Ilk müslüman psikoloji alimi: Ebu Zeyd El-Belhi

İlim İrfan

  /   941   /   28 Haziran 2020, Pazar

Fikriyat.com
 Yazdır

  

Ilk müslüman psikoloji alimi: Ebu Zeyd El-Belhi

Müslüman alimler, fenni çalışmalar içerisinde psikolojik bazı konulara yer vermiştir. Bunlardin birisi de Ebu Zeyd El-Belhi’nin beden ve ruh sağlığı hakkındaki kitabıdır. Bu eser, İslam dünyasında tıp konusunda yızlmış ilk eserdir. Beden ve ruh sağlığını bir arada işleyen eser, sadece tıp tarihi değil, psikoloji tarihnde de büyük katkı sağlamıştır. Birçok psikoloğun ilgisini çeken Ebu Zeyd El-Belhi hakkında bekak edilenleri derledik.

EBU ZEYD EL-BELHİ KİMDİR?

Ebu Zeyd El-Belhi 850 yılında Horasan’ın Belh şehri yakınındaki Şamistiyan köyünde doğdu. Ilk öğrenimini babasından gördü. Daha gençlik yıllarında uzun seyahatler yapmayı, özellikle Irak’a gidip oranın bilginlerinden ders okumayı planlıyordu. Nitekim katıldığı bir hac kafilesiyle Irak’a gitti. Burada sekiz yıl kaldı. Çeşitli yöreleri dolaşıp tanıdığı bilginlerden dersler aldı.

KİNDİ’NİN ÖĞRENCİSİ OLDU

Bu dönemin en kayda değer olayı onun islam filozofu Kindi’nin öğrencisi olmasıdır. Bu ünlü filozofun yanında felsefi disiplinleri iyice kavradı. Bu arada din ilimleri ve tıp konularında araştırmalarda bulundu. Fikri arayışları kendisini bir aralık astrolojiye yönelttiyse de tabiat ilimleri ve matematikte ilerledikçe astolojinin geçerliliğine olan inancını kaybetti. Aynı dönemde bir edebi şahsiyet olarak ta ün yaptı.

Nitekim İbnü’n-Nedim kendisini filozof olarak değerlendirmesine ragmen edebiyatçolar grubu içinde zikreder. Gerek patlak gözlü (cahiz’ül-ayn) oluşu gerekse ilim ve edebiyatı entellektüel şahsiyetinde birleştirmiş olmasına işaretle Belhi’nin adı sık sık ünlü Mu’tezile bilgin ve edibi Cahiz’in adıyla birlikte anılmıştır. Bağdat’ta geçirdiği yıllar içinde kendisine “Horasan’ın Cahiz’I” lakabının takılmış olması aynı benzetmenin bir ürünü olmalıdır.

ÜNLÜ ALİMLERİ ETKİLEDİ

Ebu Zeyd, tıp ilimleri tarihinde ilk defa bedeni hastalıklar yanında, ruhi hastalıkları ele alıp inceleyerek tedavi yolları üzerinde çok önemli ve ilgi çekici bilgiler ortaya koydu. Bugünkü modern bilimde parapsikoloji, psikoterapi ve psikosomatik sahalarını ilgilendiren konuları ayrı ve başlı başına oldukça uzun bir şekilde ele aldı.

Kullandığı metodlar, onun ilmi seviyesini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı metodu, yani insanı ruh ve beden lorak tıbbi yönden tetkik, teşhis ve tedavi usulü, iki  asır sonra İspanya’da yetişen ünlü bir İslam alimi İbn-I Zühr’ün eserlende görüldü.

Ebu Zeyd, eserinin ön sözünde; “Allahu teala, insanoğluna diğer yaratıklardan farklı olarak idrak kuvveti ihsan buyurdu. Insan, bu kuvvet yardımıyla faydalı ve zararlı şeyleri tanıyıp birbirlerinden ayırt eder. Bu bilgi ve kuvvetini kullanması sebebiyle Dünaya ve ahirette saadete kavuşur. Tıp ilmi herkes için çok önemlidir insan, tıp ilmi yardımı ile hastalıkları ve bunların tedavi yollarını öğrenir” demektedir.

EBU ZEYD’E GÖRE İNSANIN SIHHATİNİ BOZAN İKİ ŞEY

Ebu Zeyd Belhi, kitabında şöyle diyor: “Hüzün ve şiddetli ıstırab, ruh hastalıkları arasında önemli bir yer işgal etmektedir. Bu hastalık, insanın kalbinde yer tutunca sıhhate zararlı olur. Istırab, hüznün aşırı halidir ve yakıp kavuran bir ateştir. Hüzün ise, bu ateşten geri kalan kor gibidir. Bu sebeple bedeni tahrib etmekte, bedenin sıhhatini bozmakta çok etkilidir. Mesela normal arzuları değiştirip, bunlardaki tadı ve lezzeti yok eder. Huzur ve sürurun faydası neyse, hüzün de bu faydanın zıddını doğurur. Huzurlu insanın yüzü daima güleçtir. Mahzun olanın yüzü ise tersine soluktar. Hüzüh, bazen çok sevilen şeyin elden çıkması ile meydana gelir.”

İLK KEZ PSİKOLOJİK RAHATSIZLIKLARI SINIFLANDIRDI

Akli yani felsefi ilimler içinde matematik ve astronomiye özel bir ilgi duyan Belhi, belki sırf bu yüzden hocası Kindi’nin aksine astrolojiye inanmamış ve ancak matematik ve fizik esaslara dayalı bir gök biliminin geçerli olabileceğini savunmuştur.

El-Belhi ilk defa psikolojik rahatsızlıkları norotik ve psikotik olarak sınıflandırmıştır. Bunlar, korku ve anksiyete, kızgınlık ve agresiflik, üzüntü, depresyon ve obsesyondur.

Kendisinden on altı yıl sonra vefat edecek olan Farabi’nin “en-Nüket fima yasıhhu ve ma la yasıhhu min ahkami’n-nücum” adlı eserindeki ayırımları dile getirmiş olması bakımından Belhi’nin bu yaklaşımı önemlidir.

Belhi, Emir Ahmed b. Sehl’in iktidarı kaybetmesinden sonra doğduğu köye çekilip satın aldığı bir çiftlikte ilmi faaliyetle meşgul oldu. Bir aralık Samani emirinin Buhara’da vezirlik teklifini kabul ettiyse de yolda bu fikrinden vazgeçerek Şamistiyan’a döndü ve burada vefat etti.

DİN İLE FELSEFEYİ UZLAŞTIRDI

Belhi’nin fikri şahsiyetinde en fazla ön plana çıkan eğilim din ile felsefenin uzlaştırılmasıdır. Bir yandan tefsir çalışmaları yapan ve çağının müfessirlerince itibar görmüş metinler kaleme alan Belhi’nin bir yandan da çoğrafya, matematik, astronomi, tıp, ahlak, siyaset gibi çok çeşitli sahalarda eserler vermesi bu tavrının bir sonucudur. Belhi hocası Kindi gibi ilahi bilginin beşeri bilgideki artma veya derinleşmenin miktarı oranınca kavranabileceğine inanıyordu.

BİR KİMSE DİNİN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRMEDİKÇE FİLOZOF OLAMAZ

Onun gözünde bir ilah ve yüze hikmetler toplamı olan dini gerçek anlamda kavramanın yolu beşeri hikmet arayışının ifadesi olan felsefi araştırmalardın geçmektedir. Dolayısıyla din hem bu hikmet arayışında kılavuzluk eden, yönlendirici emir ve nehiyleriyle felsefi araştırmanın ilkelerinden uzaklaşmaya engel olan bir metot, hem de bu araştırmaların sonunda yeniden ve derinlemesine kavranmış hakikat olmaktadır.

Onun söz konusu yaklaşımı şu sözüyle ifadesini bulmuştur “ Din yüce felsefedir. Bir kimse dinin emirlerini yerine getirmedikçe filozof olamaz. “

Belhi “bedeni tıp” ile “ruhani tıp” kavramlarının ortak terimini bir ilişkinin hareket noktası yapmakta ve böylece beden ile ruh arasındaki etkileşmenin sağlık ve hastalık bakımından nelere yol açabileceğini incelemektedir.

Belhi’nin akranı olan ve muhtemelen kendisinden felsefe okumuş bulunan Ebu Bekir er-Razi’nin et-Tıbbü’r-ruhani adlı eserinin paralelinde olan bu yaklaşımın yönlendiric fikri insanın ruh ve bedenden müteşekkil bir bütün olduğudur. Dolayısıyla Belhi’ye hastalığa yol açan maddi sebeplerle ruhi sebepleri bir arada ele almanın büyük faydası vardır. Bu yönlendirici fikrin Belhi’yi psikosomatik hastalıklar kavramına büyük ölçüde yaklaştırdığı söylenebilir.

AHLAK VE PSİKOLOJİYİ BİRLEŞTİRDİ

Ayrıca iklim, tabii çevre, fizyolojik yapı gibi faktörlerin yanı sıra yeme, içme, cinsi münasebet, uyku düzeni gibi gündelik hayatı ilgilendiren husulardaki rejimlerin beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini uzun uzun inceleyen Belhi, müziğin bedeni ve ruhi hastalıkların tedavisindeki önemine de işaret eder.

Kontrolsüz öfke, yersiz korkular ve derin endişeler şeklinde beliren psikolojik baskıların davranış bozukluklarına yol açması ve neticede bir yandan nevrotik hastalıkların, diğer yandan da ahlaki kötülüklerin insan ruhunda yerleşmesi sonucunu doğuracağından Belhi’nin yaklaşımında ruhani tıp terimi hem bir ölçüde psikoterapiye hem de ahlak ilmine işaret edecek şekilde tıp, ahlak ve psikoloji sahalarını birleştirir.

ESERLERİ NELERDİR?

İbnü’n-Nedim Belhi’ye kırk üç eser nisbet eder. Yakut bu sayıyı elli altıya çıkarır. Ancak onun eserlerinden günümüze yalnızca ikisi ulaşmıştır. Bu sebeple ilmi şahsiyeti daha çok kendisinden sonraki etki ve yankılarıyla belirlenebilmektedir.

Mesalihu’l-ebdan ve’lenfüs: Belhi’nin tıp ve ahlak konusundaki fikirlerini tesbite yarayan ve iki ana bölümden oluştuğu için el-Makaleteyn olarak ta anılan bu eser, müellifinin çağına ait tıbbi birikimi özümlediğine yeterli bir delil teşkil ettiği gibi tıp ve ahlakı aynı ilmi disiplin çerçevesinde birleştiren anlayışın da İslam dünyasındaki öncüsü durumundadır.

Nitekim kendisi, beden sağlığına dair yeterince kitap yazıldığı halde bu eserine gelinceye kadar ruh sağlığıyla ilgili kayda değer bir eser verilmediğinden söz etmekte ve bu konuda hem ilk hem de orjinal olma iddiasını taşımaktadır.

Tıp ilmine ait Mesalihu’l-ebdan ve’lenfüs adlı eserinin iki yazma nüshası, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya bölümü, 3741 numarada kayıtlıdır. Bu nüsha, 1984 yılında Frankfurt’ta bulunan Goethe Üniversitesini bağlı Arabi İlimler Tarihi Enstitüsü yayınlarından olarak faksimile neşredilmiş ve ilim adamlarının tetkinine sunulmuştur.

  

Yorumlar