Helal Yaşam

Bizim Aile

  /   929   /   05 Haziran 2020, Cuma

 Yazdır

  

 “Bu nizamın sırrı şudur: Fıtratla doğrudan işbirliğine girmek, fıtrattaki gizli hazineden doğrudan yararlanmak. O hazine müthiştir, süreklidir. Ve ne zaman bu sistemle buluşur, işbirliğine girer; işte o vakit tüm zenginlik kaynakları fışkırır, gizli bereketi etrafına taşar.”

“Din Budur” adlı kitabında, İslam nizamının insan için zor ve ağır yükümlülükler getirdiğini, insanın ve toplulukların kaldıramayacağı, beşeri nizama aykırı özellikler taşıdığını düşünenlere ‘fıtrat hazinesi’ adlı sırdan bahsediyor Seyyid Kutup.

Evet, sahip olduğumuz fıtrat hazinesi, Allah (CC)’ın bizim için seçip kemale erdirdiği yüce diniyle tamamen uyum sağlamak için başvurmamız gereken en önemli mercidir. Onu gerekli donanımla yaratan Rabbimiz, nizamıyla uyumlu nitelikte ilişki halini bozmamamızı da ister.

“(Rasulüm) Sen, yüzünü hanif olarak dine; Allah insanları hangi fıtrat ile yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum-30)

Buna göre, yaşamımız boyunca dinin direktiflerini her yönüyle değerlendirip gaye haline getirebilirsek, huzura ve ebedi saadete kapı aralamanın dışında, fıtratla uyumlu bir varlık örneği sergilemiş olacağız. Bunun için “helal yaşam” en önemli maddemiz olmalıdır. En son söyleyeceğimiz sözü şimdi söyleyelim…

Haram yemenin ve haram yaşamanın toplumu sürüklediği en önemli uçurumlar; ihanet, adaletsizlik, kul hakkı ve psikolojik buhranlar olacaktır. Zira fıtrat haramı kabullenmez, haramdan tiksinir, ihanetten, kul hakkından nefret eder. Arkada bir yığın haram borçla (faizle) aldığı evde huzurla oturamaz, haram kazansa hanımına gönül rahatlığıyla “al harca” diyemez, haramla mevki sahibi olsa koltuğu ona dar gelir. Fıtrat böyledir, çünkü onun içinde “vicdan” adlı susmaz bir hakikat tellalı vardır.

Dikkat ederseniz, Allah (CC)’a iman etmediğini söyleyenler bile haram yemenin tiksindirici bir haslet olduğunu kabul ederler. Ne dedik? Fıtrata kodlanmıştır çünkü… Gönderdiği İslam nizamıyla da düzene sokmuştur, kurallarla sınırlar çizmiştir, lillahil hamd…

“Kalbin aydınlığı, helal yemekle olur.” (Hz. Ali)

Fakat bazen öyle bir duruma geldiğimizi görürüz ki; haramlar çok rahat işlenir veya buna kılıf bulunmuş olur. Aile hayatımızda helalce yaşamanın derdine düşmediğimizi gözlemliyoruz. Eşimizin getirdiği paranın helal mi, haram mı olduğunu sormak belki aklımıza bile gelmedi. “Çocuklarım aç kalmasın da yeter ki gelsin” düşüncesindeydik. Bir evimiz olsun istedik, faizle ya da normal yolla olması çok da ırgalamadı bizi. Şüpheli şeylerden kaçınmayı, anın eğlencesine kurban ettik. Haram izlerken birbirimizi uyarmadık. Haram konuşurken nice canlar yaktık ki; fıtratımız devreye girse dahi haykırışlarına izin vermedik.

Bu yüzdendir ki; haramın kıyılarında dolaşmaktayız. Efendimiz (SAV)’in haberini verdiği “Yemeseler bile dumanından etkilenecekler” (Ebu Davud)  buyurduğu dönemdeyiz. Haram bir ömrün sonucunda kirlenmiş mideler, bakışlar, diller ve kipkirli bir hayattan huzur ve mutluluk umuyoruz. Niçin başımıza belaların geldiğini -isyan edercesine- sorguluyor, aile hayatındaki sorunların nedenini anlayamıyoruz. Helal dairesini keyfe kâfi kılmadığımızdan, daha fazlasının hırsından ve çoğu kez bildiğimiz halde unutmak için çabaladığımızdan oluyor, ne oluyorsa. Belki de en can alıcısı, dualarımızın kabul olmayışının en bariz sebebi haram yaşantıdır

Faizin, rüşvetin yaygın olduğu toplumlardaki fakir-zengin arasındaki uçurumlar, içkinin yaygın olduğu yerde aile hayatının mahvoluşu, haram ilişkilerde ihanetin normalleşmesi vs. bütün bunların, İslam nizamının belirlediği ölçülerde şiddetle reddedilmiş olması; bize bu dinin fıtrat dini oluşunu ve ıslah ediciliğini gösterir. Ne yazık ki; ısrarla bu ölçülerden yüz çevirerek hayatımızı karartıyoruz. Bir de ahiri var, hesabı var…

İnsanın yüreğini acıtan, hayretler içerisinde bırakan bir mevzuya hususen temas edip bitirelim. Faiz… Evet, iman eden, namazında-niyazında olanların, elinden geldiği kadar haramlardan uzak duranların faizle çok rahat iş yaptıklarına şahit oluyoruz. Sanki bu dünyada ev almak çok kutsal bir görevmiş gibi, evi faizle almanın “günahı hafifleteceğini” mi düşünüyoruz acaba?

Bu kadar dehşet verici ayetler dururken, küçük meselelere takıldığımızdan çok daha fazla faizden tiksinmeli değil miyiz? Lütfen ayeti, kelime kelime okuyalım: “Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, ‘Alım satım da ancak faiz gibidir’ demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişte yaptığı kendisine aittir, işi de Allah’a kalmıştır. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir.” (Bakara-275)

Üstad Mevdudi, ayetin ilk cümlesini şöyle tefsir ediyor: “Kur’an faizle borç vereni deli bir adama benzetir. Deli adam nasıl dengesizliği nedeniyle hâkimiyetini kaybederse, aynı şekilde borç veren kişi de para verirken o denli dengesini kaybeder, şuurunu yitirir. Onun akılsızlığı o denli büyüktür ki; bencilliğinin ve aç gözlülüğünün nasıl insan sevgisine, insan kardeşliğine ve dostluğuna kökten bir darbe vurduğunu ve insanlığın genel maslahatına zarar verdiğini fark etmez. Birçok şeyi feda ederek zengin olduğunun farkına varmaz. İşte o da bu dünyada sanki deli bir adam gibi davranır. Ahirette de aynı bu dünyadaki gibi deli olarak dirilecektir. Çünkü herkes hangi konumda ölmüşse ahirette de o konumda dirilir.”

Her ne kadar maddi bir yasak söz konusu olsa da, bu yasağın ahlaki sonuçları o kadar büyüktür ki; peşi sıra diğer çirkinliklere kapı açıyor. Konuyla ilgili devam eden ayetlerde “Allah ve Rasulü’ne savaş açmak” olarak nitelendirilen bu adice sistemi evlerimizden uzak tutalım.

Sevgili kardeşlerim! Eşlerin birbiri üzerindeki haklarını değerlendirirken, üzerimizdeki ‘ahiret selameti için uğraş verme’ hakkını sakın ha ihmal etmeyelim. Kirada oturalım, arabasız kalalım, yaşayacak kadar doyalım ama ne olur faizle zengin olmayalım!

  

Yorumlar