GÜZELİ ARAMAK

Bilge Kadın

  /   898   /   02 Ağustos 2020, Pazar

 Yazdır

  

Güzelin, güzelliğin farkında olmak; bakmanın ötesine geçerek görebilmek. Neyle, kimle ve ne için bir masaya oturduğunu bilerek sandalyeyi çekmek güvenle; acele etmeden, sakince…

Eskiden bir şekilde karşıma çıkıp burun büktüğüm güzelliklere şimdi daha yakından bakmak istiyor, görüyor, hayran kalıyorum.

Zaten güzeli gerçekten görürsek durmak, seyretmek, sindirmek isteriz. Bunu şöyle de okuyabiliriz: Eskiden heyecan duyduğum ve güzel gördüğüm çoğu şeyi çiğ buluyorum. Yavan, tatsız, fazla…

Göz, aynı olmasına rağmen asla aynı değil.

“İnsan, aynı şeyi yaparken asla aynı şeyi yapmıyor.” diye bir şiir dizesi vardı, tam buraya bırakalım. Bunu duymak ve hissetmekle genişletebiliriz.

Yaşadığımız hadiselere göre anladıklarımız değişerek başka başka yollar açıyor zihnimiz ve kalbimizde. Bir ayeti, hadisi, bir bulutu yahut güneşi artık başka türlü anlarken kalbimizin çatlayacak gibi olduğunu hissedebiliyoruz. Sanki kalp, senelerdir bu an içinde akmayı beklemiş, hoyrat ve gürül gürül sular gibi.

Her birimizin içinde coşkuyla akmaya, akıp kirimizi pasımızı temizlemeye gönüllü sular var. Kalbî kuraklıklarımızın ortasında O’ndan bihaber kavrulurken, sahip olduğumuz nimetten kendimizi mahrum ederken unuttuğumuz sular… Hatırlamak için ne yapmak lazımdır, diye içten içe soruyorsanız el cevap:

“Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir! Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!” (Gâşiye, 88/17-20)

Eğer yaratılan her bir varlığa tefekkürle bakabilsek, su yerini elbet bulacak.

Güzelden, güzelliğin farkında olmaktan bahsederek başladık. O hâlde daha da başa gidelim, en başa. Güzelin kaynağına, güzeli yaratana, güzele şekil verene, bizi güzele meyilli kılana…

“…Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir!” (Mü’minûn, 23/14)

“…O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.” (Furkân, 25/2)

Elbette işi ortaya koyan, ehil olmalıdır ki bunun adı sanat olsun; geriye bıraktığı, fayda ve hayranlık olsun. Yaratılan, bizi hayran bırakan, sınırlarımızı zorlayan, imanımızı arttıran her güzelliğin sahibi, onları en kusursuz şekilde ortaya koyan Cemil olan Allah’tır.

Sadece kelimelerle değil tabiatla da vahyini yüreklere nüfuz ettiren O Allah.

“Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.” (Sâffât, 37/6)

Kuzey ışıkları da benim için bu hayret uyandıran ayetlerden biri.

Lise sondayken ilk tanıştığım zaman çok da ilgimi çekmemiş beğenmemiştim. Bu beğenmeme, cahillik ve aceleden besleniyordu. Durup bakmamıştım.

Sonra ne olduysa oldu; ben durmak, bir şeylere durarak bakmak, duymak istemeye başladım. Önce her bir ayetle durmam, sonra kalkmam gerektiğini anladım. O vakitten itibaren yaratılmışların ahengi her seferinde daha fazla büyüledi. Çünkü: “O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı…” (Secde, 32/7)

Tabii bu arada sadece “moda” olduğu için sevilen(!)ler adına üzgünüm. Kalbin ritmini düzene koyacak, ciğerlerdeki havayı temizleyecek nice görselin farkına varmadan yanından geçip gidenler için, kalbinde akmayı bekleyen sular birikirken kuruyup daralan ruhlar için üzgünüm. Yine de bu nimet zorla ağza tıkılacak bir yemek değil. Herkes kaşığını kendisi tutacak ve öğrenecek sabırla ihtiyacı olanı görmeyi, onunla sükûn bulmayı…

Çünkü kıymetini bilmeyecek insana bir şiir söylemek, bir kuşun ötüşünü göstermek, yağmurun müjdesini vermek dahi istemem. Rahmete eziyet nazarıyla bakışını görmek istemem. Yahut boş bir bakışı. Avuçlarındakinin kıymetini bilmeyecek olanın, öğreneceği vakte kadar beklemesini yeğlerim.

Kendi avuçlarım ve bakışlarım dâhil.

Neden, derseniz; bugün dünyalılar, maymun iştahı ve acelesi ile hiç durmadan, gözlerine bakmadan nice güzelliğin hatırını kırıp bir köşeye atıyor. Tabii ondan evvel instagrama bir kaç fotoğrafını atmayı ihmal etmeden…

  

Yorumlar