Birbirimizdeki Farklılıkları Nasıl Değerlendiriyoruz?

  /   281   /   22 Mayıs 2018, Salı

 Yazdır

  

Eğer eşimizin karakterine yerleşmiş yanlışların düzelmesini istiyorsak öncelikle onun fıtratını tanımaya, kabullenmeye ve her şeyini yanlışmış gibi değerlendirmemeye çalışmalıyız. Farklılıkları eksiklik olarak görmeyip tamamlamaya, geliştirmeye ve güzelleştirmeye çalışmalıyız.

Bezen kıyaslamalara, çekişme ve kavgalara götüren, evlilik hayatını yıkıntıların yaşandığı harabeye dönüştüren farklılıklar… 

Evliliğin ilk aylarında söylenen “Ben senin için hayatımı ortaya koyarım. Dünyaya bir daha gelsem yine seni arar bulurum ve seninle evlenirim” sözlerini “Artık onu kaldıramıyorum. Biz ayrı dünyanın insanlarıymışız. Benim hassas olduğum meselelerde vurdumduymaz oluşu beni çileden çıkartıyor. Hayata bakış açımız çok farklı. Tamamen birbirimizin zıddıyız. Gözüm körmüş. Onu daha yeni tanıyorum. Bu evlilik böyle yürümez” kelimelerine bırakan farklılıklar…

Ve ‘ankebut’a dönüşen bir yuvada yıkıntılar arasında bocalayan çocuklar… 

Peki, bu hale nasıl geliyor yuvalar? 

“Evleniyoruz, mutluyuz” yazılarının, yapılan onca çeyiz hazırlıklarının, düğün masraflarının, hayallerin, ümitlerin, takılan takıların sonu neden mahkeme kapılarına gidiyor? Veya birçok aile sırf ele güne karşı utanma belasıyla, kavgayla dövüşle de olsa birbirlerine hayatı zehir ettirerek evliliğini devam ettiriyor. 

Evliliğin ilk aylarında sevgi dolu olan bakışların yerini neden kahır dolu bakışlar alıyor? 

Nasıl ki ehliyeti hak etmeyen bir şoför 30 km yol gitmek istediğinde olmadık kazalar yapabiliyorsa ve sağlıklı bir yolculuğun teminatı ehliyet almaktan geçiyorsa, yaklaşık 60 yıllık bir hayat yolculuğuna çıkan çiftler de bu yolculuğu huzurla geçirip evliliklerinin ufak tefek kazalara kurban gitmesini istemiyorlarsa yolculuk için kendilerine lazım olacak azığı temin etmeye çalışmalıdırlar. 

Evlilikte ilk kazanılması gereken bilinç, kişinin evlendiği kişideki karakter farklılıklarını tanımaya çalışması olmalıdır. Farklılık; benzememek, başkalık demektir. Aslında hem çeşitliliktir hem de zenginliktir. Evlenen çiftlerde iki farklı kişilik modeli vardır. İki birey de farklı aile ortamlarında yetişmiştir. Bu farklılıklar ya çatışmaya yol açacaktır, ya da hayatlarına anlayış ve zengin bir vizyon kazandıracaktır. 

Ruh bilimcileri, insanlardaki karakter farklılıklarını araştırdıklarında tam 18 bin tane karakter çeşidinin olduğunu tespit etmişler. Sertlik, yumuşaklık, öfke, duyarlılık, içe kapanıklık, dışa dönüklük, hayâ, cömertlik vs. gibi karakter çeşitlerinin her insanda yalnızca bir veya ikisinin daha yoğun yaratıldığının sonucuna varmışlar. 

Yine Rabbimiz, Rum Suresi’nin 22. ayetinde yaratmış olduğu insanlardaki farklılıkları, kendi varlığının belgeleri olarak ilan ediyor. Allah’ın var olduğunu belgeleyen ayetlerden, delillerden bir tanesi de insanlardaki suret, dil ve karakter farklılıklarıdır. Yaradılıştaki bu farklılıklar Allah’ın 99 esmasının bir tecellisidir. 

Rabbimiz, her insanın zekâsına farklı kabiliyetler verdiğinden her insanın bir durumu, bir olayı kavraması, onun üzerinden beyninin işlem yapması, değerlendirmesi ve yorumlaması da farklı farklıdır. İnsanlar, zekâları Allah tarafından verilen kabiliyetler doğrultusunda ve yetiştiği aile ortamının etkisi ile algılar ve değerlendirir. Örneğin; Nisan ayında Doğruhaber Gazetesi yazarları kutlu doğumlarla alakalı yazılar yazmışlardı. Her birinin işlediği konu aynı olsa da yazılarındaki atmosfer, algılamalarına ve zekâ kabiliyetlerine göre şekillenmişti. İşte bu kabiliyetlerin her biri o yazarlarda farklı bir anlayış geliştirdiği için gazeteye zengin bir vizyon kazandırıyor. 

Aynı ev içinde yaşadığımız ve farklı zekâ kabiliyetlerine sahip eşimiz ve çocuklarımızın da her şeyi bizim gibi yorumlamalarını beklememiz hatta bunu onlara dayatmamız, onlara Allah tarafından verilen kıvama savaş açmaktır. Evdeki çocuğun hastalanmasına, duygusal zekâsı yoğun yaratılan anne daha duygusal bir refleks gösterirken mantıksal zekâsı yoğun olan baba daha dirayetli davranır. Annenin kendisi kadar telaş ve endişe duymayan ve duygularını dışa yansıtmayan eşini sorumsuzlukla suçlaması ve eleştirmesi, onun fıtratındaki farklılıkları kabullenmemesidir. Nasıl ki şu yeryüzünde rengârenk çiçeklerden, gökyüzündeki galaksilere, uçan kelebeklere ve yere düşen her damla yağmur tanesine kadar her şey Allah’ın kevni ayetleri ise yeryüzünde yaşayan 6 milyar insandaki farklılıklar da Allah’ın kevni ayetleridir. Bu farklılıklara müdahale, eleştiri, kabullenmeme Allah’ın ayetlerine yapılmış bir saldırıdır. 

Rabbimiz, her insanın fıtratına farklı bir ahlak kabiliyeti verip onun kişiliğini ahlakı ile daha fazla ön plana çıkartmıştır. Eşlere baktığımız zaman birinde yoğun bir sorumluluk hissiyatı ve cömertlik varken diğerinde bu yönlerin zayıf kalıp öfke, kuralcılık ve disiplinin yoğun olduğuna rastlayabiliriz. 

Yine çocuklarımıza baktığımızda her birinin ahlakına doğuştan verilen özelliğin farklı olduğunu fark edebiliriz. Örneğin; yoğun bir öfke ile yaratılan çocuğumuzun bu özelliğine savaş açmak, devamlı bastırmaya çalışmak yerine ondaki öfkeyi bir ayet olarak görürsek ve doğru yönde gelişip kıvam bulmasını sağlarsak o öfke çocuğumuzu şecaat, mertlik, fedakârlık ve yiğitlikte zirve bir şahsiyet yapacaktır. Ondaki öfke yoğun olsa dahi onun etrafa hakaretler savurmasına, kırıp dökmesine yol açmayacaktır. Fakat anne, devamlı tepkilerinden dolayı öfkeli çocuğu diğer çocuklarla kıyaslarsa, küçük düşürürse ondaki öfke kötü ahlakla beraber dallanıp budaklanacak; ayarı kaçan, bir türlü kendisini frenleyemeyen ve sinirsel rahatsızlıkların pençesine düşen bir insan haline getirebilecektir. 

İslam âlimlerinin tespitlerine göre öfkeli çocuklar, Allah’ın keşfedilmeyi bekleyen bir mucizesidir ve eğer doğru eğitilirlerse onlardan zirve şahsiyetler çıkacaktır. Yanlış muameleye maruz kaldıklarında ise kötülüğün başını çekmeye ve toplumun başına bela olmaya en elverişli çocuklardır. 

Yine birçok kadın kocasının sinirlenince kendisini kaybettiğinden, etrafındakilere zarar verdiğinden yakınıp bu durumun nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve nasıl düzelebileceğini soruyorlar. 

İnsana verilen öfke, okunması gereken bir ayettir. Aynı zamanda Allah’ın 99 isminin bir tecellisidir. Fakat çocukluk döneminde maruz kaldığı yanlış müdahalelerle öfkesinin kıvamı bozulup kötü ahlak ile dallanıp budaklanmıştır. Onun öfkesine savaş açmak yerine, öfkesine sonradan eklenmiş kötü huyları ıslah etmesine yardımcı olunmalıdır. İnsan eğer İslami bir eğitim alırsa İslam, şahsiyetine sonradan yerleşmiş kötü huyları formatlar (siler) ve tertemiz bir sayfa açar. 

İslam, şahsiyetimize verilen özelliklerin doğru yönde gelişmesi ve sonradan kazanılan yanlışların ıslahı için gönderilmiş bir dindir. Sahabelerin İslam öncesi yara alan şahsiyetleri İslam’la kıvam bulup onlara üstün bir şahsiyet kazandırmıştır. Bu nedenle İslami eğitimin insanın şahsiyetini onarması için bilinçle yapılması çok önemlidir. 

Eğer eşimizin karakterine yerleşmiş yanlışların düzelmesini istiyorsak öncelikle onun fıtratını tanımaya, kabullenmeye ve her şeyini yanlışmış gibi değerlendirmemeye çalışmalıyız. Farklılıkları eksiklik olarak görmeyip tamamlamaya, geliştirmeye ve güzelleştirmeye çalışmalıyız. 

Eşimiz ve ailemize katılan çocuklarımız keşfedilmeyi bekleyen birer hazinedirler. Onlara özel bir insan olduklarını belli edip ona göre muamele etmek, onlardaki hataları en aza indirgemeye ve fıtratlarındaki güzellikleri zenginleştirmeye yardımcı olacaktır. Onları tedirgin etmek yerine kendilerini iyi hissetmelerini sağlamalıyız. 

Örneğin; İslami eğitim ve doğru davranışla Hz. Osman (R.A)’daki yoğun hayâ ve tevazu onu zirve şahsiyet yapmıştır. Hatta hayâsından bir kez bile gökyüzüne bakmamış olan Hz. Osman, gökyüzünü tefekkürle alakalı ayet inince ilk defa başını göğe kaldırıyor. Bugün hayâ ve tevazuu yoğun yaratılmış olan çocuğuna anneler ‘salak, pısırık, hakkını savunmasını bilmiyor, bu çocuk çok ezilir’ diyerek çocuklarını gerçekten o kıvama getirip özgüvenlerini yitirmelerini sağlıyorlar. Böylece hayâ ve tevazuu bastırılıp yara alan çocuğun şahsiyeti yamuluyor. Bu defa ortaya taklitçi, hep birilerinin istediği gibi olmaya çalışan, özgüvenini kaybetmiş, fikirlerini söyleyemediğinden içinde sıkıntı eden, sorunlarını çözemediğinden beyninde büyüten, tavırlı, buluttan nem kapan ve iki uçlu duygu bozukluğu yaşayan insanlar çıkıyor. 

Çocukluk döneminde devamlı eleştiri ve müdahaleye maruz kalan, bastırılmaya çalışılan insanlar kendilerindeki yetenekleri keşfedemiyorlar ve güzel işlere adım atma cesaretlerini kaybediyorlar. Böylece vasıfsızlaşıp taklitçi bir kimliğe bürünüyorlar. Birçok psikolojik sorun, şahsiyetin bu şekilde yara almasından kaynaklanıyor. 

Yine Hz. Ömer’in İslam öncesi öfkesinin kıvamı ile İslam’a girmesinden sonraki kıvamını bir mukayese ettiğimizde İslam öncesinde yanlış yetişmesiyle öfkesinin onu merhametsizliğe, gaddarlığa ve zulme götürdüğünü görüyoruz. Fakat İslam, onun öfkesine sonradan yerleşmiş olan kötü karakterleri formatlayıp cesaret, açık yüreklilik, yiğitlik, şecaat ve adalette onu zirve yaptı. Hz. Ömer’deki öfke yok olmadı. Fakat İslam’la öfkesini yenebilme ve o esnada kul hakkına girmeme yetisi kazandı. 

Bizler aynı hayatı paylaştığımız eşimizin ve çocuklarımızın fıtratına verilen özellikleri birer ayet olarak okursak o okuduğumuz ayet, bizi Allah’a yaklaştıran ve mutluluğa götüren bir vesileye dönüşecektir. Üstelik yanlışlarını düzeltebilmelerine de kapı açmış olacağız. Yine evladımızı doğru okuyup doğru işlemeye niyet edersek Rabbimiz kapıları açacak ve yuvamızdan kendi dininde samimi ve zirve şahsiyetler çıkartacaktır. Unutmayalım ki, “Her insanın benliğinde hem Musa olma kabiliyeti vardır hem de Firavun olma kabiliyeti vardır.” (Mevlana) 

Şuurlu müminler olup birbirimizdeki Musa ve Meryem kabiliyetlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmalıyız. 

  

Yorumlar