Bir Keşif Yolculuğu

Bilge Kadın

  /   807   /   12 Eylül 2020, Cumartesi

 Yazdır

  

Yaşamak, bazen alınan nefeslerin dikenli tellerden geçerek canla buluşması bazen de bayram sabahına bulanıp ağızda şekerli bir tat bırakması ve ciğerlere çekilen derin bir nefesin hiçbir düşünceye takılmadan huzurla kalbe değmesi gibi…

Eskilerin dediği gibi yaşamak zor zanaat… Üstesinden gelebilmek için hayatı akışına bırakmak dengemizi kaybettirebilir. Bunun yerine akan zamana iradeyi kuşanıp direnerek hayatın üstesinden gelinebilir. Yabancısı olduğumuz bir şehirde yolu kaybetmemek için bir haritaya ihtiyaç duyar gibi. El hak biz de bu dünyaya yabancıyız, misafiriz. Bu misafirhanede yolumuzu kaybetmemekle beraber kendimizi de kaybetmemek gerekir. Bunun için bir yaşam kullanma kılavuzuna ihtiyacımız var. O zaman arayalım bakalım kendi yaşam kullanma kılavuzunu, belki bu vesile ile kendimiz ile karşılaşırız.

Ben bu yazımda özel olarak kadınları, ruhlarına yolculuk yapmaya ve bu yolculukta karşılarına çıkan pozitif ve negatif duyguları fark etmeye, ardından pozitif duyguları pekiştirip negatif duyguları ise ruhlarından kapı dışarı etmeye davet ediyorum.

Bu vesile ile Jinekolog Dr. Ayşe Duman’ın “Ruh-Beden-Zihin Bütünlüğünde Kadınlığın Keşfi” kitabını işleyeceğiz.

Yazar şu cümlelerle, kitabı yazım amacını açıklıyor bize:

“Amacım, sağlığımız için modern tıbbın bize dikte ettiği dogmatik bilgilerin dışında Yaradan’ın ‘size ruhumdan üfledim’ dediği ruhumuzun, beden makinesi denkleminde ne kadar önemli olduğunu anlatabilmek, fiziksel ve zihinsel sağlığımızı geliştirmek istediğimizde bu denkleme ruhumuzu yerleştirebilmek.”  

Sizce hayatımızda ne eksik? Maddi açlık mı bizi eksik hissettiriyor yoksa ruhumuza olan açlığımız mı? Belki de ruhumuza olan açlığımız bizi dünyaya karşı doyumsuzlaştırıyor. Hiçbir şeyden zevk almayan, canı en ufak bir şeye sıkıldı mı bir oyunun içinde olduğunu zannedip artık oynamıyorum der gibi intihara başvuran, hayatta bir amacı olmayan ve hayatın, teknolojinin hızına kapılıp bir amacı olması gerektiğinden bihaber yaşayan(!) ayrıca bununla ilgilenmeyen bir kitlenin varlığından haberdar mıyız?

Bu gidişe bir dur demek düşer bize. O zaman ruhumuza ve psikolojimize bulaşmış virüsleri temizlemek için yazarın dediği gibi fizik bedenimizi idare eden yazılımları düzeltmekle başlayacağız işe.

Bir soru ile devam edelim: Bir insanın karakteri ne zaman oluşmaya başlar?

Yazar:

“Bilinçli aklın devrede olmadığı bu dönem özellikle 0-10 yaş arası oluşan yazılımlar, kişinin inançları haline gelir. İnançlar artık üzerinde düşünmediğimiz mutlak doğrularımızdır.” Diyor.

Bir insanın sabırlı olma düzeyi, muhakeme etme gücü, olaylara ve durumlara karşı farkındalık seviyesi vb. bütünüyle anne ve babanın çocuğuna karşı kurduğu bilinçli ve sistemli eğitimi, davranışı ile alakalıdır. Şuna dikkat çekmek istiyorum. Bahsettiğimiz sistemli ve bilinçli eğitim belli bir dönemde verilmesi gerekiyor, buna geç kalınır veya yanlış verilirse çocuğun karakteri de istenilen şekilde oluşmaz.

Anneler iyi bilirler. Örneğin tuvalet eğitimi erken verilirse çocuk cimri, geç verilirse de savurgan olur. Her eğitim doğru zamanda verildiğinde çocuğun karakteri de vasat oluyor. Aslında karakter oluşumu 3 evrede oluşur diye düşünüyorum. İlki hamilelikten önce, ikincisi hamilelikte, en son ise 0-10 yaş aralığında karakter temelleri atılır. Anne ve babalara ne kadar çok görev düşüyor değil mi? Çok hassas bir terazi anlayacağınız.

Yazar kitabında yukarıda bahsettiğimiz mevzuya bir örnek veriyor. Anne ve babaların duygu, durum ve davranışlarının çocuğun bilinçaltı yazılımlarını nasıl oluşturduğunu gözler önüne seriyor:

“Yeni doğmuş, kendini ifade edemeyen bebekler zaman zaman ağlarlar. Karnı tok, altı kuru ise annenin bebeği ile konuşması, sevgisini hissettirmesi bebeği susturur. Zaten o ağlama ‘çevremde kim var kim yok, güvende miyim?’in testidir. Eğer bebeğin bu ağlamaları ağzına bir şey tıkmakla karşılanıyorsa; bilinçli yazılımı ‘ağzıma bir şey tıkmak güvenli alandır’ şeklinde olur ve bu insanlar yaşamları boyunca stresli anlarında refleks olarak kendilerini mutfakta bir şey atıştırırken bulurlar.”

Peki, bilinçaltı yazılımlarımızı değiştirmek istersek ne yapmamız gerekir?

Yazar:

“Kişi ancak korkularından arındığında yaşamı ve tekâmülü seçer. Yaşam ise tekâmül ve çürümeden oluşan görkemli bir desendir. Yaşamı seçen, değişim ve ölümü de seçmiş olur.”

“Tercihi tekâmül olmayan kadın ‘Ya kocam beni terk ederse’ korkusuyla eş olmayı kabul etmez. İçindeki sevgi tomurcuğuna ulaşamamış kadın, sürekli çevresinin, eşinin sevgisini test etmek arzusuyla hastalanır, mızmızlanır, istekleri, arzuları, kaprisleri bitmek tükenmek bilmez.”

Değişim isteniyorsa; öncelikle var olan durumdan rahatsız olduğumuzu fark etmemiz gerekir. Farkındalık olmadan değişimin kapısından geçemeyiz. Ardından bilinçaltı yazılımlarımıza göz atmamız gerekiyor. Ayşe Duman’ın incelediğimiz kitabı, bu konuda size yardımcı olacaktır.

Farklı bakış açısı kazandıran kitapları seviyorum. Bu kitap da bunu sağladı ve yeni şeyler öğrendim. Örneğin fiziksel bir ağrımızın temelinde bilinçaltı yazılımlarımızın aktif rol oynadığını yani aslında doğru teknik ile yazılımları virüslerden kurtararak fiziksel ağrılardan da kurtulabileceğinizi hayretle öğrendim. Bu kitapla kadınların cinsiyetleri ile barışıp kendilerini doğru tanıyarak özgürleşebileceklerini, böylelikle aslında hayatlarını kolaylaştıracaklarını müşahede ettim. Mutlaka okumalısınız diyebileceğim bir kitap. En kısa zamanda temin edip yazarın oluşturduğu aydınlanma alanına dalmalısınız. İyi okumalar…

  

Yorumlar