Psikolojik Perspektiften İbadetlere Bakış

İlim İrfan

  /   806   /   20 Eylül 2020, Pazar

 Yazdır

  

Akıl ve ruh sağlığına dair incelemeler yapan, davranış problemlerini ortaya koyup çözümler arayan psikoloji alanında, ibadetlerin ve inancın insan psikolojisi, ahlak, karakter ve kişilik gelişimi üzerindeki etkilerine dair çalışmalar da yapılmaktadır. Psikolojinin “Din Psikolojisi” olarak adlandırılan alanı, bu tür araştırmaları yürütmektedir.

Stres, kaygı, depresyon gibi problemlerin yaygınlık gösterdiği günümüzde, Müslümanlar olarak inancımız ve uyguladığımız ibadetler, problemlerle başa çıkma açısından bizlere pek çok katkı sağlamaktadır. Bilimsel araştırma verileriyle destekleyerek bu katkıları ele alalım:

Beynimizde “lob” adı verilen bölümler bulunmaktadır ve “frontal lob” (ön beyin) olarak adlandırılan bölüm, diğer canlılara nazaran insanda daha büyük ve gelişmiş bir yapıdadır. Fazla akademik bilgiye boğmadan kısaca ifade edecek olursak; beynimizin bu bölümünde hafıza, davranışlar ve duygularımıza dair bilgiler bulunmaktadır. Bu bölümün diğer canlılara nazaran gelişmiş olmasıyla birlikte insan, diğer canlılardan farklı olarak “irade” kabiliyetine sahiptir. Yani insan bir şeye karşı olan “isteğini” erteleyebilir, o isteğin yerine gelmesi için sabredebilir. Ancak bu durumu diğer canlılarda pek göremeyiz. Daha ilginci ise insanın hazzına karşı tahammül etmesi, bu bölümün daha fazla gelişmesine katkı sağlar. Bu noktada Müslümanın, oruç ile birlikte “yeme, içme ve cinsellik” hazzına karşı tahammül etmesini; zekât ile birlikte “maddiyata” karşı hazzına tahammül etmesini akıllarımıza getirelim.

Halk arasında “tahammül, sabır” olarak adlandırdığımız “gerilim tolerans eşiği”, karşılaştığımız etkilere karşı dayanabilme gücümüzü ifade etmektedir. (Civelekoğlu) Gerilim tolerans eşiği düşük olan kişiler; problemlerle baş etmekte zorlanır, kriz durumlarını yönetemez, problemlerinin hemen çözülmesini isterler. Çözemedikleri durumda ise ortamdan uzaklaşırlar ve bu kişiler fazla alıngandırlar. Bu bağlamda düşünüldüğünde kişinin gerilim tolerans eşiğini yükseltmesi, daha sabırlı; kriz durumlarını en iyi şekilde yönetebilen güçlü bir kişiliğe sahip olmasını sağlayacaktır. Yiyip içebilecek durumda iken oruç ile birlikte hazzın ertelenmesi, itikâf yapılması, “az uyku, az yemek” düsturuyla hareket edilmesi, nafile ibadetler yapılması gerilim tolerans eşiğini arttırmakta ve kişinin daha sabırlı olmasını sağlamaktadır.

Sosyolojik etkileri açısından ele aldığımızda topluluk/cemaat şeklinde yapılan ibadetler ise sosyal ilişkileri geliştirmekte, kardeşlik bağlarını güçlendirmektedir. Dolayısıyla ibadetlerle birlikte toplumsal bütünleşme ve uyum sağlanmaktadır. Yapılan bir araştırmanın sonucu ise bu bilgiyi destekler niteliktedir. Bu araştırma sonucuna göre ibadetler “ırklar arası hoşgörüyü” arttırmaktadır.

Psikoloji alanında farklı kuramsal yaklaşımlarla birlikte insanların bir takım gelişim dönemlerinden geçtiği ifade edilmektedir. Bu gelişim dönemleri; dilsel gelişim, zihinsel gelişim, psiko-motor gelişim vb. gibi farklı alanlarda sınıflandırılmıştır. Bu gelişimsel dönemlerin biri de Erikson’un kuramında açıkladığı Psikososyal Gelişim dönemleridir. Psikososyal gelişim kuramında ergenlik dönemi “kimlik karmaşasına karşı kimlik bütünlüğü” şeklinde isimlendirilmektedir. İnsanın ergenlik döneminde bir takım sorgulamalardan geçtiği ve bu sorgulamalar sonrasında kimlik bütünlüğünü sağladığı, eğer kişi bu dönemde kimlik bütünlüğünü sağlayamazsa sonuç olarak da kimlik karmaşası yaşadığı ifade edilmektedir.

İnsanın varoluşuna dair “Ben kimim?”, “Neden yaratıldım?”, “Yaşama amacım ne?” gibi sorular sorduğu bu dönemde İslam tüm bu sorularımıza cevaplar vermektedir: “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat-56)

Dolayısıyla bir Müslüman bu sancılı dönemi daha rahat bir şekilde atlatabilmektedir.

Biz Müslümanlar, namaz kılarken okuduğumuz ayeti kerimelerle varoluşsal sorularımıza cevap bulabilmekte ve kimlik bilinci kazanmaktayız. Rabbimizin (CC) bizleri tefekküre yönlendirerek hem kendimizi hem evreni sorgulamamızı sağlaması sonucunda “İnsan, Müslüman, Mü’min” kimliklerini kazanmaktayız.

Her insan, biricik yaratılması sebebiyle değer görmek ister. Namaz ise yaratıcımızın huzurunda bulunarak Rabbimiz tarafından sevildiğimizi, binlerce nimetle bize rahmet ettiğini düşünmemizi sağlayarak hem Rabbimize güven ve saygı duymamızı hem de özgüvenimizin, benlik saygımızın artmasını sağlayacaktır. Aynı zamanda rükû ve secde halinde Rabbimize boyun eğerek; hatalı ve kusurlu olduğumuzu ancak Rabbimizin huzurunda affını istediğimizi anlamamızı, böylece de özgüven ve benlik saygımızın kibir/riya gibi tehlikeli/zararlı boyutlara ulaşmamasını da sağlayacaktır.

İbn Kayyim el Cevziyye “Tıbbı Nebevi” isimli kitabında namazın insana etkilerine dair şunları söylemektedir: “Namaz, rızkı çeker, sağlığı korur, rahatsızlığı kovar, dertleri uzaklaştırır, kalbi kuvvetlendirir, yüzü beyazlaştırır, gönlü ferahlatır, tembelliği giderir, organları canlandırır, enerjiyi uzun ömürlü kılar, gönlü genişletir, ruhu besler, kalbi nurlandırır.”

Sıkıntılı durumlarda insanın sığınacağı bir yaratıcısının olması, dua etmesi, ibadet edip Rabbinden yardım talep etmesi, yaşadığı sıkıntıyla baş edebilmesinde ona yardımcı olacak, böylelikle onun stres ve sıkıntısını azaltacaktır. Nitekim bizler sıkıntılı zamanlarında Allah Rasulü (SAV)’nün namaz ile Rabbimize sığındığını biliyoruz.

Özetle; inancımız ve ibadetlerimiz, akıl ve ruh sağlığımızdan kişilik ve karakter gelişimimize kadar pek çok konuda bizlere fayda sağlamaktadır. O sebepledir ki; inancımız ve ibadetlerimiz ne kadar sağlam olursa, kişilik ve karakterimiz o kadar sağlam olacaktır. Yine dinç bir akıl ve sağlıklı bir ruh hali için de sağlam bir akidemizin ve ihlâsla yapılan ibadetlerimizin olması elzemdir.

  

Yorumlar