Kokular Bize Ne Söyler?

Halis Bilgi

  /   796   /   28 Eylül 2020, Pazartesi

 Yazdır

  

Marka parfümlerin yıkansa da giysimizden çıkmayan kokuları, çok sevdiğimiz yemekten yayılan kokunun bizi mest edişi, tarihî bedesten çarşılarında dolaşırken dibekte dövülmüş taze kahve kokusu… Her biri duygularımıza hitap eden hatta bizi alıp geçmişe götüren birer uyarandır.

Yaşadığımız hayata anlam katan unsurlardan biri de kokulardır… Yediğimiz yemeğin tadına varmaktan tutun da özlemi, hasreti, anıları, her birini bir kokuyla kodluyoruz zihnimize. İnsan beynindeki koku alma noktaları ortama yayılan kokuları algılayınca hemen harekete geçiyor. İlahi bir rahmet olarak bizlere ikram edilmiş olan koku reseptörleri hayattaki kokuları tanımaya, anlamlandırmaya matuf yaratılmış. Burnumuzda beş milyon civarında koku reseptörü var.

Güzel koku ve güzel ses insanın bam teline dokunan iki müthiş uyarandır. Yıllar evvel belleğimize kazınmış olan kokuyu yeniden duyumsadığımızda yaşadığımız şaşkınlık ve heyecan karışımı duyguya ne ad veririz? Hangimiz bir an durup geçmişe gitmez? Kokular hangimizde “dejavu” etkisi yapmaz?

Çocukken sabah uyandığımızda mutfaktan yükselen patates kızartması, sucuklu yumurta, kızarmış ekmek kokuları belleğimizde öyle bir kayıtla tutulur ki yıllar sonra aynı kokularla uyanmak bizi tekrar çocukluğumuza götürür. Okulda yoğun ve yorucu geçen bir günün ardından evimize adım atar atmaz bizi kuşatan anne yemeği kokusu yıllar geçip evlensek de annemizin evine her gidişimizde bizi yine alır, okul yıllarımıza götürür.

Gurbette öğrencilik yaparken ya da askerde valizini yerleştirirken eşyaların arasından buram buram tüten “ev” kokusu… Burnunda hissedilen ince biz sızıya eşlik eden, gözlerde beliren birkaç damla yaş… Hem ağlarım hem giderim mecburiyetine mahkûm, derin bir sessizlik… Hissetmemek ne mümkün.

Evlat Kokusu…

Yeni doğmuş bir bebeğin etrafına yaydığı kokuyu içimize çeker ve o koku genzimizde kalsın isteriz. Anne, baba, evlat kokusu belleğimizin üst katmanlarında kendine yer edinir, uzun süreli belleğe yerleşir. Bunun en güzel örneğini Kur’an-ı Kerim’de görürüz: Hz. Yakup’a (a.s.) Yusuf’un (a.s.) gömleği getirildiğinde koklamış ve “Bu, Yusuf’un kokusu.” demiştir.

Anadolu şehirlerinin bedesten çarşılarında gezinirken dükkânlardan yayılan öğütülmüş kahve, naftalin, kumaş, deri, ekmek, simit, ıtriyat kokuları birbirine karışır.

Anneannemizin, babaannemizin evine gittiğimizde aldığımız kalıp sabun, naftalin, dedemizin namaz vakitlerinde sürdüğü misk ile karışık çocukluk hatıraları kokusu bizi sarıverir. Yatıya kaldığımız gecelerde üzerimize örtülen yorganın kokusunu içimize çekerek saatin tik takları eşliğinde daldığımız tatlı uykuları yeniden anımsarız.

Evlerin, milletlerin, ailelerin, apartmanların, şehirlerin de kokusu vardır. Milletler kendi kokularını bilmezler, o kokuları yalnız başka milletlerden olan insanlar alabilir. Vakitler de kokar. Seherlerde açılan pencerelerden esen seher rüzgârının dağıttığı rahmet kokusu, Kâbe’de sabah ve ikindi serinliğinde imamın yanık sesine karışan Kâbe kokusu, bize bir ibadet neşesi katar ve o kokuyu yeniden, bir daha almak isteriz. Medine’ye adım atar atmaz dalga dalga yayılan Ravza rayihası, Cennetü’l-Bâkî’de, Uhud Dağı eteklerinde, rehberimizi dinlerken o anları yaşarmışçasına hüznümüze karışan toprak kokusu, şehit kokusu, bizi alıp götüren manevi duyguların kokusu… Medine çarşılarından aldığımız, umre ve hac hatıralarımızı yeniden canlandıran gül kokusu, Kâbe kokusu, Hacerü’l-esved kokusu.

Mevsimlerin kokusu…

Kış sabahlarına uyanıp pencereyi açınca gözlerimizi kamaştıran beyaz rahmetin kokusu bizi hem şaşırtır hem mutlu eder. Baharda kuş sesleriyle canlanan bahar çiçeklerini kuşanmış ağaçların kokusu, taze çağla, erik kokusu nasıl bir doyulmaz güzelliktir… Anadolu şehirlerinde mayıs ayında açan iğde çiçeklerinin eşsiz kokusu içimizden hiç gitmesin isteriz.

Dağlardan tertemiz esen rüzgâr kokusu ciğerleri doldururken deniz meltemleriyle gelen tuz kokusu genzimizi yakar. Yaz sıcağında testilerden ikram edilen buz gibi su, tüm hücrelerimizi serinletirken suya sinmiş toprak kokusunu yemek isteriz âdeta.

Yeni alınan kitabın kokusunu, paketinden çıkarılan derginin kokusunu ancak okumayı sevenler alırlar. Kitapçı rafları, kitap fuarları onların terapi merkezleridir âdeta. Çocukluğumuzda biriktirdiğimiz kokulu kâğıtlarla silgiler, defter, kitap ve okul kokuları da bu cümleden olup hâlâ belleğimizdedir.

Kimi zaman bize maziyi anımsatan, kimi zaman içimizde mutluluk çiçekleri açtıran ve kimi zaman duygularımızı esir eden kokular olmasaydı hayat ne kadar sığ olurdu değil mi? Hayat, tüm çeşitliliği ve aldığımız kokularla güzel. Koku alabiliyor olmaksa sonsuz bir şükür vesilesi…

  

Yorumlar