Çalışma hayatında kadın

Bilge Kadın

  /   822   /   15 Eylül 2020, Salı

 Yazdır
Kadının, belli alanlarda uzmanlaşması elbette önemli ve gereklidir

  

Günümüzde sosyal siyaset disiplini içerisinde ele alınan “çalışma” kavramı, dinimizde insanın yaratılış gayesi denebilecek öneme sahiptir. Öyle ki güzel amellerin arttırılması ancak çalışma ile olmaktadır. İslam’da tembellik hoş karşılanmamış, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), çalışmaya teşvik için kişinin kendi elinin emeğinden daha temiz bir kazancı olmadığını [1] belirtmişlerdir.

Çalışmak, sadece kişisel ihtiyaçları gidermek için değil; aynı zamanda toplumsal üretimi ve refahı arttırmak için de önemli bir unsurdur. Topluma faydalı olan, helal yoldan ekmeğini kazanan kimse, vatanı ve dini için de çalışmaktadır. İslam toplumları her türlü işin ve mesleğin ustasını yetiştirmekle yükümlüdür.[2]Bireyleri yetiştirmekle sorumlu kişiler de en başta analar, yani kadınlarımızdır.  Eğitimin ilk verildiği kurum olan aile içerisinde kadının eğitimli olması, yetiştirilen çocukların başarılarının haricinde, içinde bulunulan toplumun gelişmişlik düzeyine ve refahına da olumlu tesir edecektir.

“Çalışma” kavramının ekonomi bilimindeki anlamı, dinimizdeki anlamından çok daha dardır. Ekonomide sözleşme ile belli bir ücretle faaliyet gösteren birey, çalışan olarak görülürken İslam dininde “çalışma”, kişinin dünya ve ahreti için faydalı olan her türlü faaliyettir ki; bu faaliyete yerine göre “salih amel” diyebiliriz. Kuran-ı Kerim’de de pek çok yerde iman edip salih amel işleme ifadeleri bir arada kullanılmış ve kadın-erkek diye ayırt etmeksizin böyle davranan kulların cennete gireceği müjdelenmiştir.

Kadınların çalışması meselesine gelince, kadının erkekten, erkeğin de kadından daha üstün şekilde yapabileceği işler elbette farklıdır. Feministler her ne kadar iki cinsin birbirine eşit olduğunu savunsalar da, gerek biyolojik gerek psikolojik yönden kadın ve erkek arasındaki farklılık alenen ortadadır. İslam dininde bu farklılık, birinin birine üstünlüğü değil, bir elmanın iki yarısı gibi olma; yani tamamlayıcılık olarak ifade edilmiştir. Ayette “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar.” [3] ifadesi ile eğitim, öğretim ve irşatta kadınların da erkeklerle aynı görev ile yükümlü olduğuna işaret edilmiştir. Bu görev ise bir “öğrenim” gerektirmektedir. Öyleyse kadının öğrenim görmesinin önemi açıktır. Samimi olarak dinini yaşamak isteyen Müslümanlara yakıştırılan, gerici, bağnaz, cahil yaftalarının bir an önce ortadan kalkması için kadınlarımızın eğitimli olması elzemdir.

Çalışma hususunda hadis-i şerifte kadının istikrar yerinin evi olduğu ve süslenerek sokaklara çıkmasının, cahiliyet döneminden kalan bir fesat unsuru olarak sayıldığı ifade edilir.[4] İslam dininde ihtiyaç yoksa kadınların evlerini karargâh edinmeleri emredilmiştir. Ancak kadının evde olması ile çalışmaması, eğitim almaması yahut para kazanmaması birbiri ile karıştırılmamalıdır. Öyle ki ev içerisinde yapılan temizlik yemek vs. işler, çocukların bakımı da başlı başına bir çalışmadır. Kadının geçiminden sorumlu kişi evlenene kadar babası, evlendikten sonra ise kocasıdır. Ancak, zaruret hâlinde belli şartlar altında kadının ücretli olarak çalışması mümkündür.

Kadının eğitimli olmasının veya belli bir alanda uzmanlaşmasının önemi şurada yatmaktadır:  baba ya da kocanın kaybedilmesi durumunda kendi hayatını idame ettirebilmesi gerekecektir. Bu da ancak bir işte çalışarak olur. Belli bir uzmanlığa, eğitime veya mesleğe sahip olmadan para kazanmak isteyen kadınlarımızın yaşayacağı zorluklar da aşikârdır. Her nedense (!) genç yaştaki kadınlarımızın iş bulması daha kolayken, belli bir yaşın üzerine çıkıldığında bir işe sahip olmak imkânsızlaşmaktadır. Genç hanımları özellikle tercih etmenin bir cinsiyet sömürüsü olduğu söylenebilir. Özellikle küçük işyerlerinde, sekreterlik, tezgâhtarlık, telefona bakma, hosteslik, atölye işleri gibi uzmanlık gerektirmeyen işlerde ahlaken aşınmaların fazla olduğu, çalışan genç hanımların kadınlıklarından da yararlanmaya çalışıldığı yaşanılan pek çok olaydan öğrenilmektedir. Durum son derece vahimdir. Mesela Sakarya Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada ülkemizde çalışan kadınların %90’a yakınının işyerlerinde tacize uğradıkları tespit edilmiştir.

İmam Malik Muvatta adlı eserinde “Sanatkâr olmayan cariyeyi çalışmaya zorlamayın. Eğer zorlarsanız kötü yoldan kazanma yoluna gider. Çocuğu da kazanmaya zorlamayın, o da bulamazsa çalar.” anlamında bir hadis bulunmaktadır. [5] Bu hadiste sanatkâr olan kadının istisna tutulması, kadının eğitimli olmasına binaen önemlidir.

Özellikle erkekler ile bir ortamda çalışan bayanlar arasında aşırı harcamalarla yapılan “israf”ın boyutları büyüktür. Böyle ortamlarda dikkat çekme maksadı ile hemen her gün ayrı bir elbise ve farklı bir makyajla işe gelindiği modaya uyan, gerekli-gereksiz demeden her şeyin satın alındığı hesaba katılırsa ev ekonomisine katkıda bulunmaktan çok zarar doğuracağı söylenebilir.[6] Çalışan kadınlar için diğer bir dezavantaj, annelerin çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenememeleridir. Yapılan araştırmalar anneden kısmî olarak mahrum kalan çocukta, endişe, derin intikam duygusu ve depresyon gibi haller yaşanacağı, çocuğun çevresiyle ilişki kurma yeteneğinin zedelenebileceği görülmüştür. [7]

Çalışmanın İslam dininde övüldüğü gibi sadece erkeğe hitap ettiğini söylemek de uygun değildir.  Kur’an-ı Kerim’de “Biz sizden, kadın olsun erkek olsun, kimsenin amelini zayi etmeyiz.”[8], “İnsan için ancak emeğinin sonucu vardır.”[9], “Sen ta, Rabbine kavuşuncaya dek, didinme durumundasın.” [10] Çalışmanın hem kadın hem de erkek için önemli bir vazife olduğu gösterilmektedir.

Kadınlarda öğrenimin çalışmakla yakından ilgili olduğu aşikârdır. Doktorluk, mühendislik, ebelik, sürücülük, yazarlık, kimyacılık, eczacılık gibi meslekler eğitimi ve öğrenimi gerektirmektedir. Kişinin yapmakta olduğu şeyle ilgili hükümleri bilmesi farz-ı ayın ise, işi ile ilgili eğitimi alması da mecburidir.  Kadınların ilim öğrenmesi ki ahlaksızlıkların, cehaletin, düzenlerin kol gezdiği günümüzde uyanık olması; kendini, ailesini ve içinde bulunduğu toplumu kurtarabilmesi için şarttır.

 İslam’ın ilime verdiği değer ve teşvikler de oldukça boldur. Tarih boyunca tefsir, hadis, fıkıh vb. gibi dallarda çok sayıda Müslüman kadın âlimlerin yetişmiş olması; İslam’ın eğitime verdiği değerin boyutlarını göstermesi hususunda önemlidir. Hz. Aişe, Fatıma, Ebubekir’in kızı Esma, Ümmü’d-derda, fetva verecek düzeyde fıkıh ilmi bilmekle, Yasemine bin Sa’d tefsir okutması ile meşhur kadınlardır. Onların haricinde, vaaz, irşat ve kıraatte; özellikle öğretmenlik türü alanlarda Müslüman kadın âlimler çoktur.[11]

Çalışan kadınlar, iş yerlerinde erkeklere ümit verici kadınsı konuşma yasağına [12], tam tesettüre, ziynetlerini ve ziynet yerlerini gösterme yasağına[13] riayet etmelidirler. Bir kadının, bir erkekle baş başa kalabileceği (örneğin erkek doktorun muayenehanesinde sekreterlik gibi) ortamda kalmamaya çalışılmalıdır. Bu hususta hadiste şöyle buyrulur: “Hiçbiriniz yanında mahremi olmadan bir kadınla halvet kalmasın.” [14] Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da kadının mahremsiz sefere çıkma yasağının olması sebebiyle böyle bir yolculuk gerektiren işte çalışmamaya özen göstermesidir.  Gereken şartlara riayet edildiği takdirde, kadınların doktorluk hemşirelik gibi mesleklerde çalışmaları, kadınların eğitim ve öğretimlerinin yine kadın öğretmenler tarafından verilmesi güzel olacaktır. Bu konuyla ilgili şu hadis örnek alınabilir: “ Bir kadına, kadınları tedavi etmeyi öğretmek uygundur. Çünkü bir cinsin kendi cinsine bakması diğerine göre daha hafiftir.” [15] Hemşirelik, ebelik, bazı durumlarda kadınların üstlerini arayacak kadın görevliler, çeşitli kız okullarında öğretmenlik gibi mesleklerde de kadınlara kesin ihtiyaç bulunmaktadır.

Paranın, iyi bir mesleğin günümüzdeki önemi, maalesef her şeyin önüne geçer bir hâl almıştır. İnsanlar, zenginlerle arkadaşlık kurmak ister, onların dediğine “doğru” der, sadece daha fazla paraları olduğu için onların tüm sözlerine itibar eder hale gelmişlerdir.  Çok ufak menfaatler uğruna faize bulaşır, bile bile haram katkılar yer, haram olan yiyecek içecek satılan yerlerden alışveriş yapar olmuş; “Haram helal fark etmez, yeter ki gelsin.” diyenlerin sayısı gittikçe artmıştır. Dininin gerektiği gibi yaşamak, okumak, çalışmak isteyen kadınlar hor görülmüş, cahillik gericilikle yaftalanmaya çalışılmıştır. Yaşadığımız dönemde boş durmamamız, vatan ve din için çalışmamız bizlere vazifedir. Unutmayalım ki, içinde yaşadığımız toplumdan bizler de sorumluyuz. Yanlışlar varsa onun doğrusunu bilmek ve bildirmek, emr-i bil-maruf nehy-i ani'l-münker yapmak, yani iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmak en başta bizlerin boynunun borcudur.

Hadis-i şerifte şöyle buyrulur: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülüğe engel olursunuz ya da Allah, yakında umumi bir bela verir. O zaman dua edersiniz, fakat duanız kabul olmaz." [16]

[1] Buhari, Büyu, 15.

[2] Şamil İslam Ansiklopedisi, "Çalışmak” mad., C. 2, Dergah Ofset, İstanbul 2000, s. 43.

[3] Kuran-ı Kerim, Tevbe 9/71.

[4] Faruk Beşer, İslamda Kadının Çalışması ve Sosyal Güvenliği, Nun Yayıncılık, İstanbul Şubat 2009, s. 27; K. Ahzab 33/33.

[5] İmam Malik, Muvatta, isti’zan 42. bkz. Beşer, F., a.g.e., s. 50.

[6] Beşer, F., a.g.e., ss. 50-51.

[7] a.e., s.90.

[8] Kur’an-ı Kerim, Ali İmran 3/195, Nisa 4/124.

[9] Kur’an-ı Kerim, Necm, 53/39.

[10] Kur’an-ı Kerim, İnşikak 84/6.

[11] Beşer, a.g.e., ss.110-111.

[12] Kura’an-ı Kerim, Ahzab 33/32.

[13] Kur’an-ı Kerim, Nur, 24/31.

[14] Buhari, Nikah, 111,112; Müslim, Hac, 434; Tirmizi, Rada, 16; Ahmed bin Hanbel, Müsned, I/222.

[15] Beşer, a.g.e., s.122; İbn Abidin VI/370-71’den atıf.

[16] Tirmizi, Fiten, 9.

 

  

Yorumlar