Nasıl Biriktirmeli?

Bilge Kadın

  /   808   /   08 Haziran 2020, Pazartesi

 Yazdır

  

Modern çağda büyük şehirlerden tutun birçok küçük ilçeye kadar neredeyse her yerde, en çok inşa edilen yapılar alışveriş merkezleridir. Halkın birçoğunun, zamanlarının büyük bölümünü geçirdiği yerler haline geldi bu merkezler. İçerisine bir girdi mi saatlerce oyalanır insan. Hatta kimi zaman öylesine bir uğrar ve ancak dışarı çıktığında ne kadar zaman tükettiğinin ne kadar ihtiyaç dışı şeylerle döndüğünün farkına varır.

Zaten yapıları müsait olmasına rağmen neden buralara pencere konulmadığını, herhangi bir yerine bir saat asılmadığını hep merak etmişimdir. Amaç; insanın dışarı ile irtibatını kesmek mi? Öldürdüğü zamanın farkına varmadan, çok da ihtiyacı olmayan şeyleri aldıkça almasına sebep olmak mı?

Öyle ya da böyle bu tüketim çılgınlığı, günden güne katlanarak artmaktadır. İşin acı ve üzüntü veren tarafı ise Müslümanların da bundan payını almış olmasıdır.

Yüce Allah, dünya nimetlerini insanoğlunun istifadesine sunmuştur. Yaşamı devam ettirmenin de yolu budur zaten. Ancak her şeyde olduğu gibi bunda da ölçü ve dengeyi korumak gerekir. Yoksa özellikle “…sizi vasat (orta) bir ümmet yaptık…” (Bakara/143) ayet-i kerimesine aykırı olur.

“Vasat Ümmet’in” değişik anlamları ve yorumları vardır. Bunlardan biri de hayatın ve inancın her alanında ifrat ve tefritten kaçınmaktır. Hâl böyleyken Müslüman, ne çağın gerekleri diyerek gereksiz harcamalar yapmalı ne de Rabbinin kendisine verdiği nimetlerde cimrilik yaparak, kendisinin ve ailesinin yaşamını zorlaştırmalıdır.

“Onlar harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar ne de cimrilik ederler. Harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur.” (Furkan/67)

İşte bu dengeyi sağlayabilmek de tasarrufla mümkündür. O vakit kişi  “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsra/ 29) ayeti mucibince dengede kalabilir.

Günümüz şartlarında üretim, tüketime paralel olarak artmaktadır. Yiyecekten giyeceğe, ev eşyalarından vasıtalara hatta çocukların oynadığı oyuncaklara kadar gün geçmiyor ki; yeni ve farklı şeyler ortaya çıkmasın.

Her yeni elde edildikten sonra, daha farklısına ve daha fazlasına istek duymaya başlar insan. Belli bir zaman sonra doymak bilmeyen, buna bağlı olarak mutlu olamayan bireyler dolaşır ortalıklarda. Oysaki Allah (CC)’ın ve Rasulü (SAV)’nün ölçüleri, hâlâ gün gibi ortadadır. Bunları gerçek manada anlamaya çalışmak hem dünya hem de ahireti kurtarmanın reçetesidir.

Hz. Peygamber (SAV), bir gün bir sahabenin abdest alırken suyu aşırı kullandığını görünce; “Bu israf nedir?” diye sorar. Sahabe; “Abdestte de israf olur mu?” deyince Fahri Kâinat; “Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile!” diye cevap vermiştir.  Bu sözün üzerine söz mü söylenir artık. Olanakları nasıl kullanmak gerektiği, bundan daha güzel nasıl ifade edilir ki?

Bu gerçeklere rağmen bir Müslüman hâlâ çağın gerekleri deyip, sonradan kültürümüze hatta dinimize sokulan davranış ve olayları savunabilir mi? İbadette dahi tasarrufu emreden, israfı yasaklayan bir din, eğlencede, özel günlerde ve kutlamalarda yasaklamaz mı? İnsan, israf etmeden maddi ve manevi tatmine ulaşamaz mı?

Misafir mi gelecek? Söz, nişan, düğün mü olacak? Çocuğun sünnet töreni mi var? Çocuğun cinsiyeti mi öğrenilecek? Doğum günü mü? ilk dişini mi çıkarttı? ilk adımını mı attı? ilk kelimesini mi söyledi? Vs. Hayatta ne ilkler biter ne yenilikler! Bunlar için kutlama mı yapılacak; yapılsın ama dinin ruhuna uymayan, kişiyi israfa sürükleyecek gereksiz masraflardan, şatafattan uzak durarak yapılsın.

Olmasa da olur dediklerimiz ile olmazsa olmazları dinin süzgecinden geçirmek gerekir. Unutulmamalı ki; birinin üç-beş kuruş deyip önemsemedikleri ile bir başka Müslüman için yaşam malzemesi alınabilir. Hele Rabbinin kendi lütfundan kuluna verdiklerini, sahip olamayan başka kulların gözlerine batırırcasına, belki de isyanlarına sebebiyet verecek derecede teşhir etmek, Müslüman’ca bir tavır olmasa gerek.

Ne güzel ifade etmiş Rasul-ü Ekrem (SAV):

“Âdemoğlu, karnından daha şerli bir kap doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Eğer mutlaka yemesi gerekli ise, midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes almaya ayırsın.” (Tirmizi, İ.Mace, İ. Hanbel)

Allah (CC), kuluna verdiyse nereye harcayacağını da zaten belirtmiştir:

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra/ 26-27)

Rasul-ü Ekrem de şöyle buyurmuştur; “Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz.” (Buhari, Nesai, İ. Mace)

Onun içindir ki; kişi zamanını, yiyeceğini, giyeceğini, eşyasını hatta belki de mutluluğunu bile tüketirken ölçülü olmalıdır. Nasıl bitirir/tüketirim diye değil, nasıl tasarruf edebilirim diye düşünerek hareket etmelidir. Tasarruf edip de pişman olan yoktur, ancak fütursuzca harcayıp tüketenlerden pişman olmayan neredeyse yoktur. Damlaya damlaya göl olduğu gibi, damlayan kaynak da bir gün kurur, tükenir.

Hem Rasulullah (SAV)’ın hem sahabenin hem de gayeleri rıza-i ilahi olan kulların hayatı, nimetlerden nasıl istifade ettiklerinin örnekleriyle doludur. Anlık tüketimlerden ziyade, ebedi hayatlarında kendilerine ışık olacak, faydası dokunacak harcamalar yapmışlardır.

Şakik Belhi bir gün İbrahim Edhem’e; “Maişet işini nasıl hallediyorsun?” diye sorar.

İbrahim Edhem; “Bulduğumuzda şükrederiz, bulamadığımızda sabrederiz” diye cevap verir.

Şakik; “Horasan’ın köpekleri de böyle yapar” der. Bunun üzerine İbrahim Edhem “Peki, siz ne yapıyorsunuz?” diye sorar. Şakik şu cevabı verir:

“Bulduğumuzda dağıtırız, bulamadığımızda şükrederiz!”

  

Yorumlar