Toplumda Helâl Rızkın Kayboluşu

İlim İrfan

  /   758   /   24 Haziran 2020, Çarşamba

 Yazdır

  

İnsanın dünyaya gönderilişinin nihai amacı kulluktur. Kulluğunun ispatı içinse dünya imtihanını başarıyla geçmesi gerekir. Ancak bu kulluk, çoğu kez unutulup dünyaya gönderilişin sadece yemek, içmek ve hazların doyasıya yaşanacağı yermiş gibi algılatılıyor. Hâlbuki imtihan denilen zorlu yokuşlar bu devrede ortaya çıkıyor. İnanış ve yaşayışın uyum içinde, kalbin söylediğiyle azaların yaptığı aynı minvalde olması icap ediyor. Fakat inandığıyla yaşadığı bir olmayınca orada bir inanış kayması yaşanıp artık helâl-haram sınırlarına kadar gidiyor.

İnsan yaşamak için yaşamayacak. Dünya hayatının lezzetine, diri kalmak için tamah etmesi kâfidir. Allah’ın yarattığı birçok nimet insan içindir. Ancak o çok güzel nimetlerden sadece ihtiyaç olanı kadar ve inanç doğrultusunda ondan istifade edilse sorun kalmayacak. Ama sadece ‘yaşamak’ gaye edinilirse; onu arzulamak için her yol mubah görülür.

Bugün en çok karşılaşılan durum ne yazık ki budur. Haram rızık temini, birçok kişiyi sarmalamış durumda. Fert, aile ve toplum olarak öylesine büyük bir bataklığın içinde yuvarlanılıyor ki; bunun olumsuz etkisi her kesimi manen zedeliyor. Kısa sürede daha fazla kazanç derken, asıl bereketin bu niyetle birlikte elden gidiverdiği görülmüyor. Daha fazla birikim derken, asıl bolluğu kaybettiğini anlamıyor insan. Özellikle dünyevi endişe ve ihtiraslar, haram yolu daha bir kolay ve cazip hale getiriyor. Doyumsuzluk, hep elde etme niyeti taşırken; nasıl elde edeceğini hesaba katmayacak kadar gaflete büründürüyor.

Hâlbuki kişi, asıl bereketin ve bolluğun helâl rızıkta olduğu idrakine hakkıyla varsa, haramın en ufak kırıntısını üzerine almayacak. Hakikaten faizle girişilen her işin arkasında büyük bir musibetin olduğunu görebilmeli insan. Ya aldığı, yediği o malın hayrını görmüyor ya da bir musibet o ev halkına musallat oluyor.

Kumarı ‘millileştirerek’ oynanan ve ‘kazanılan’ oyunların ‘şanslılarının’ akıbeti, insan için büyük bir ibret ve ders içerir. Tüm bunlardan çıkarılan dersler neticesinde insan, Allah (CC)’ın kendisi için takdir ettiği taksimata razı olurken; diğer yandan sadece helâl rızkı kazanabilmek için uğraş vermelidir.

Rabbimiz ayetinde: “Allah’ın size verdiği helâl ve güzel rızıktan yiyip için ve eğer yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’nun nimetine de şükredin.” (Nahl /114) buyuruyor.

Diğer bir ayetinde: “Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.” (Maide/88) buyuruyor.

Her iki ayetin son kısımlarındaki vurgu; şükrederek Allah’ın yasaklarından sakınarak korkmaktır. Ne yazık ki; toplumsal sorun olarak bugün birçok şeyin altında şükürsüzlük ve Allah (CC)’ın yasaklarından korkmamak vardır. Hâlbuki bu iki düstur, insanı haramın pençesinden kurtarıp helâl rızka götürecektir daima.

Haram rızka, bir fert sebep olmuş olabilir ancak bunun sonucu, bir aileyi kapsar niteliktedir. Ailelerden de toplum inşası oluştuğuna göre topluluğu dahi etkiler. Özellikle bugün ahlaksızlığın, edepsizliğin arttığını söylüyoruz ve bunun altında yatan nedenin birisi de insanın giydiği, yediği, içtiği şeylerin haram olması değil de nedir?

Haram rızık, duanın kabulünü bile etkiliyorsa; toplum için edilen duaların kabul olmayışına (böyle bir endişe varsa) dair sorguyu bu anlamda da yapmak gerekir.

Domuz etinin yasak olmasından ziyade o hayvanın her necis şeyi yediği ve bundan dolayı sağlığı tehdit edeceği, yine kıskançlık ahlakı hiç olmadığından, onu yiyen kişide de bu ahlakı yok ettiği söylenir. Allah (CC)’ın her yasağının altında bizim az kavradığımız birçok hikmetli sebep vardır. Haram yiyecek, ferdin ahlakını da etkiliyorsa; topluma etkisini varın siz düşünün.

Buna göre helâl rızık hassasiyeti taşıyan bir topluluğun güzelliği de o ölçüde olacaktır. Herkes gücüne göre elindekiyle mutlu olurken, hırs ve kıskançlık kalplerde ölürken, şükür en başta yapılan zikirken, hakka girmek en hassas noktayken böyle bir toplumun ahlak inşası yaşanılır olacaktır.

Helâl rızık, en başta bolluk ve bereketle tarif edilmelidir. Bir kere bir şeyden zevk alabilmek, gönül ve vicdan zenginliğini de gerekli kılar. Helâl rızkın bereketi en başta vicdan zenginliğiyle başlar. Şükür ise helâl rızkın bolluğunu dörde katlayacak kadar gönül rahatlığı bahşeder.

Bir genelleme yaparak âcizane tavsiyemiz; ailede birden fazla kişi çalışıyor olmasına ya da iyi bir ücret almasına rağmen her zaman ‘yetmiyor, ay sonunu çok zor getiriyoruz’ diye feryat edenler, haramın civarında olup olmadıklarını kontrol etmelidir. En ufak haram para dahi o hanede bereketi alabiliyor. Hakeza az ama helâl parayla bolluk içinde yaşayabiliyor.

Haramın toplumu kuşattığı ve çok rahat işlendiği günümüzde, helâl rızık algısına iyi sahip çıkmak gerekiyor. Varsın uzun süre evsiz kalınsın, varsın eve gelen bütçe miktarınca yaşanılsın, varsın nefsin istediği her zevk yaşanmasın… Ama çalışan, alın teriyle çalışırken; emeğinin karşılığı olarak çocuklarının boğazına helâl lokma girsin. Çocuklar helâl lokmayla büyürken, fıtratını bozacak haramdan sakınmayı da öğrensin. Hakikaten ailede iaşe temin eden kişinin, bu anlamda da sorumluluğu büyük ve ihmali durumunda vebali de bir o kadar ağırdır. Yani anne ya da baba, haram rızık temin ederek sadece kendine değil, eşine, çocuğuna da bunu sunmuş oluyor ve bu korkunç bir durumdur.

  

Yorumlar