Her koyun kendi bacağından asılmaz

Bilge Kadın

  /   940   /   11 Haziran 2020, Perşembe

 Yazdır

  

Rivayet edilir ki, bir ülkede dört kişi yaşarmış... Bunların adları, herkes, birisi, herhangi biri ve hiç kimse imiş...
Bir gün yapılması gereken çok önemli bir iş ortaya çıkmış... Herkes, birisi’nin bu işi yapacağından eminmiş. Gerçi işi, herhangi biri de yapabilirmiş ama hiç kimse yapmamış. Birisi bu duruma çok kızmış. Çünkü iş, herkesin işiymiş. Herkes, herhangi biri’nin bu işi yapabileceğini düşünüyormuş.
Ama hiç kimse işi herkes’in yapamayacağının farkında değilmiş.

Sonunda herhangi biri’nin yapabileceği bir işi, hiç kimse yapmadığı için, herkes, birisini suçlamış.
Sosyal psikolojinin konusu olan “sorumluluğun dağılımı” bütün toplumu ilgilendiren bir hususta bir kişinin bu görevi üstlenerek sorumluluğun diğerlerinin üzerinden kalkmasını sağlamasıdır. Yapılması gereken işe kimsenin el atmaması durumunda ise ortaya çıkacak sorundan herkes mesul olur. Yapılması gereken iş bir kötülüğü ortadan kaldırmak da olabilir bir yardım davranışı da olabilir. Mesela yolda yürüyen bir kişi aniden fenalaşıp düştüğünde bir kişi kalabalığı yararak gelir ve o kimseyi kaldırır, ambulans çağırır ve ihtiyacı olan yardımı bu kişiye ulaştırır. Bir kişi fenalaşıp düşen kimseye gerekli olan desteği sağladığı için sorumluluk diğerlerinin üzerinden kalkar. İslam’ın öngördüğü farzı kifaye de böyle bir şeydir. Ölen kişinin cenaze namazını birkaç kişi kıldırmışsa sorumluluk diğerlerinin üzerinden kalkar. Ancak bu görevi kimse yerine getirmemişse bunun sorumlusu herkes olur.

İnsanoğlu Allah’ın bahşettiği istidatları kullanarak bir dayanışma ağı kuruyor ve hâsıl olan ihtiyaçlar bu ağ vasıtasıyla gideriliyor. Sosyal yaşamın bir parçası olan dayanışma ağı fertlerin ihtiyaçlarına ve fıtratlarına göre şekil alıyor ve biteviye devam ediyor.

Vicdan Allah’ın bahşettiği yüce bir değerdir bu değeri her daim diri tutmak gerekir. Düşen kişiye yardımcı olacaksın diye dayatılan bir kanun yok ancak insan fıtratında taşıdığı vicdanının sesine kulak veriyor ve hiç tanımadığı kişiyi yerden kaldırıyor ve ona el uzatıyor. Düşeni kaldırmak hukuki bir prosedüre tabi olsaydı sanırım insanlar yardımlaşma noktasında gerekli hassasiyeti göstermezlerdi. Ancak vicdan sahibi olan insan harekete geçiriyor ve düşeni kaldırıyor.

Bugünün çocukları ben odaklı hücrelerde tek kişilik bir yaşam sürüyorlar. Bu durum vicdani hassasiyetin zayıflamasına ve fertlerin birbirlerine karşı duyarsızlaşmalarına neden oluyor. Düşünün… Açlıktan baygınlık geçirmiş bir adam onlarca insanın bakışları arasında ölüme terk ediliyor… İnsanlar hiçbir konuda sorumluluk hissetmiyor, cansız bir nesne gibi yaşıyor ve öyle de hayata veda ediyorlar. Eğer öyle olmasaydı yaşlı dünya kıyılara vuran çocuk cesetlerine, açlıktan bitap düşmüş yoksullara, kör kurşunlara kurban edilen masumlara tanıklık eder miydi? Bütün bunlar yaşanıyorsa bilin ki, kimse sorumluluk almak istemiyor, kimse kimsenin yüküne uzanmıyor ve sosyal alanın ahengi bu şekilde bozuluyor. Allahın bahşettiği vicdanın sesi kısılıyor ve yürekler katılaştıkça katılıyor. Ne acı değil mi?

  

Yorumlar