İyi insanlar kötü olur mu?

Halis Bilgi

  /   904   /   24 Şubat 2019, Pazar

 Yazdır

  

İyi insan olmak ve iyi kalmak mümkün mü? İnsan yapısı itibarı ile hem iyiliğe hem kötülüğe yatkındır. İyi duygularını beslediğinde onu geliştirir ve büyütür, aynı şekilde kötü duygularını beslediğinde de bu duygular hayatını etki altına alır. Peki bu gelişme ve değişikliklerde aldığı telkinler, çevre, sosyal statü, makam ve ya sorumluluğun etkileri ne kadar? Uzman Psikolog Zafer Akıncı’nın, insanın içindeki iyi ve kötü duyguların nasıl geliştiğini bilimsel örneklerle anlattığı yazısını sizlerle paylaşıyoruz.

Hepimiz içimizdeki iyilik duygularının çok güçlü olduğunu düşünüyoruz. Şüphesiz haklı olduğumuz birçok yer vardır.

Peki ya içimizde, derinlerde bir yerlerde kötülük duygusu varsa ve zaman zaman ortaya çıkıyorsa ve biz bunu fark edemiyorsak?

“Böyle bir şey mümkün mü?” diye sorabilir ya da doğrudan reddedebilirsiniz.

O zaman nasıl biz bu kadar haksızlığa uğruyoruz?

O zaman eşlerini aldatanlar kim?

Bize kim iftira ediyor?

Peki, bu yalancılar nasıl çıkıyor?

Standford Üniversitesi’nden Amerikalı psikolog Deborah Gruenfeld, bu konuda harika bir deney yaptı.

Gruenfeld  bu deneyde üçer öğrencinin bulunduğu birçok grup oluşturdu. Bu gruplardan belli bir konuyu tartışmaları istendi. Ancak burada çok önemli bir ayrıntı vardı.

Her grupta bir öğrenciye yöneticilik yetkisi verilip ona diğerlerinin görüşlerini yargılama yetkisi verildi.

Yani bir yönü ile bu her gruptan seçili öğrencilere bir miktar güç verilmiş oldu.

Daha sonra her gruba, gruptaki kişi sayısından daha fazla kurabiye olan tabaklar dağıtıldı.

Sonra inanılmaz bir şey oldu.

Kurabiye tabaklarına ilk atılan, hızlıca kurabiyeleri yiyen ilk kişi bu rastgele seçilen başkanlar oldu. Hatta en çok kurabiyeyi de onlar yedi. Masanın üzerini süpürme işlerini ise hiç bir yönetici yapmadı.

Daha da kötüsü diğerlerinin fikirlerini yargılarken çok acımasız olmaya başladılar. Öyle ki bazı grup üyelerini aşağıladıkları bile oldu.

Gruenfeld “ Yaptığımız deneyde öğrencilerin ele geçirdikleri küçücük bir güç bile onlara görgülü olmayı unutturmuştu ve oradaki en güçlü kişi olarak en büyük payı almayı kendilerine hak görmüşlerdi. Hatta diğer grup üyelerini aşağılamayı kendilerinde hak gördükleri bile olmuştu” diye çalışmasını yorumladı.

Bu durum Philip Zimbardo’nun “Standford Prison Experiment’ , Harvard Business School’dan Francesca Cino’nun “ Yoldan Çıkma Etkisi”  Yale Üniversitesi Dr. Stanley Milgram’ın “Otorite Etkisi” gibi birçok psikolojik deneylerle birçok kez  kanıtladı.

Hatta bu duruma Lusifer Etkisi(Şeytan Etkisi) adını bile verdiler.

Bilimsel çalışmalarla kanıtlanan bu yaklaşıma göre “Kötülük hepimizin içinde gizli, ortaya çıkıp çıkmayacağı çevremize ve bize verilen güce ve kendimizde varsaydığımız haklılığa bağlıdır”.

Psikolog Deborah Gruenfeld yaptığı araştırmalara göre, insanlara güç verildiğinde başka şeylerin yanı sıra üç şeyin ortaya çıktığını saptadı.

1.Birçokları kendi ihtiyaçlarını tatmin etmeye daha çok odaklanıyor.

2.Elemanlarının ihtiyaçlarıyla daha az ilgileniyor.

3.Başkalarından uymasını beklediği kurallara gittikçe daha az uyuyor. Biri başkası üzerinde kullanabileceği bir güç elde eder etmez toplantılara gecikmeye, diğerlerinin sözünü kesmeye ya da yemek yerken ağzını şapırdatmaya başlıyor.

Demek ki kötülük,  hepimizin içinde gizli,  ortaya çıkması için biraz güç ve uygun ortam yeterli.

Bunu içindir ki zaten dünyada bu kadar savaşlar, öldürmeler, hak yemeler, iftiralar, yalanlar...

Ve dikkat edin karşı tarafa bir şekilde zarar veren hemen herkes, nedense kendini haklı görüyor. Bir yönü ile kendini haklı görmenin yapılan kötülüğün devamlılığını sağlamada ciddi bir rolü var.

Bu yüzden iyi insan olmak, kimseyi incitmemek ciddi gayret gerektiriyor. Kötülük çok daha kolay yapılabiliyor. Ama iyi olmak gayret ve emek gerektiriyor.

Eşine iyi olmak, çocuklarına iyi olmak, toplumuna iyi olmak, akrabalarına iyi olmak ciddi bir iş ve üzerine odaklanmak gerekiyor.

Tek şart haklı olduğumuzu düşünmeyi 10 dakikalığına bırakmak .

  

Yorumlar