Aile Ocağını Yanık Tutmak

Bizim Aile

  /   955   /   06 Haziran 2020, Cumartesi

 Yazdır

  

İnsanın dönüp dolaşıp sükûnet bulduğu tek yerdir, aile ocağı. Başını omzuna yaslayıp ruhunu hafifleten eş, cıvıltılarıyla evi şenlendiren çocuk/lar… Bu ocağın hep yanık olması, toplumu pişiren etkenlerden biridir. Bundan yoksun olanların, huzuru başka yerlerde aramaları ve bulamamaları; hem ahlaki sınırları çiğnemelerine, hem hayatı bireysel yaşamalarına ve böylece bazı erdemlere ulaşamamalarına sebep oluyor.

Günümüz ailelerin pek çoğunda şiddetli geçimsizlik, ilgisizlik, ihanet gibi sonuçları çok ağır olan vakaların sayısı günden güne artıyor. Elbette bunun analizleri yoğun bir şekilde yapılabilir. Kanımca en büyük problem, sevgi-saygı ikilisinin zedelenmesi…

Evlenmeden önce birbirlerine büyük saygı ve sevgi gösteren çiftlerin, evlendikten sonra aralarındaki ilişkinin normalleşmesi(!) vehmine kapılması sonucunda mutluluğun giderek azalması hepimizin malumudur. Ama bu ikiliyi koruyabilen ve ömrünün sonuna kadar huzuru yakalamış nice çiftler de var.

Evvela eşler arası “koşulsuz sevgi” bağı çok sağlam kurulmalıdır. Yani sevgisinin önüne “eğer” kelimesini getirmeden… “Bana şunu alırsan, şöyle yaparsan, şu şekilde davranırsan, şu huyunu değiştirirsen seni daha çok severim” tarzı koşul belirtme, sevgiyi en baştan katleden çirkin bir davranıştır. Her erkek ve ya kadın kendisinin “olduğu gibi” kabullenilmesini ve sevilmesini ister. Bu tür sevgi kalıcıdır. Çünkü içinde gizli bir “şefkat” olgusu vardır. Sevgi ve şefkat yan yana gelirse, başta menfaat olmak üzere pek çok kötü duyguları katleder.

“Allah’ın varlığına ve birliğine delillerden birisi de, kendilerinde sekinet bulup, ülfet edesiniz diye kendi cinsinizden size eşler yaratması ve aranıza muhabbet ve merhameti koymasıdır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir kavim için nice deliller vardır.” (Rum / 21)

Aile kurumunda aslolan, çiftlerin “sevgi ihtiyaçlarını” karşılamalarıdır. Bir kadın en ufak bir tartışmada eşine “beni artık sevmiyorsun” derken, aslında “sevgini göstermiyorsun, sevgi ihtiyacımı karşılamıyorsun” demek istemiştir. Belki kadın yaratılışı gereği buna daha çok muhtaçtır. Dikkat ederseniz; bir buket çiçekle, bir tebessümle, bir tatlı sözle kadınlar hemen sakinleşir ve az önce söylediklerine pişman olur…  Bunu anlayabilen erkekler ve sevgiyi koşulsuz kabul edebilen kadınlar, mutluluğun kapısını açmış demektir…

Sadece sevgiden bahsettik fakat sevgiyi besleyen en önemli damar, şüphesiz saygıdır. Saygısını yitirmiş, ağzına geleni eşine söylemekten imtina etmeyen çiftler, bu hareketleriyle yavaş yavaş sevgilerini kemirdiklerinin farkına varamıyor. Bunu fark ettiklerinde iş işten çoktan geçiyor. Dolayısıyla sevgiyi koruyabilmenin yolu, saygıyı kaybetmemekten geçiyor…

Az önce kadının sevgiye biraz daha muhtaç olduğunu belirttik. Buna paralel olarak erkeğin de biraz daha saygıya ihtiyacı olduğunu da hatırlatalım. Tabi bu iki temel olgu, her ikisinin de vazgeçilmezi olmalı. Fakat bir gıdım farkla, saygı konusunda kadının daha fazla duyarlı olması gerekir.

Erkek karşısında “kadın gibi bir kadın”, kadın ise “adam gibi bir adam” görmek ister. Eve geldiğinde eşini ayakta karşılayan, terliğini önüne verip tebessümle aç olup olmadığını soran bir kadın ile eve geldiğinde bütün gün yalnız olan eşine özlemini ve sevgisini ifade eden bir erkeğin oluşturduğu aileyi düşünün! Eminim her birimiz, bunun yıllar boyu aynı tonda gitmeyeceğine inanıyor. Evet, illaki arada inişler kalkışlar olacaktır fakat pergelin ucu yerinden asla ayrılmamalıdır.

Burada vurgulamak istediğim asıl nokta, çiftlerin birbirlerine sevgi ve saygılarını “hissettirmeleridir.” Yoksa kimse birbirinden nefret ederek evlenmiyor. O sevgi ve saygıyı kalpte ölü gibi muhafaza etmek ayrı, onu sonuna kadar eşe feda etmek yani hissettirmek apayrıdır.

Efendimiz (SAV) hanımlarının faziletini dile getirirdi. Şimdiki beyler saatlerce yemek yapıp heyecanla servis eden eşine “çok güzel olmuş eline sağlık” demek yerine ” falanca evde bu yemeği yedim, harikaydı” diyebiliyor. Ve ya eşinin faziletlerini dışarıdaki insanlara anlatan bir kadın, eşine “şu huyun çok hoşuma gidiyor, bana böyle davranıyorsun Allah razı olsun” demeyi çok görüyor.

Yine Efendimiz, hanımlarına sık sık sevdiğini söylerdi… “Kördüğüm gibi” ifadesi hepimizin malumu…

Gerçekten zor değil… “Seni seviyorum” diyebilmek!

Tabi aile sadece erkek ve kadından oluşmuyor. Bir de evde çocukların da yetiştiği bir ortam var. Ve bu ortamda “sevgi ve saygıyla” büyüyen çocukların ileriki hayatında ne kadar özgüven sahibi, başarılı, merhametli olduklarını gözlemliyoruz… Birbirlerine sevgi sözcüklerini çok gören, dahası çocuklarının önünde her gün didişen, kaşığı vurup sofrayı terk eden, edeplerini muhafaza etmeyen ebeveynlerin çocuklarında sevgi, saygı ve edep sınırları haliyle yok olacaktır…

Aile kurumunu muhafaza etmek, neslimize bırakacağımız en önemli mirastır. Bunun muhafazası, sevgi ve saygı kurallarını ihlal etmemek ve hissettirmek ile mümkün olacaktır.

  

Yorumlar