MUTLULUK PSİKOLOJİSİ

Bilge Kadın

  /   838   /   28 Eylül 2020, Pazartesi

 Yazdır
Mutluluk Nedir, Ne Değildir? Mutluluğa Nasıl Ulaşılır?

  

“Mutluluk nedir ve mutluluğa nasıl ulaşılır?” sorusu yıllar boyu tüm düşünürlerin ve insanlık âleminin üzerinde çalıştığı bir sorudur. Mutluluk kimine göre paradır kimine göre başarıdır kimine göre keşiftir, gelişimdir kimine göre hayatın anlamını bulmaktır kimine göre hedef kimine göre ise süreçtir. Aristo’ya göre “Mutluluk insan yaşamının biricik amacıdır. Hayatımız boyunca harcadığımız tüm çabalar mutlu olmak içindir. Mutluluk ancak erdeme ve kusursuz bir karaktere ulaşarak yakalanabilir.” Aristo bu sözüyle mutluluğun dış kaynaklara değil kişinin iç kaynaklarına bağlı olduğuna vurgu yapmıştır. Mevlana’ya göre “Mutluluk gidilen yolun üzerindedir; yolun sonunda değil. Yolun sonunda olsa ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu. Mutlu olmanın zamanı ise bugündür yarın değil.”

Her bireyin zihninde “mutlu olmak için gerekenler” listesi vardır. Bu listenin ilk maddesi genelde paradır. Diğer maddeler de kariyer, başarı, statü, konforlu yaşam vb. şeklinde devam eder. Basit bir gözlemle topluma baktığımızda zengin, başarılı, kariyer/statü sahibi olup, çok iyi koşullarda yaşayıp mutsuz olan binlerce kişi olduğunu fark edebiliriz. Görülüyor ki burada eksik olan bir şeyler var. Maddi koşullar mutluluğa katkı sağlar ancak yeterli değildir, hep mutlu kalacağınızın ya da o maddiyatı sürekli elinizde tutabileceğinizin bir garantisi yoktur. Kalıcı mutluluk, dış koşullardan ziyade kişinin içsel süreçleriyle ilgilidir; kişinin kendi düşünce, tutum ve davranışları temel belirleyicidir.

Bu bağlamda, sosyolog/yazar Nurdoğan Arkış, mutluluğun 6 temel faktörle ilgili olduğunu ifade eder: Kişinin kendisiyle, başkalarıyla, geçmişle, gelecekle, zamanla ve mekânla olan ilişkisi. Ben de benzer bir perspektifle mutluluk psikolojisini ele alacağım.

Mutluluk, dış kaynaklardan sağlanmaz; kişinin kendi düşünce, inanç, eylem, söylem ve seçimlerinin sonucudur. Bundan dolayı başkalarından, örneğin eşinizden, çocuklarınızdan, ebeveyninizden, arkadaşınızdan sizi mutlu etmesini beklemek gerçek dışı bir beklentidir. Hiç kimse birbirini mutlu etmekten sorumlu olamaz. Sosyal varlıklar olarak herkes bir diğerine ihtiyaç duyar, elbette birbirinin yaşamına katkı sağlar ve zenginlik katar ancak mutluluğun tek kaynağı olamaz, olmamalıdır. Herkes kendi mutluluğundan kendisi sorumludur. Siz kendinizle, başkaları ile geçmiş, gelecek, şimdiki zaman ile barışık olduğunuz oranda mutlu olursunuz.

Kişinin Kendisi ile İlişkisi Anlam ve Değerler: Kişinin kendisi ile barışık olabilmesi için yaşamının anlamını keşfetmeye ihtiyacı vardır. Avusturyalı Psikiyatrist Victor Franklin, II. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında geçen yılları ve deneyimlerini anlattığı kitabı İnsanın Anlam Arayışı’ında şöyle yazar: “Gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. Yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu… Nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğunu anlamak anlamına gelir.” Franklin, acının kaçınılmaz olduğu toplama kampında, hayatta kalabilmesini, acıda bulduğu anlam ve tutunduğu değerler olduğunu ifade ederken çok önemli dersler vermiştir. Hayatının anlamını bulmuş kişilerin ruhsal doyum düzeyinin yüksek olduğu, araştırmalarla gösterilmiştir. Kişinin çevresine, ülkesine, insanlığa sağlayacağı katkı ve değer yaşamını anlamlı kılar. Hayatın anlamının özü şu soruda karşınıza çıkar: “Allah beni yaratırken neyi murat etti?” Bu anlamı keşfederken şu kriterler size yardımcı olacaktır: Neyi yapmaktan hoşlanıyorum? Neye yeteneğim var? Acaba hayat bizden ne bekliyor?

Kendine Özen ve Öz Şefkat: Kendinizi sürekli eleştirmeyi ve kendinizden utanç duymayı bırakarak kusurlarınızı ve eksiklerinizi öz şefkatle kabullenmek, mutlu olmak için atmanız gereken en önemli adımlardan biridir. Diğeri ise kendi ihtiyaçlarınızın farkında olmak ve harekete geçmektir. Kendinize “Neye ihtiyacım var?” sorusunu sorun. Yeterince sağlıklı beslenmek, dinlenmek, iletişim kurup duyguları paylaşmak, sosyalleşmek, öz bakımınıza özen göstermek, hobi edinmek, üretmek, gelişmek vb. ihtiyacınızı fark ederek karşılama yollarına gidin. Pasifçe, başkalarından sizin ihtiyaçlarınızı karşılamasını beklemek başkalarına haksızca yüklenmiş bir sorumluluk olduğu kadar sizin de yaşamınızı mutsuzca bekleyerek geçirmenize yol açar.

Düşünme Biçimi: Düşünme biçimi ve bakış açısı, duygu ve davranışların belirleyicilerindendir. Olumluya odaklanan olumluyu büyütür, olumsuza odaklanan olumsuzu büyütür. İyi olanı, güzel olanı görme niyeti ile bakarsanız çevrenize, güzeli görür ve mutlu olursunuz. Hatayı, yanlışı, kötüyü görme niyetiyle bakarsanız onu da bulursunuz; eleştirirsiniz, öfkelenirsiniz sonuç olarak mutsuz olursunuz.

Kişinin Başkalarıyla İlişkisi

Başkalarının size yapmasını istemediğiniz şeyi siz de başkasına yapmadığınızda hayatınıza önemli bir prensip kazandırırsınız. Temiz bulmak istediğiniz yeri temiz bırakmak gibi.

Başkalarıyla ilişkinizde diğer önemli prensip de sınırlarınızın farkında olmaktır. “ben ve diğerleri” arasında kendinizi ve diğerlerini koruyan sınırlara ihtiyaç vardır. Diğerlerinin düşüncesi, duygusu ve davranışları sizin kontrolünüzde değildir. Sizin duygu, düşünce ve davranışlarınızın kontrolü de başkalarının elinde olmamalıdır.

Kişinin Geçmişle İlişkisi

Geçmişle barışık olmanın mutlulukla çok güçlü bir ilişkisi vardır. Geçmişi affetmek, kişinin kendisi için yapabileceği en önemli iyiliklerden birisidir. Geçmişte yaşanmış sorunları sürekli olarak düşünmek, zikretmek ve sorunların hissettirdiği öfke gibi duyguları taze tutmak, geçmişi sırtınızdaki bir yük gibi bugüne ve geleceğe taşımaktır. O yük zamanla daha da ağırlaşır ve taşıyacak dermanınız kalmaz; kendinizi depresyonun eşiğinde bulabilirsiniz. Oysaki geçmişteki sorunları, sizi olgunlaştıran deneyimler olarak görerek gerekli dersleri çıkartarak kendinizi ve başkalarını affettiğinizde fazla yüklerden kurtularak hafifler ve özgürleşirsiniz. Affetmek, yanlışları görmezden gelmek ya da hoş görmek değildir. Herkesin hata yapabileceğini kabul etmek ve nedenlerini anlayarak empati ile yaklaşmak affetmeye yardımcı olan iki önemli unsurdur. Affetmek, geçmişi bu güne ve geleceğe taşımayarak daha iyi hissetmeyi seçmektir.

Şimdiki benliğinizle geçmişinizi yargılamayın. Zaman içinde yaşanmışlıklar ve bilgi birikimi ile olgunlaşma süreci yaşanır. Şu anki olgunluğunuzla geçmişinize baktığınızda yanlış olarak değerlendirdiğiniz eylemleriniz/söylemleriniz olduğunu düşünebilirsiniz. Aslında geçmişte sizin için uygun ve o günün koşulları için doğru olandı yaptıklarınız. Bugün ise doğal olarak koşullar değişti; siz değiştiniz, geliştiniz, olgunlaştınız. Öyleyse şimdiki olgunluğunuzla, “keşke”lerle geçmişi yargılama girdabına sokmayın kendinizi.

Kişinin Gelecekle Olan İlişkisi

Gelecekle ilgili gerçekçi, ulaşılabilir hedefleriniz olsun. Sizi hedeflerinize taşıyacak planlar yapın ve küçük ancak sürekli adımlarla hareket edin. Gelecekle ilgili düşüncelerinizin bugünkü davranışlarınızı belirlediğini unutmayın.

Geleceğe ve gelecek nesillere, çocuklarınıza, torunlarınıza uyum sağlayabilmek, onları anlayabilmek adına kendinizi geliştirin. Gündemi takip ederek eş zamanlı gelişime açık olmak, kuşaklar arası uyum sorunlarını en aza indirmenize ve kuşaklarla bağlarınızın kopmamasına yardımcı olur.

Kişinin İçinde Bulunduğu Zamanla İlişkisi

Yapılan araştırmalar göstermiş ki zamanını pasif bir şekilde, örneğin sosyal medyada, TV karşısında geçiren kişiler, kısa vadede keyifli hissederken uzun vadede içsel bir rahatsızlıkla mutsuzluk yaşıyor; zamanını aktif şekilde, üreterek, verimli kılarak geçiren kişiler ise kısa ve uzun vadeli olarak daha mutlu hissediyor.

İçinde bulunduğunuz zamanı, geçmişi ya da geleceği düşünerek geçirmek şüphesiz ki mutsuzluk getirir. Sürekli olarak geçmişi düşünmek depresyona yol açarken sürekli geleceği düşünmek de kaygı bozukluklarına neden olmaktadır. En sağlıklı olanı, içinde bulunduğunuz anın farkında olmak, hissetmek ve yaşamaktır. O an acıyı, kederi, hüznü barındırsa da hissetmek, kaçmamak, her şeyi zamanında yaşamak erdemli ve sağlıklı olandır.

Kişinin Mekânla İlişkisi

İçinde bulunduğunuz mekânla, evinizle, yaşam alanlarınızla, ofisinizle barışık olmak, oradan keyif ve o mekânda yaptıklarınızdan verim almanızı sağlar. Mekânla ilgili memnuniyetsizlikleriniz varsa ve mekân değişikliği yapamıyorsanız sizi rahatsız eden yönleri güzelleştirmenin yollarına bakabilirsiniz. Örneğin birtakım aksesuarlar kullanmak, çiçek yetiştirmek, mobilyalarınızı kolay ahşap boyama- yenileme yöntemleri ile kendi zevkinize göre, kendi emeğinizle yenilemek, kullandığınız mekânları güzelleştirmenize ve orada mutlu olmanıza katkı sağlar.

Sonuç olarak mutluluk; hiç üzülmemek, daima iyi hissetmek, hazza odaklanmak, hiç problemle karşılaşmamak ya da korku, kaygı, acı, özlem gibi duygulara yer açmamak değildir. Çünkü bu duygular ve bu duyguları getiren durumlar yaşamın bir parçasıdır ve kaçınılmazdır. Olumsuz duygulardan kaçma çabası onları yok saymak anlamına gelir ki yaşamın belli bölümlerini yok sayma çabasının kendisi gerginlik doğurur.

Mutlu olmak, tüm koşulların mükemmel olmasıyla değil; sahip olunan koşullar altındaki anlamı bulmakla ve elinizden gelenin en iyisini yapabilmekle
mümkündür.

  

Yorumlar