Kendine Değil Kalbine İyi Bak

İlim İrfan

  /   866   /   30 Haziran 2020, Salı

 Yazdır

  

Rahatsızlık, sadece bedende acı hissetmek midir? Ya da kalbin aort genişlemesi, kalp deliği ve ritim bozukluğu gibi maddi rahatsızlıklardan beri olması, kâmil manada sıhhatin belirtisi mi?

Adını koyamadığımız ama hissettiğimiz o ince sızı, en ağır rahatsızlıktı fakat dünyevileştikçe manevi ağrıların sancısı dahi hissedilmez oldu.

Önceleri beyaza küçücük bir kir değse hemen fark edilirken şimdiler de ise koskoca bir kir yığını olmuş da fark edilmiyor. Acaba biz de kalbimize ilişen kirleri o yüzden mi fark edemiyoruz? Elimiz kesilse koşarak yara bandı ararken kalbimize isabet eden o azim ağrıların tedavisi için neden o kadar acele etmiyoruz?

Hadi itiraf edelim! Artık hissetmiyoruz. Eskiden daha o kadar da çok büyümemişken, farkında olmadan bir günah işlesek o an manasını kavrayamadığımız bir huzursuzluk oluşurken şuan yüreğimize dokunan bir şey dahi bulamıyoruz.

Bir kutsi hadiste şöyle buyruluyor: “Ben göklere yere sığmam ancak mü’min kulumun kalbine sığarım.” Demek oluyor ki gönül Allah’ın evidir. O halde evimiz için yaptığımız temizliğin bin kat fazlasını yapmalıyız kalbimize. Hazreti Lokman’ın oğluna ettiği nasihati biz de kalbimize edercesine tekrar etmeliyiz belki de: “İçini dışından daha çok süsle! İçin Hakkın, dışın halkın baktığı yerdir.”

İnsanların gördüğü kıyafet ve suretlerimiz iken, Rabbimizin gördüğü ise tüm amellerimizin kendisinde saklı olduğu hatta kim bilir belki de kirden katran olmuş kalplerimiz. Ancak çoğu zaman “benim kalbim temiz” naraları atarak bu gerçeğe kulaklarımızı sağır ediyoruzdur.

Evet, kalp de kirlenir. Hem de temizliği ocak temizliğine benzemezcesine. Nasıl mı? Hased gelir ilkin. Hani o Felak Suresi’nde, şerrinden Allah’a sığındığımız. Öyle geniş bir yer kaplar ki; beraberindekileri düşünürcesine. Kindi, gıybetti derken bir bakmışsın o merhamet yuvası muhabbet evi bitkisel hayatta denilebilecek kadar vahim bir durumda. Hatta öyle ki kardeşlerimizle iletişimlerimize dahi zarar vermekte… Kendimizden çok karşımızdakileri kusurlu, kalbi kara gördüğümüzden beri daha çok huzursuzuz.

Nasıl kışın soğuk algınlığı vs. hastalıklara karşı kendimizi korumak için sıkı giyinip, sıcak şeyler tüketmeye gayret gösteriyoruz öyle de kalbimizi muhafaza etmeye çabalamak gerek. Her gün Kur’an eczanesine başvurup selamette kalabilmek için dua zırhını kuşanmak gerek.

Sahi, kusur hep başkasında mı? Artık kalb-i selim olma vakti gelmedi mi? Hem ne zaman söylediklerimizle yaşamaya başlayacağız?

Bırakalım artık dışı süslemeyi, sıra sıra diplomaları dizmeyi… Sol yanımıza bakalım. Kendimizi avuttuğumuz kadar temiz mi?

Haydi! Beraber okuyalım kalb-i güzellerden bir yaşlının hikâyesini:

Genç bir adam kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunu ilan etmişti. Onu görenler de bunu onaylamıştı. Birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlı bir adam genç adama doğru yürüdü ve “Senin kalbin benim ki kadar güzel değil” dedi.

İşte tam o anda kalabalık ve genç adam yaşlı adamın kalbine doğru baktılar. Çok hızlı çarpıyordu fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda çentikler vardı, onların da üzeri keskin çentiklerle dolu idi. Yaşlı adamın yaşlı kalbinin çok acı çektiği belli oluyordu.

İnsanlar şaşırmıştı, yaşlı adam nasıl bu kalbin en güzel kalp olduğunu söyleyebilirdi. Genç adam gülerek “şaka ediyor olmalısın” dedi yaşlı adama ve ekledi; “benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken seninki gözyaşları ve acılardan oluşmuş yara izleri ile dolu.”

“Doğru” diye yanıt verdi yaşlı adam. “Senin kalbin mükemmel gözüküyor fakat ben asla yaşlı kalbimi senle değişmem. O gördüğün her yara benim sevgimi verdiğim bir kişiyi gösteriyor; onlara kalbimin bir parçasını seve seve verdim. Onlar da kendilerinden bir parçayı bana verdiler. Bu yüzden bu parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam uymadılar ve üstünde ya da köşelerinde pürüzler oldu. Fakat ben onların her parçasını tek tek seviyorum çünkü onların her biri paylaşılan sevgileri, dostlukları bana hatırlatıyor. Bazen de sevgimin ve dostluklarımın karşılığını alamadım. Kalbimin içindeki o yara dolu boşluklar da bu yüzden ucu kıvrık bıçak gibi ve oldukça da acı verir. Fakat hala boşturlar ve başka kalplerin de bana sevgi ve dostluklarını verebileceklerini, böylece de bu boşlukları doldurabileceklerini gösterir ve benim hala o umutla yaşamamı sağlar. Şimdi söyle genç adam, sence hangi kalp daha güzel?”

Genç adamın gözleri sevgi gözyaşlarıyla dolmuştu. Yaşlı adama doğru yürüdü ve kalbinden genç ve güzel bir parçayı dostça ona doğru verdi.

Yaşlı adamın kalbinde hala birçok boşluk vardı. Yaşlı adam genç adamın cömertçe verdiği kalbi dostlarının olduğu bölüme yerleştirdi, üzerine çentikler attı ve yerine bir güzel oturttu. Genç adam kendi kalbine doğru baktı artık eskisi kadar mükemmel ve pürüzsüz değildi. Ta ki yaşlı adam ona kendi kalbinden eski fakat güzel bir parça verene kadar… Sonunda genç adam ve oradaki kalabalık, kalbin gerçek güzelliğini anlamıştı.

Kalbi güzelleştiren onunla paylaşılan sevgi ve dostluktu. İçinde sevgi barındırmayan ve taşımayan hiçbir kalp gerçekten güzel olmazdı.

Kalbi güzelde kin ne arasın kalbi niye hastalansın! Cömertliğin en güzeli kalbimizden verebildiklerimizdir. İşte o vakit kendimizden (bedenen) çok kalbimiz iyidir…

 

  

Yorumlar