Evliliğin Mevsimleri

Bizim Aile

  /   869   /   18 Ağustos 2020, Salı

 Yazdır

  

Genç kadının aklından geçen düşünceler boynuna bağladığı sarı fuların rüzgârda uçuştuğu gibi bir o tarafa bir bu tarafa uçuşuyordu. İçinde dönüp duran fırtına, etrafında savrulan turuncu, sarımsı koyu yeşil yaprakların güzelliğini fark etmesini engelliyordu. Sadece kafasını dolduran bu soru işaretlerinden kurtulmak istiyordu. İçinden sürekli kendisine, nasıl, bundan daha iyisi nasıl mümkün olur, diye sorular soruyordu. Bu düşüncelerin ağırlığı altında ne kadar yürüdüğünü fark etmeden insan dolu sokakları, otobüs duraklarını, rağbet edilmeyen renkli dükkân vitrinlerini, titreyen yapraklı ağaç gölgelerini geçti.

Attığı her adımda yavaş yavaş bir filim şeridi gibi eşiyle tanıştığı andan itibaren yaşadıklarını düşündü. İlk tanıştıkları aylarda birbirlerinden hiç sıkılmayacak gibi tüm dakikaları beraber geçirmek istiyorlardı. Bir an dahi ayrı kalmak onlara dayanılmaz geliyor, dünyanın en büyük âşıklarının kendilerinin olduğunu birbirlerine ispat edecek sözler söylüyorlardı. Şu anda bulundukları durumdan, sabah yaptıkları büyük kavgadan kâh kendini kâh eşini suçlayarak yürümeye devam etti ve büyük bahçesinde kuşların neşeyle öttüğü görkemli bir caminin önüne geldi. Hâlbuki o büyük kavganın ne de küçük bir sebebi vardı. Zihnini yokladı, sebebi o kadar küçüktü ki birbirlerine söyledikleri sözlerin büyüklüğünden kavga sebebini unutmuştu. Bu anlaşmazlığın, huzursuzluğun, yoktan yere çıkan günlerini zehir eden kavgaların başka bir sebebi olmalıydı. Caminin iri yapılı taş duvarlarla çevrili demirden kapısının önünde durdu; ikindi ezanı onu içeri davet ediyordu. İçinden bir ses ayaklarını geri geri çekiyor, yalnız kalmaya ihtiyacın var insanların içinde bunalırsın, diyerek girmesine engel oluyordu. Tereddütle kapının eşiğinde beklerden omzuna dokunan bir el ile irkildi. Kafasını sağ taraftan arkaya doğru çevirdiğinde motif motif yaşamının yollarını anlatan çizgilerle dolu bir elin ardındaki nurani yüzlü yaşlı bir teyze ile karşılaştı. Teyze:

-Bir sıkıntın mı var evladım? Yardımcı olayım mı? Diye sordu büyük bir içtenlikle.

Genç kadın:

-Yok, ben sadece geçiyordum gözüm caminin avlusundaki kuşlara takıldı, diye cevapladı.

Yaşlı kadın, elini omuzundan çekmiş müşfik bakışlarıyla genç kadını süzüyordu:

-Evladım, camiler gönül şifahaneleridir. Topluluk olan yerlere rahmet kat kat fazla iner. Üstelik şeytan yalnız insanın aklına vesvese sokmakta pek mahirdir. Gel biraz bahçede oturalım seninle. Namaz başlamıştır zaten, biz artık cemaatten sonra kılarız. Benim de içimdekileri anlatacak bir arkadaşa ihtiyacım var, beni biraz dinler misin?

Genç kadın, kendi yüküm bana yetiyordu zaten, diye geçirdi içinden. Bununla beraber yaşlı kadın öyle içten, müşfik ve sevgiyle bakıyordu onu reddetmenin imkânı yoktu. Onun caminin avlusunda oturma teklifini kabul ederken bir beş dakika oturur sonra bir bahaneyle kalkarım, diye düşündü.

Büyük çınarın hışırdayan yapraklarının yere yansıyan gölgelerine basarak kuş havuzunun karşısındaki banka oturdular. Yaşlı kadın ak süte bulanmış gibi bembeyaz ellerindeki alışveriş poşetini altı kirlenmesin diye bankın üzerine koydu. Genç kadın onun konuşmasını bekliyordu ancak yaşlı kadın sükût ediyordu. Bu sessizlik içinde genç kadın, kuş havuzundaki kuşları izlerken yeniden kendi iç dünyasına, konuşmalarına ve dertlerine daldı. Öyle derinlere inmişti ki teyzenin ona iki defa “evladım” diye seslenmesini duymamıştı. Nihayet yaşlı kadın eliyle omzuna dokunarak:

-Evladım iyi misin, diye sordu. Genç kadın, son haddine kadar dolmuş da o hamleyi bekliyormuş gibi birden ağlamaya başladı:

-İyi değilim, ben hiç iyi değilim. Hatta biz iyi değiliz. Evliliğime ne olduğunu anlamıyorum. Oysa biz…

Yaşlı kadın çantasından üzerinde turuncu ve sarı çiçeklerle, yeşil yapraklarla işlenmiş pamuklu peçete çıkardı:

-Al bakalım bu benim çeyizimden, sil gözünün yaşını, merhem olsun. Aç yüreğini dinle beni, büyüklerin hikmetli sözleriyle sadrın genişlesin.

Genç kadın, yüzüne esen rüzgârla beraber içinde bir rahatlama hissetti. Yaşlı kadının ona uzattığı nakışlı mendili alarak yavaşça gözlerini sildi. Şimdi nemli gözlerinin ışıltısıyla karşısında oturan bu esrarengiz kadına bakıyordu. Yaşlı kadın kırışık ellerinin içine genç kadının ince uzun parmaklı güzel ellerini alarak konuşmaya başladı:

-Evladım evlilik bir bahçeye benzer. Yeni evlenen insanlar usta bir bahçıvan olmadıkları için karşılaştıkları yabani otları bazen temizlemeyi bilemezler. Bazen bu bahçeye ne kadar su vereceğini, bazen güneşe mi gölgeye mi ihtiyacı olduğunu anlayamazlar. Kimi zaman bahçeye don vurur iyileştirmekten vazgeçerler. Her bahçede olduğu gibi evliliğin de farklı mevsimleri ve bu mevsimlerde farklı ihtiyaçları vardır.

Yaşlı kadının ağzından inci gibi dökülen cümleler genç kadının epey dikkatini çekmişti. Başında kuş var gibi hareketsizce onu dinliyordu. Yaşlı kadın devam etti:

-Evliliğin ilkbaharı âşık olmaktır. Evladım her birimiz bu dönemde aşkımızın ve uyumumuzun sonsuza dek süreceğini zanneden bir saflık sürecinde oluruz. Âdeta hiç bitmesini istemediğimiz bir rüyanın içinde eşimizin sözlerinin, bakışlarının içinde oradan oraya savrulur gideriz. Ne ihtiyaçlar ne istekler ne de başka insanlar umurumuzda olur. Onun yanındayken saadet şerbetinden kana kana içer, hiç çaba harcamadan bahçemizde rengârenk çiçekler açtığını görürüz.

Evliliğin yaz mevsiminde artık bahçemizin daha fazla ilgiye ihtiyacı vardır. Tepede olan güneş bitkileri yaktığı için bahçemiz daha fazla su ister. Yabani otlar çıkmaya başlar, temizlenmek ister. Çoğu kişi bu aşamada eşlerini suçlayarak bunun aşk olmadığını söyler ve bahçesine emek vermektense ondan vazgeçmeyi tercih eder. Sürtüşmeler, düş kırıklıkları bahçede aksayan işlerdir. Bu aşamada aşkı vermek de almak da çok kolay değildir ve ilkbahar mevsimine şiddetle özlem duyulur.

Evliliğin sonbahar mevsimi ise hasat zamanıdır. Eğer yaz mevsimindeki yakıcı sıcaklarda bahçemize yeterince su vermiş, yabancı otları temizlemiş isek bitkilerimiz bize bunun karşılığında cömertçe ürün sunarlar. Artık bu bahçede huzur, sevgi, saygı ve güven içinde yaşamak, hasadın tadını çıkarmak mümkündür. Yaz boyu sıkı çalışırsak bu mevsimde dinlenebilir ve ortaya çıkan bu olgun aşkın tadını doyasıya çıkarabiliriz.

Evliliğin kış mevsimi geldiğindeyse soğuğun bastırmasıyla zorlu günler yeniden başlamıştır. Kışın soğuk aylar boyunca doğa kendi içine çekilir, saklanır. Aslında bu bir yenilenme, dinlenme ve düşünme vaktidir. Evliliğimizde ise çözülmemiş olaylar, içimize attığımız duygular, sözler ile yüzleşme zamanıdır. Bireyler kendi içlerine çekilip geçmiş zamanı, ilişkilerini ve birbirleri nezdinde ehemmiyetlerini tartarlar. Bu vakitler aşk ve mutluluk için eşimizden çok kendimize ihtiyacımızın olduğu, kendimizi tamir etmemiz gereken zamanlardır. Bu mevsimde kendimizi ne kadar sever, tanır, iyileştirirsek ilkbahar mevsimi o kadar güçlü ve hızlı gelecektir. Evladım kış mevsiminde dikkat etmen gereken şey de senin kış mevsimine ihtiyacın olup içine çekildiğin gibi eşinin de kış mevsimine ihtiyacı olduğunu kabul etmen ve bu sürece sorgulamadan sabretmendir. Kış mevsiminde erkekler kendilerini bir mağaraya kapatarak kimseyle konuşmak istemezler ve aksi olurlar. Bu vakitleri şahsi algılama. Emin ol ona fırsat verirsen yaralarını onararak daha büyük bir sevgi ve görkemli bir bahar mevsimiyle sana gelecektir. Kış boyu kendimizi iyileştirdiğimiz için yüreğimiz aşkın bahar mevsimine yeniden hazır hâle gelir.

Genç kadın karşısında tane tane konuşan yaşlı kadının nur yüzünü şükran dolu bakışlarla seyretti. Ardından caminin avlusunda gezdirdi bakışlarını.

-Demek gerçekten şifaymış camiler, diyerek yüreğine dolan umudu hissetti. Yaşlı kadına yeniden dönerek:

-Herkes bu mevsimleri yaşıyor mu teyzeciğim? Bu mevsimler normal süreçler mi?

-Elbette evladım. Her birimizin evi küçük bir kâinattır ve her birimiz dört mevsimi de sırasıyla yaşarız, dedi teskin eden ses tonuyla. Usulca yerinden kalkarak alışveriş poşetini eline aldı, genç kadının yüzüne baktı:

-Bir daha gönlün dara düşerse cami bahçelerinde otur. Aradığın sürece cevabın senin ayağına gelecektir evladım, diyerek namazını eda etmek için caminin merdivenlerinden yaprak gölgelerini ezmek istemiyormuşçasına nazenin adımlarla yukarı çıkarak içeri girdi.

  

Yorumlar