EBU ZEYD EL-BELHİ VE BEDEN-RUH SAĞLIĞI

  /   140   /   25 Aralık 2018, Salı

 Yazdır
Çinde bulunduğumuz modern çağda insanoğlunun bilimsel çalışmalarda gerçekleştirdiği görece başarılar, geleneksel ilimlere karşı anlamsız bir kibre kapılmasına sebep olmuştur.Bu kibrin anavatanı olan Batı’da, geleneksel olan her şeye karşı oluşan bu ruh, insanoğlunun yüzyılların birikimlerinden faydalanmasını engellediği gibi, Batı’nın fiziksel veya fikrî tahakkümü olan yerlerde de buna benzer olumsuz etkiler meydana getirmiştir.

  

İçinde bulunduğumuz modern çağda insanoğlunun bilimsel çalışmalarda gerçekleştirdiği görece başarılar, geleneksel ilimlere karşı anlamsız bir kibre kapılmasına sebep olmuştur.Bu kibrin anavatanı olan Batı’da, geleneksel olan her şeye karşı oluşan bu ruh, insanoğlunun yüzyılların birikimlerinden faydalanmasını engellediği gibi, Batı’nın fiziksel veya fikrî tahakkümü olan yerlerde de buna benzer olumsuz etkiler meydana getirmiştir. Fakat bu tarihî sapmanın uzun sürmesi mantıkî olarak imkânsızdı. Bu sapmanın ısrarla sürdürülmesi zaten var olan insanî sorunları daha da derinleştirecekti. Dolayısıyla insanoğlunun yaşadığı acı tecrübeler, yeniden geleneğin mirası olan ilimlere dönüşü kaçınılmaz kılmıştır. Bu yargı en azından elimizdeki kitabın konusu olan geleneksel tıp ilmi hakkında geçerlidir. Bu dönüşün sağlıklı ve doğru bir şekilde olup olmadığını detaylarıyla anlatmak burada mümkün olmadığı için sadece bu olguya işaret etmekle yetiniyor ve özellikle ülkemizde hem ilmî araştırma hem de uygulama yönünden unutulmaya yüz tutmuş bu saha ile ilgili genel bir bilgi vermek istiyoruz.
* * * 
Modern tıbbın doğuşuna kadar bütün dünyada kullanılan geleneksel tıpla ilgili yazılı bilgiler genel olarak milattan önceki Hint kutsal metinlerine, Çin ve özellikle Yunan tıbbî metinlerine dayanmaktaydı. İslam dünyasının birçok bölgesinde geleneksel tıbbın şekillenmesi ve yazınsal ürünlere dönüştürülmesi ise Arapça’ya tercüme edilen Yunan tıp kitaplarının etkisiyle olmuştur. 
Ülkemizde, Batılı düşünme ve yaşama biçiminin ideal bir medeniyet ölçütü olarak esas alındığı dönemden bu yana, gerek tarihi kaynaklarla olan bağın kopması, gerekse modern tedavinin devlet destekli kurumsallaşmaya girmesiyle geleneksel tedavi yöntemlerinin büyük ölçüde unutulduğu bir süreç yaşanmıştır. Son çeyrek asırda tüm dünyada yoğun bir ilgi görmeye başlayan “Geleneksel Tedavi Yöntemi” -kısmen de olsa- artık ülkemizde de yavaş yavaş ilgi görmeye başlamıştır. 
Osmanlı döneminde uygulanan Geleneksel tıp, bugünkü modern tıp gibi bir felsefesi, literatürü ve ana kaynakları olan bir ilim dalıdır. Geleneksel tıp, bugünkü üniversiteler olan medreselerde ders olarak okutulmuş, dönemin hastaneleri olan Darüşşifâlar ve Bîmaristanlarda ise uygulanmıştır.
Geleneksel tıbbın kaynaklarının en meşhuru, İbn-i Sinâ’nın “El-Kânun”udur. El- Kanun, hem İslam âlemindeki medreselerde hem de Batı’da tıp öğrencilerine asırlarca okutulmuştur. El-Kânun, geleneksel tıbbın külliyat denilen teorik temellerini aktarmanın yanı sıra, tedavide kullanılan bitkiler, madenler, hayvan uzuvları vb. maddelerin faydaları, ilaçların terkibi ve hazırlanışı gibi pratik konuları da işler. İslam dünyasında yazılan El- Kanun ve benzeri kitapların genelde dayanağı, Hipokrat ve özellikle Galen’in tıp teorileridir. Bu alandaki diğer bir kaynak çeşidi ise tıbbın pratik yönünü değil de sadece teorik temellerini inceleyen kitaplardır. İbn-i Rüşd’ün “Külliyyât” kitabı bu kategoriye girmektedir. Külliyyât’da bazı maddelerin tedavi edici özellikleri zikredilmekle birlikte bu çok detaylı bir şekilde verilmemiştir, dolayısıyla İbn-i Sina’nın kitabı gibi değildir. Bu alanda ortaya konan eserler arasında teorik kısma fazla yer vermeyip sadece pratik kısma yer veren eserler de vardır. Bu tür eserlere Ebu’l Hasan el-Bağdâdî’ye ait olan El-Muğnî bir örnek olarak zikredilebilir. Tabip İbn-i Şerif’in kitabı “Yadigâr” ise, geleneksel Tıpla ilgili Osmanlı döneminde yazılmış en güzel eserlerden biri olarak bilinir. Burada, Kur’an-ı Kerimdeki şifa ayetleri ile Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerindeki tıbbî bilgiler ve tavsiye edilen gıdalar gibi konuların işlendiği “Tıbb-ı Nebevî” kitaplarını zikretmeyi de unutmamak gerekir. 
Diğer kaynaklar kadar müstakil olarak yazılmış eser sayısı çok olmasa da insanın yeme içme, uyku, kültürfizik, ruhî duygular ve cinsellik gibi gündelik doğal faaliyetlerinin düzenlenmesini, kontrol edilmesini ve dolayısıyla sağlığın korunmasını amaçlayan eserler ise tıbbın “Hıfzıssıhha” alanına dahil edilirler. Günümüzde bu alan “Koruyucu Hekimlik” olarak ifade edilmektedir. Bu kaynaklar hastalıkların tarifleri, ilaç terkipleri, teşhis ve tedavi yollarını açıklamayıp insanın doğal ihtiyaçlarının en güzel şekilde düzenlenerek mevcut sağlığın korunmasını hedeflemektedir. 
İşte, Arapça ismi “Masâlihu’l Ebdân ve’l Enfüs” olan ve Türkçe başlığını “Beden ve Ruh Sağlığı (Koruma Yolları ve Tavsiyeler)” olarak seçtiğimiz Ebû Zeyd Ahmed el-Belhî’ye ait olan elimizdeki eser, bu alanın en önemli ve en orijinal eserlerinden biridir. 
* * * 
Geleneksel tıbbın teorik ve pratik kısmını bir arada veren el- Kanûn gibi kitaplar, geleneksel tıbbın eğitimini almamış ve felsefesini bilmeyen kimseler için anlaşılmaz görülebilir. Hatta bu tür kitaplarda yazılanları anlamadan ve hakikatini bilmeden uygulamak ise istenmeyen durumlarla karşılaşılmasını beraberinde getirebilir.
Bu tehlike, genel halk kitleleri için geçerli olduğu kadar bitkisel tedavi uzmanı vb. isimlerle topluma sunulan “Alternatif Tıp Uzmanları” hakkında da geçerlidir. Çünkü geleneksel tıp ne kocakarı ilaçları şeklinde küçümsenebilecek ne de birkaç çeşit bitkisel formül öğrenenin kendisini uzman diye ortaya atabileceği basit bir saha değildir. Geleneksel tıp, kendi içinde güçlü ve dikkatli bir teşhis ve tedavi metodolojisine sahip, hem bu tıbbı uygulayanların hem de üzerlerinde uygulanan hastaların uyması gereken belli kuralları olan ve ancak o sistematik içinde kalındığında gerçek faydasının görüleceği bir tıp yöntemidir.

 

Masâlihu’l Ebdân ve’l Enfüs

Ebu Zeyd Ahmed el-Belhî’nin bu eseri, geleneksel tıp hakkında bilgiler ihtiva eserler içinde eşine az rastlanır, ilginç bir kitaptır. Kitapta anlatılanlar genel olarak değerlendirildiğinde eser, geleneksel tıp literatüründe sağlığın korunması (Hıfzıssıhha) alanına hizmet eden bir işleve sahip olmakla birlikte ele aldığı konular itibarı ile farklı bir yerde durmaktadır. 
Kitapta, yiyecek, içecek, cinsellik, giyim, kuşam ve çevresel faktörlerin insan sağlığına etkileri anlatılmakta, sağlıklı kalmak için bunlardan nasıl faydalanılacağı ve zararlı etkilerinden nasıl kaçınılacağı gösterilmektedir. Fakat müellif kitabında sadece bunları vermekle yetinmemiş, işlediği konuların daha iyi anlaşılması için kitabın ilk bölümlerinde özet olarak geleneksel tıbbın dayandığı teorik temelleri de okuyucularıyla paylaşmıştır.
Kitabın “Beden Sağlığı” kısmının sonuna eklediği tedavi yolları, müellifin geleneksel tıbbın pratik yönlerini de bildiğini göstermektedir.
Kitabı, benzeri diğer eserlerden ayıran ve kendisinden en çok bahsettiren özelliği ise, “Beden sağlığını koruma hususuna, Ruh sağlığını koruma konusunu da eklemesidir. Bu konunun bu şekilde ele alınışı, kendisinin de ifade ettiği gibi ilk kez Ebu Zeyd el-Belhî tarafından yapılmıştır. Elimizde Ebu Zeyd el-Belhî’nin bu iddiasını geçersiz kılacak bir bilgi henüz yoktur. Ebû Zeyd el-Belhî’nin çağdaşı sayılabilecek meşhur tabiplerden Ebu Bekir er-Razî’nin ismi itibariyle ruh sağlığı kitabı zannedilen et-Tıbbur Ruhânî isimli kitabı içerik ve konuların ele alınış tarzı olarak Masâlihu’l Ebdân ve’l Enfüs’ ten farklıdır. et-Tıbbu’r Ruhânî, eserin müellifi Ebu Bekir er-Razi’nin belirttiği üzere daha çok bir ahlak kitabı olarak telif edilmiştir.
Ebu Zeyd el-Belhî’nin Masalihu’l Ebdân ve’l Enfüs kitabı iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım; beden sağlığının korunması, ikinci kısım; ise ruh sağlığının korunmasını ihtiva eder. Kitabın beden sağlığını korumaktan bahseden bölümleri o günün geçerli tıp teorisi olan “Ahlât (Hümorlar) teorisi” ne dayanmaktadır. Dolayısıyla, kitapta “Hılt” ve onun çoğulu olan “Ahlât” kelimeleri sık sık geçmektedir. Daha önce bahsettiğimiz gibi İslam dünyasında ortaya konan geleneksel tedavi yöntemleri temel olarak Yunan hekimleri Hipokrat ve Galen’in eserlerinden etkilenmişlerdir. Bu eserler de temel olarak “Ahlat Teorisi” ne dayanmaktadır.
Kitabın ilk kısmı dikkatle okunduğunda; yeme-içme, uyku, hamama girme, hareket etme gibi gündelik eylemlerin düzenlenerek, dengeli bir hale sokulmasıyla sağlıklı bir yaşam sürme imkânı olduğu görülecektir. Bu bölümdeki tavsiyelerle birlikte kitabın ikinci kısımdaki ruh sağlığı ile ilgili yapılan önerilere uyulduğunda; insanoğlunun hem bedenî hem de ruhî açıdan mutlu bir yaşam hedefine ulaşması çok uzak değildir. 
“Kitaptaki asıl vurgu, dengeli bir yaşamdır” Kitap baştan sona okunduğunda; hayatın her noktasında, dengeli bir yaşam örgüsü kurulamadan tam olarak sağlıklı olunamayacağının anlatıldığı görülecektir.
El Belhî’nin beden ve ruh sağlığını beraber işlemesi, yalnızca beden sağlığıyla ilgili bilgileri vermekle yetinmeyip ruh sağlığı için de müstakil bir bölüm koyarak konuyu kısa ve öz bir şekilde de olsa ele alması, eseri benzeri diğer kitaplardan ayırmakla birlikte, aynı zamanda üstadın konuya olan hâkimiyetini göstermektedir. El-Belhî, kitaptaki bilgilerin özet bilgiler ve tavsiyelerden oluştuğunu söylemektedir. Müellifin bu izahı bize, özet olan bilgiler bu şekilde ise geleneksel tıpla ilgili detaylı bilgilerin ne kadar büyük bir hazine olduğunu düşündürtmektedir. 
Üstad Ebu Zeyd eserinin ikinci kısmında, Kartezyen mantığın birbirinden ayırarak modern tıbbı krize soktuğu beden ve ruhun, aslında iç içe olduğunu ve birbirlerini etkilediklerini ortaya koymaktadır. Bugün psikosomatik hastalıklar olarak ifade edilen ruhî kaynaklı bedensel rahatsızlıklara işaret etmekte, ruhî hastalık olarak ifade edilecek birtakım rahatsızlıkların ise beden kaynaklı olduğunu anlatmaktadır. Yani, el- Belhî’ye göre sadece ruh bedeni etkilememekte, beden de ruhu etkilemektedir. Karşılıklı bir etkileşimden bahsedilmektedir. Bedenle ruh arasındaki bu iç içe geçme durumu ”İştibak” kelimesiyle ifade edilmiştir. 
El- Belhî, insanı sadece beden ve ruhla bir bütün olarak görmekle yetinmemiş, çevresindeki doğa ile; havası, suyu ve toprağıyla bir bütün olarak gören bir bakış açısıyla ele almıştır.
Kitabın bin yıldan daha fazla bir zaman önce yazılmış olmasına rağmen içerisindeki bilgilerin hâlâ gücünü koruması, hatta el- Belhî’nin verdiği bilgilerin bazılarının bugün sanki yeni bir keşifmiş gibi bilgi dünyasına sunulması, kitabın orijinalliğinin ve gücünün en büyük göstergesidir.
Bu bilgilerin bazılarını başlıklar halinde sıralarsak;
• Ruh ve beden hastalıklarının kimilerinin birbiriyle iç içe olduğu, 
• İnsanın yaşadığı coğrafyanın, yedikleri ve içtiklerinin hem beden ve ruh sağlığına hem de ahlakına etki yaptığı,
• Alışkanlıkların bazen insan tabiatın hakkındaki genel kuralları değiştirdiği,
 • Kadının ruh sağlığının sütünü verdiği çocuk üzerinde etki yaptığı, 
• Bazı ruh hastalıklarının ilaçla tedavi edilebileceği,
• Ruh sağlığında iç ve dış telkinlerin rolü, 
• Ruh hastalıklarında dışarıdan destek alınmasının gerekliliği, 
• Masajla bazı hastalıkların tedavi edilebileceği, 
• Aroma terapi ve egzersizlerin insan sağlığına etkileri,
• Doğal ihtiyaçların alımında yapılan küçük hataların zamanla büyük zararlara dönüşeceği 
gibi bilgiler, tarihî tıp kaynaklarındaki bilgilerin küçümsenmesi değil, insan hayatıyla direk ilgisi olan bu sahadaki en ufak bilginin bile ciddiye alınıp üzerinde düşünülmesi gerektiğini bize göstermektedir.
Doğrular belli bir zaman yok sayılsalar da bir gün kendilerini yeniden dikte ederler. Uzunca bir süredir ihmal edilen, unutulan, yok sayılan geleneksel tıp konusunda da yaşanan durum budur. Modern zamanlarda geleneksel tedavi yöntemleri, deneysel bilginin teknolojik imkanlarla ulaştığı güçten dolayı küçümsenmiş, hor görülmüştür. Ama bugün, insanın başından geçen birçok felaketten sonra tekrar sahaya dönmüştür. İnsanı doğadan ayrı bir yaratık gibi görmeyip, bilakis onu doğanın bir parçası gören ve sağlıklı bir yaşam için insanı doğa ile iç içe, bedensel ve ruhsal güçler arasında oluşmuş bir uyum ve dengeyle yaşamaya çağıran geleneksel tıp, bugün bedenî ve ruhi sıkıntılar içinde kıvranan modern insana alternatif çıkış yolları sunmaktadır. İnsana parçacı yaklaşımlar kendi içlerinde ne kadar güçlü donanımlara sahip olursa olsun gerçek bir sağlığı sağlayamayacaktır. 
Masâlihu’l Ebdân ve’l Enfüs’ içerdiği bilgiler açısından psikoterapi tarihi için de önemli bir yerde durmaktadır. Kitabın ruh sağlığı kısmı dikkatle okunduğunda, ruh hastalıkları hakkındaki bazı bilgilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. Mesela Freud’a nispet edilen, ruh hastalıklarına tıbbî bir mesele olarak değil psikolojik mesele olarak bakma öncülüğünün asıl olarak kime ait olduğu bir daha düşünülmelidir. Bugün Psikoterapide kullanılan telkin, yol gösterme, duyarsızlaştırma, ortam terapisi gibi bazı yöntemleri, Ebu Zeyd el-Belhî’nin neredeyse bin yıl öncesinden aynı şekliyle sunması, psikoloji ve psikoterapi sahasındaki ilim adamları için ilginç gelebilir. 
****************
Burada kitabın, özellikle de beden sağlığı kısmının daha iyi anlaşılması için bir konuyu açıklamakta yarar vardır. Geleneksel Tedavi yöntemleri genel olarak “Hümoral Patoloji” denilen “Hıltlar teorisi”ne dayanmaktadır. İnsanın ve diğer canlıların bu hıltlardan oluşması ve doğadaki her şeyde bu hıltlardan birinin baskın bir şekilde olmasından dolayı, geleneksel tıp kitaplarında her söz dönüp dolaşıp buraya gelmektedir. 
Hıltlar teorisinin temeli, “Dünyadaki bütün mahlukat, Toprak, Hava, Su ve Ateş’in soğuk, sıcak, kuru ve rutubet özelliklerini taşıyan hıltlardan oluşur.” şeklinde özetlenmiştir. İnsanoğlu mizaç olarak bu hıltların hepsinden bir miktar bedeninde barındırır. Bu hıltların özelliklerini ifade eden üç madde rahat anlaşılmakta fakat rutubet, bazen nemli bazen yaş gibi kelimelerle çevrilmektedir. Rutubet, sağlıklı halinde daha çok bedende bulunan su ve yağa tekabül etmektedir. 
İnsanoğlu, bedenindeki bu hıltlar dengeli ve ihtiyaç miktarı olduğu sürece hastalık ve rahatsızlıklara maruz kalmadan sağlıklı bir hayat sürülebilir. Ne zaman bu denge kaybolur ve hılt adı verilen hümorlardan birisi ihtiyaç miktarından az veya çok olursa vücutta hastalıklar belirmeye başlar. Böyle bir durumda “Zıtlar Terapisi” denilen bir yöntemle hangi hılt fazlalaşmışsa onun zıddı olan bir şey verilerek vücutta tekrar denge sağlanmaya çalışılmaktadır. Vücutta sıcaklık artmışsa soğuk gıdalar veya ilaçlar, soğukluk artmışsa sıcak gıdalar veya ilaçlar verilir. Tedavide gıda mı yoksa ilaç mı kullanılacak onu hastanın özel durumu belirlemektedir.
İnsanoğlunun tabiatında bu hıltlar belli dönemlerde diğerlerinden daha baskın olabilmektedir. Çocukluk döneminde; kan, gençlik döneminde; safra, olgunluk döneminde; sevdâ(kara safra), yaşlılık döneminde ise; balgam daha baskındır. Bunların baskın olduğu dönemde insanın tabiatı o hıltın kendisine kazandırdığı özellikleri taşımaktadır. O yüzden insanın mizacının bu hıltlarla doğrudan bir bağlantısı vardır.
İnsan soğuk ve sıcağa sadece dışarıdan maruz kalmaz. Aldığı gıdalarda da bu özellikler potansiyel olarak bulunmaktadır. Bazı insanların soğuktan veya sıcaktan diğer insanlardan daha fazla etkilenmeleri bedenlerinin terkibi, yapısı ve dışarıdan aldıkları soğuk sıcağın yanında, bir de yedikleri gıdaların özelliklerinin etkileşiminden kaynaklanıyor olabilir. 
İnsan bedeninin mizacı soğuk ve bir de aldığı gıdalar potansiyel veya fiilî olarak soğuk ise soğuktan meydana gelen hastalıklara yakalanması çok hızlı bir şekilde gerçekleşirken, mizacı sıcak olan insanlar, soğuk gıdaları aldıklarında bunlar vücutlarında bir denge oluşturacağı için zarar yerine fayda görürler. 
Geleneksel tıpta kullanılan bu temel bilgiden istifade ederek sağlıklı bir yaşam sürmek isteyen bir birey, kendi bedeninin özelliklerini ve Ebu Zeyd’in bahsettiği gıdaların tabiatlarını/etkilerini öğrenerek faydalı olanları alıp, zararlı olanlarından kaçınarak kendisine bir yol haritası çizebilir. 
Ebu Zeyd el-Belhî’nin, alandaki diğer kitaplara nazaran daha basit bir üslupla izah ettiği bilgilerin, okuyucular tarafından kolaylıkla kavranacağını ümit ediyoruz.

işlenen konular itibariyle “Sağlığı Koruma Kitabı” olan eserin, yalnızca doktorlara ve bu işle ilgilenenlere hitap etmesi değil de, daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşması hedeflendiği için çeviride daha kolay anlaşılan bir tarz seçilmiş ve gerekli yerlerde anlam tercümelerine başvurulmuştur.
Belh bölgesinin en büyük ilim adamlarından olan Ebu Zeyd el-Belhî’nin ardında kalan iki kitabından birisi olan Masalihu’l Ebdân ve’l Enfüs’ ün Türkçe tercümesinin, müellifin tanınması ve kitabının anlaşılmasına, ona hak ettiği değerin verilmesine, engin ilmî mirasımızın tanınmasına küçük de olsa bir katkı sağlamasını ve okuyucular için faydalı olmasını temenni ediyorum.

Muhammet Uysal

  

Yorumlar