HAC - 2

İlim İrfan

  /   949   /   10 Ağustos 2020, Pazartesi

 Yazdır
Ve Hac’da Kadın Olmak.

  

Bedenle yapılan her işte bir zorluk vardır. Ve Hac’da bedenle yapılan ibadetler içinde yer alıyor demiştik.  Kadının nahif yapısı, kadının duygu yüklü ruh hali, tevekkül ve tefekkürlü duruşu ile Hac ibadetinde ayrı bir yeri vardır.

Dedik ya kadın  vücud yapısı itibariyle nahif olması, ruh haliyle duygusal olması onda kırılgan bir ruh halinin de alt yapısını oluştur. Fakat Hac ibadetiyle kadını bir insan, bir kul ve bir anne olarak ayrı ayrı kimliklerle yeniden tanıma fırsatımız oluyor.

Her şeyden önce bir insandır kadın, insani özelliklere sahiptir. Bir kadın olarak bedeninin kaldırabileceği ve kaldıramayacağı şeyler vardır. Sınırlıdır. Sınırlı olmasına rağmen  “Kadın”lık vasfı, annelik özelliğini her daim canlı tutar.  Nitekim, Hac ibadetinde yerine getirilmesi gereken bir dizi ritüeller, bir dizi semboller hem kadın olma, hem anne olmadan kaynaklanır.

Sa’y’ın hikayesinde de anne yüreğinin parça parça olmasından dolayı oradan oraya şaşkın çırpınışlar vardır. Bir annenin, çocuğuna olan duygusal bağın gücünü, bu duygusallıkla yaşanan çırpınışların esintilerini görürüz.

Sadece “Sa’y”da değil bu durum, oğlu İsmail’in kurban edilmesi anındaki teslimiyette de annenin çaresizliği ve çaresizliğinin ötesinde teslimiyetini  anlarız.

Dedik ya, Hac ibadeti sırasında yapılan amellerin bir çoğunda sembollerde  anne duyarlılığı ağır basar. Bir kadın ve annelik duygularının aktarımı da olsa, Tevhidi anlayış, tevhidi düşünce ve tevhidi eylemin sergilenmesinde  annelik duygusu ön planda olmaz. Zira burada teslimiyeti, sabrı, tevekkülü, fedakarlığı ve kadının eşine olan güvenini  net bir şekilde görürüz.

Bir anne olarak çocuğunun susuzluktan kuruyan dudaklarına bir damla su bulma çabasıyla, yaradana teslim olmuş bir kul arasındaki  bağıda anlamak gerekir.

Küçük bir çocuk ile çölde, bir vadide yalnız başına bırakılan  kadının, eşine olan güveni, eşine olan inancı ve her şeyden öte ilahi emire olan teslimiyetin  Itaatin en açık örneğini görürüz.

Bedenin dayanabildiği kadarıyla, gidebildiği kadarıyla ama gözden uzaklaşmadan gidip evladına bir yudum su bulmak adına çaba gösteren çırpınan anneyi görürüz. Bir arayış içinde, bir telaş içinde, ümidini kesmeyen bir kadın örneğini görürüz. Bütün bunlar bir efsane bir hikaye, bir destan değil, hayatın kendisidir.

  

Yorumlar