diye bir projeyle beni gençlerle buluşturdular.

Ben bana düşeni yapıp davetlerine aşkla icabet edip gittim elbette ve şimdi de bu safi ve bence mukaddes gayreti sizler de duyun diye bile isteye yazıyorum. Zira iyiliği söylemek ve yaymak da iyiliktir…





  

Yorumlar