Aile Hayatında Denge ve Tutarlılık

Bilge Kadın

  /   906   /   14 Mayıs 2020, Perşembe

 Yazdır

  

Her geçen yıl, hayatımızda daha rahat, kolay ve az enerji sarf edeceğimiz yenilikler ve imkânlar buluyoruz. İnsan enerjisini minimuma indirecek projeler, buluşlar ve alternatifler, peşi sıra önümüze sunuluyor. Peki, insanların rahatı için üretilen bunca kolaylık insanlara ne kazandırdı? Ya da tam tersi, bütün bu yenilikler insan hayatından neleri eksiltti?

Hakikaten artık “elimiz-ayağımız” olduğu iddia edilen bu imkânlar, hayatımızı olduğu gibi duygularımızı da doyurabildi mi? Sosyal bir varlık olan bizleri, bu noktada kısıtlayarak ve birbirimizden uzaklaştırarak nasıl bir haleti ruhiye bıraktı bizlerde?

Hemen her insanın elde etmek isteyeceği bu imkânlar, elbette bedenen daha rahat, hızlı ve planlı olma adına kolaylık sağlayan nimetler hükmündedir. Ancak yanlış kullanım nedeniyle insanların birbirlerine olan ihtiyaçlarının kısıtlanması, iç dünyaları çöküş noktasına getirecek tahribatlara neden oldu. Özellikle her koşulda dile getirilen sanal diyaloglar, insanların manevi diyaloglarını tamamen çökertmiş durumdadır. Empati yeteneği; sanal duyan, sanal düşünen ve sanal hisseden beyinler üzerinde iletişim yetisini yitirmiş durumda.

Bu esaretten kurtulmanın tek yolu; manevi çöküşleri engellemek ve insani bağların vazgeçilmez bir hazine olduğunun bilincini korumakla olur. İşe elbette aileler üzerinden başlamak gerekiyor. Ailenin çobanı olan eşler, bu bilinçle hareket etmeli, öncelikli olarak kendilerinin sonrasında çocuklarının üzerinden bu diyalogu sürdürmeleri gerekiyor. Bu noktada çareyi iyi bilmek ve ona olan ihtiyacımızı doğru anlamak gerekir ki; kaosa dönüştürmeden hem bu nimetlerden hem de birlik ve beraberliğimizin güzelliğinden istifade edelim.

Eşler karşılıklı olarak, ilişkilerinin ve muhabbetlerinin bir çarkın dişlileri gibi, yolunda ve sağlam ilerleyebileceğinin bilincinde olmalıdır. Bazen önemsenmeyen, geçiştirilen, küçük sanılan bir sorun dahi bu çarkın takılmasına ya da rahatsız edici bir cızırtıyla devam etmesine sebep olabilir. Burada önemli olan, birbirini onararak yola devam etmektir. Gönül almak ve gönülleri agâh edecek letafet ve zarafetle muamele etmektir. Bütün bunları, tutarlı bir ilişki ve muhabbet üzerinden geliştirmek gerekir.

Aile hayatında tutarlılık, öncelikli olarak eşlerin karşılıklı tutum ve davranışlarında orantılı olmalarıyla başlar. Bir ailenin dengeli bir zemin üzerinde ilerlemesi, eğitim ve kültür anlamında doğru işlemi kurması, o merkeze dâhil olacak her bireyin de önceden kurulmuş metot üzerinden yol almalarına zemin hazırlayacaktır. Dolayısıyla işin zor ve temel nitelikteki bölümü, kadın ve erkeğin alacağı yola ve takınacağı tavra göre inşa olacaktır.

Tutarlılığı birkaç maddeyle ele alalım:

  • Yaratılış kanununu göz önünde bulundurmak… Öncelikle hiç yokken var edilişimizin asıl gayesinin bilincinde olmalıyız. Bizler tamamlanmış bir kanunun parçalarıyız ve bu kanunda adımız, şanımız ve cinsiyetimiz ne olursa olsun, bir gücün hâkimiyeti altındayız. Bu güç karşısında kendimize yer bulabileceğimiz, itibar ve saygınlık kazanacağımız tek bir geçerlilik vardır: O da varlık amacının aslına riayet etmektir. Zira yaratılışımızdaki amaç; halifelik yani insan topluluğuna yön veren tasarrufu altında bulunduğumuz gücün sözcüsü olmaktır. Böylesi önem arz eden bir konumda kadın veya erkek olmak değer ve kıymet ölçütü olamaz: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır.” (Hucurat,13)

Karşılıklı ilişki ve anlaşmalara gelince; erkek ve kadın, rolüne göre davranıp bu ağır yükün sorumluluğunda birbirlerine refik, dost ve yoldaş olmalıdır. Böylesi bir ortaklıkta her iki taraf kendi sorumluluk sınırlarını hakkıyla korumalı bir diğerinin hak ve hududuna göz dikmemelidir.

“Allah’ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.” (Nisâ, 32)

Yazık ki; anlayışın ve saygının olmadığı yerde, hayatı inşa etmek mümkün olmayacağı gibi, beraber geçirilen ömürde enerji ve sevinci tüketmenin kaygısı da olacaktır. Bu durumda ne dostluk baki kalır ne de dostça muhabbetler.

  • Kişilikte ve geçim sürecinde tutarlılık… Karşılıklı davranış ve diyalogda bir sınır ve duruş sergilenmeli, eşler birbirlerinin hassasiyetleri noktasında tahlil yapıp onu üzecek ve umutsuzluğa düşürecek söylemlerden sakınılmalıdır.
  • Sevgi ve ilgide tutarlılık… Kıymet göstergesi olan sevgi, ilgi ve saygının eşler tarafından birbirlerine gösterilmesi ve bu tutumun diri tutulması gerekir. Unutulmamalı ki; eşler toplumun nüvesi olan ailenin temelleridir. Saygın bireylerin yetişmesinde esas olan, saygın eşlerin attığı temeldir. Her insan için öncelikli model annesi ya da babasıdır. Kimi zaman insanlar, hiç farkına varmadan anne-babalarının hal ve hareketlerini özümseyerek sergilerler. Sevilsin veya sevilmesin, o davranışın anne babasına ait olduğuna o kişiyi ikna etmek çok zor olur ancak bilinç ötesinde görüp örnek aldığı ilk hareket ve davranış, ailesinden kendisine kopyalanmıştır.
  • Ebeveynlerin çocukları üzerindeki tutarlılığı… Çocukların doğru ve yanlışı ayırt edebilmesi,  anne babanın sergilemiş olduğu tutarlılığa bağlıdır. Bugün yaptığı bir hata üzerinden düzeltme ve telafi etme nasihati verilmeyen çocuğa, bir müddet sonra aynı hata için ikazın bir yararı olmaz. Gereksiz yere celallenip azarlamak da çocukta ebeveyni hakkında belirsiz bir kişilik izlenimi bırakır. Yine aynı şekilde sevgi ve ilgi göstergesinde çocukların hakkı olanı onlara vermek, bunu yaparken bir beklenti veya karşılığa bağlamadan sevgi ve saygı noktasında net bir teminat sağlanması gerekir.
  

Yorumlar