Mümin kalbin ritmi...

  /   1060   /   16 Nisan 2019, Salı

 Yazdır

Zaman ve mekan idraki konusunda çoğunluğun aracın diline teslim olacağını, aracın komutlarına razı olacağını/olduğunu görüyoruz. Aracın diline razı olmak, ibadet zamanını soldurmak anlamına geliyor. Ne gibi? Namaz kılmak yerine namaz üzerine yapılan bir tartışmayı izlemek gibi mesela.

Akıllı telefon elimize geçtiğinden bu yana ne kendimize mukayyet olabiliyoruz ne çocuklarımıza.

  

Akıllı telefon elimize geçtiğinden bu yana ne kendimize mukayyet olabiliyoruz ne çocuklarımıza. Zamanı ve mekanı idrak edemeden, kesintisiz bir ekran “an”ının içinde dibe çöküyoruz çoğu defa.

Neden böyle oluyor? Her araç mesajını içinde barındırdığı için, aracın diline ve elbette emrine teslim olmak kolayımıza geliyor. Ki çoğu zaman araçlara teslim oluşu, kendi üzerimizden değil başkalarının hikayesi üzerinden, başkalarının hayatını kınarken dile getiriyoruz.

Cep telefonundaki uygulamalar ile ilgili olarak pek çok olumsuz paylaşım ile karşılaşmışsınızdır şimdiye kadar. Sosyal medyada, Whats up gruplarında birbirinin aynısı olan Cuma tebriklerine dair pek çok şikayet ve serzeniş cümlesini de okumuşsunuzdur. Özellikle torunlar, büyük ebeveynlerinin whats up gruplarındaki sohbetleri ile inceden inceye alay ediyor: “Filana sabah namazı selam verdim bak cevap yazmadı demek ki namaza kalkamadı” türünden cümlelerine...

1970’lerde çocuklar ebeveynlerinin anne, baba gibi değil de kendi yaşıtları gibi davranmasından şikayet ediyordu. 2000’li yıllarda torunlar, yaşının insanı olan dede ve büyükanne bulamamaktan şikayetçi.

-II-

Modern teknoloji her şeyin “en hızlı” sını vaad ederek yerini sağlamlaştırır, hızlı olan her şeyin hayatı kolaylaştırdığına inandırır bizi reklamların dili. Hızın, ayrıntıları parantez içine alarak ilerlediğini, bazen tamamen yok ettiğini fark etmeyiz bile. Mesela ru be ru görüşmek ile telefonda görüşmek asla aynı şey değildir. Birincisinde göz göze değer, söz söz ile kucaklaşır. İkincisinde özellikle de akıllı telefonda sözler bir kulaktan girip ötekinden çıkar. Ru be ru görüşmelerde sessizlik bile “muhabbet” sunar. Telefon tellerindeki karşılıklı susuş ise tekinsiz bir zamana davetiye çıkartır çoğu zaman. Çünkü hızlı olanın gücü, teslim alma kapasitesine bağlı olarak tescil edilir. Sükut, teslim alınamayacak bir eylemdir. Diğer taraftan cep telefonu üzerinden sohbet ederken teslim alınan muhatabımız değildir, muhatabımızın cep telefonuna yüklediği zamandır.

Soru şu: Şiddetin ve öfkenin giderek tırmandığı hız çağında; sükûnet ile, iyilik ve güzellik ile, ibadetin dilini, ibadet etmenin hikmetini yaşamaya devam edebilecek miyiz?

Zaman ve mekan idraki konusunda çoğunluğun aracın diline teslim olacağını, aracın komutlarına razı olacağını/olduğunu görüyoruz.

Aracın diline razı olmak, ibadet zamanını soldurmak anlamına geliyor. Ne gibi? Namaz kılmak yerine namaz üzerine yapılan bir tartışmayı izlemek gibi mesela.

 Kitleler aracın mesajına, aracın buyruğuna amade, itaatkâr bir teslimiyetle komutları yerine getirirken; içimizden bazıları kullandığı her türlü aracı hakikat yolcusu olarak kullanmaya devam edecek, zamanı “mümin kalbin ritmi” olarak idrak edecek.

Tam da bu noktada vakti idrak eden kişilerin teknolojiyi nasıl farklı kullanabildiklerine dair bir örnek vermek istiyorum. Bir arkadaşımın dahil olduğu Wats up grubunda, her gün hatim tamamlandığını duyunca lütfen bana yaz, ben de okuyucularımla paylaşayım dedim. Aşağıda okuyacağınız satırlar meslek dersi öğretmeni olan arkadaşıma ait. Vakti idrak etme ve mümin kalbin ritmi noktasında, hepimizi için yol gösterici. Buyurun:

“İki tane grup var, birincisinin adı hitmetü’l hıfz. Grubun çoğu hafız, kuruluş amacı da hafızlığı güçlendirmek, ezber yapmak. Bu nedenle herkes bir ay aynı cüzü okuyor ve olabildiğince çok sayfa ezberlemeye çalışıyor, ezberlediği sayfaları da namazlarda okumaya dikkat ediyor ki unutmasın.

Grupta 62 kişi var. Amerika, Suudi Arabistan, Suriye, Ürdün, Lübnan, Mısır, Filistin ve Türkiye olmak üzere birçok ülkeden katılımcı var. Herkes cüzünü okuduğunda gruba mesaj atıyor. Mesela ‘perşembe günü için 27. cüzü okudum elhamdülillah’ diye. Ayrıca ezberlediği sayfa sayısını da bildiriyor. Ve bu kişi bir ay boyunca 27. cüzü okuyor, diğeri 28 ve bütün cüzler bu şekilde dağıtılıyor. Günün sonunda okunmamış cüz varsa onlar belirleniyor ve isteyenler o cüzleri okuyor ve günlük grup hatimi tamamlanmış oluyor. Her gün grup olarak iki hatim ve duası yapılıyor.

Bireysel hatim ise bütün ay boyunca aynı cüz okunduğu için iki ya da üç senede tamamlanacak. 3, 4 tane grup yöneticisi var organizasyonu onlar yapıyor. Asıl fikir babası ve grup kurucusu Suriyeli arkadaşım Üstaze Lema. O beni haberdar etti. Ben çevreme duyurdum. Kudüs’te tanıştığım bir üstaze vardı onu da gruba çağırdık. O da bütün öğrenci ve ailesiyle çevresini gruba dahil etti. Böylece uluslararası bir grup haline geldi.

Diğer grup ise Hitmetul Halabuni. Halabuni Suriye’de bir mahallenin adıymış. Genellikle burada oturan arkadaşlar 2,3 sene önce oluşturmuşlar bu grubu. Üstaze Lema diğer gruptaki arkadaşlara haber verip isteyenleri de bu gruba dahil etti. Amaç, her gün bir cüz okuyarak her ay bireysel hatim yapmak ve aynı zamanda her gün grup hatmi yapmak. Diğer grupta amaç ezber iken burada amaç Kur’an hatmine ve okumaya teşvik.

Sistem aynı diğer gruptaki gibi. Cüzü okudukça gruba mesaj atıyoruz, gün sonunda okunmamış cüzler paylaşılarak okunuyor ve günlük hatim tamamlanmış oluyor. Ve duası yapılıyor.”

Netice olarak, sayılı nefesimizi araçların mesajına teslim olmadan tamamlamak zorudayız. Mümin kalbin ritmi malayani olandan uzak durarak atar.

  

Yorumlar