İnsan Ne ile Vardır?

Bilge Kadın

  /   798   /   10 Ekim 2020, Cumartesi

 Yazdır
Mum da aydınlanmak ister, ister de Ah ki şi’ra Aydınlık arzulayan mum erimek zorunda…

  

Ekseriyetle aşamıyor olduğumuz her sorunun altından, o sorunla yüzleşemiyor olduğumuz gerçeği çıkıyor. Bilmem yanılıyor muyum? Aşamadık mı; üstüne gitmek, gayret etmek yerine rafa kaldırmak, arka plana atmak, maziye gömmek daha kolayımıza geliyor. Aşılamayan, gerçekleşmeyen sorun yahut arzu ve istek, yerini bir sonraki soruna, arzu ve isteğe bırakıyor.

Bir nevi ‘hazıra konmak’ deyimini hayatımıza düstur tayin etmiş, nereden gelip nereye gittiği belli olmayan sorunların, arzuların sularında batıp batıp çıkıyor, bilfiil nefes alabilmenin gayretini veriyoruz. Bu öyle kendi kendine oluşmuş bir düşünce yapısı değil elbet. Bakınız; ‘Anı yaşa!’ ‘Derdi salla!’ ‘Geleceğe bak!’ gibi, bir neslin sorumluluk bilincini yitirmesine, maddi ve manevi tahtını en temelinden sarsmaya sebep olacak bu sözler, daha çok önceden “Geliyorum!” dediler aslında. Tehlikeyi haber verdiler. Göremeyişimizin acısını biz bugün, yitirilmiş değerlerimizle en süflî bir şekilde ödüyoruz; ödemeye de devam edecek gibi duruyoruz.

Anın güzelliğinden nasiplenmekten beri olalım, demiyorum elbet. Ama geçmişe mâdum, geleceğe yokmuş muamelesi yapmak, içinde bulunduğumuz soruna göz kapamak, arzuladıklarımızın gerçekleşmemesi ile bir sonrakine atlamak, teğet geçmek bizi hiçbir zaman mutlu bireyler kılmayacak maalesef. Belki de yüzleşmemiz gereken ilk sorunumuz da budur, ne dersiniz?

Bakalım… Arkaya atılıp, yerine yenisi konan sorunu da aşamıyoruz. Yahut bir hedef belirlemeden “İstiyorum ama olursa olur, olmazsa olmaz. Çok da umurumda değil!” diye aslında bizi biz yapacak isteklerin yerine başkasını koyup, onunla tatmin olmaya çalışmakla mutmain olmuyoruz. Yarım yamalak köşelere sıkıştırılmış, tamamlanmayı bekleyen her ne varsa manevi bir ağırlık bırakıyor zihnimiz ve bedenimizde. Bu durum, bilhassa genç nesil içerisinde toplumsal bir hastalığa dönüştü neredeyse. Amaçsız insanlar, gayesiz bireyler, anlık mutluluklar arkada bırakılanın ardından, yine ve yeniden tamamlanamamış olmasının verdiği huzursuzluklar… Zarifoğlu’nun her şeyi özetler nitelikteki sözü:

“Ve giderek bütün gençleri saran bir gırgır furyası, bir gevezelik, malayanilik, bir seviyesizlik…” Hepsi ama hepsi sorumsuz, gayesiz, hedefsiz yaşantıların bireyler üzerindeki olumsuz semereleri…

Yazılanlar yoruma açık elbet. Lakin biz, ‘yaparım’ ile ‘yapıyorum’ arasındaki farkı anlayamadığımız sürece, durduğumuz noktadan bir adım dahi ilerlemeden koşmaya devam edeceğiz. Hakkımızı yemeyelim! İstemek, düşünmek, hayal kurmak noktasında bizlerden iyisi yok. Zaten burada sorun da yok. Zira herkes her şeyi istiyor, ama sorun o ki; kimse hiçbir şey yapmıyor. Herkes, hepimiz her şeyi konuşuyoruz. Ama icraat, viraneye dönmüş bir el bekliyor. Bir yerlerde çark yanlış işliyor. İstemekle elde etmek arasında hem uzun, hem de çok kısa bir yol var. Kimine çöldür bu yol, kimine rüzgâr. Ne istediğimizle ne kadar çabaladığımız arasındaki paralellik, bizi biz yapacak önemli etken, hiç kuşkusuz…

Hâsılı, sorun var mı? Dünyadasın ve bunun çaresi yok. Yani evet, küçük de olsa sorun illaki var. Nasıl bir sorun olduğunun hiç önemi yok.

Arzu var mı? Peki ya istek? İnsansın, İslam sınırları içerisinde elbette ki var, olmalı. Bunun da ne olduğunun bir önemi yok. Yeter ki bunları teğet geçmeyelim. Yarım bırakmayalım. Alnımızın akıyla, zihnimizin rahatlığıyla, benliğimizin şahitliğinde her birini bileğimizle başaralım. Ki; bunun bir adı sorumluluk bilinci, diğer adı hedefine ulaşmış ender insan olmaktır.

İnsan ne ile vardır? İnsan sorumluluklarıyla, hedefleriyle, amaç ve istekleriyle, nihayetinde de bunları başarabilmesi ile vardır. O halde var olmak için, cehdi yanına arkadaş, çalışmayı sırdaş bilip erimek zorundayız. Tıpkı aydınlığı arzulayan mum gibi efendim; erimek zorundayız…    

Yorumlar