Kur’an Nedir? Ne Değildir?

İlim İrfan

  /   804   /   16 Ekim 2020, Cuma

 Yazdır

  

Anlamanın zıddıyla kaim olduğuna, yani karşıtıyla anlamaya çalışan, düşünen ve kabul eden bir şahsiyet olarak “Kur’an ne değildir?”  sorusunu cevaplamak aynı zamanda “Kur’an nedir?” sorusunun da cevabını içinde barındırdığı kanaati içerisindeyim. Zira siyahı tanımak için beyazı, karanlığı bilmek için aydınlığı, sağlığı bilmek için hastalığı, hatta ve hatta adaleti tanımak için, zulmün ne demek olduğunu bilmekten geçtiğini düşünüyor ve inanıyorum zımnen.

O halde sorumuzu zıddıyla yani karşıtıyla soralım mı?

Kur’an ne değildir?

Kur’an; harfleri sayılacak bir şifre kitabı değildir.

Kur’an; bir ansiklopedi, bir bilim kitabı da değildir.

Kur’an;  pet şişedeki ya da bardaktaki suya, pirince, şekere Yasin okumak için gönderilmiş de değildir.

Kur’an; salt bir ölü kitabı ve ölü metin değildir.

Kur’an; şifa dağıtıcı da değildir.

Kur’an; sipariş üzere okunacak bir metin hiç değildir.

Kur’an; okudum bitti diyeceğimiz kitap da değildir.

Kur’an; tek başına tecvid eksenli okunan bir kitap değildir.

Kur’an; seslerimizi güzelleştireceğimiz bir araç da değildir.

Kur’an;  mushafına saygı duyup, metnine karşı saygısızca yaklaşacağımız bir kitap da değildir.

Kur’an; sadece hafız olarak telaffuz edilip bir kere dahi hıfzettiğini merak etmeyen bir kesim oluşturmak için de değildir.

Kur’an; tarihe maruz ölü bir kitap değildir.

Kur’an; ota, böceğe, dağa, taşa konuşan, okunan da değildir.

Kur’an; anlaşılmaz değildir…

Merakımızı celp etti mi? Şimdi tersimizi düzümüze çevirerek soralım mı sorumuzu, ne dersiniz? Sahi Kur’an nedir?

“Kur’an” hangi kökten geliyordu? Kök anlamı ilk nerede ortaya çıkmış, hangi coğrafyaları dolaşmış, ne kadar değişmiş, nasıl yerleşmiş? Kur’an’ın türetildiği kelimeler nelerdir? Hangi formda geçiyordu? Terim anlamı neydi? Özel anlamı nedir? Bu soruların cevaplarını, konusunda ehil/uzman olan, yani bir sözcüğün kökenini araştıran etimologlar cevaplasınlar…

Biz bambaşka bir perspektifle bakalım Kur’an’a. Kendi spesifik nazarımızla…

Kur’an; aç ruhlarımızı doyurmak için, yüreklerimize inmiş bir gök sofrasıdır. (Mâide)

Kur’an; hayatımızdır. Hayata anlam kazandırmak için vardır. İnsan; hayatın öznesi olsun diye var edilmiştir. İnsanın kendi var oluşuna karşı sorumluluğudur. Zira hayatını ve hayatı inşa edecek olan insandır.

Kur’an; tedebbürü/ bir işin sonuçlarına, akıbetine yani geleceğine yönelik düşünceler üretendir.

Kur’an; tezekküre/ hatırlama ve hatırlatmaya sevk edendir.

Kur’an; taakkulu/ geçmiş ve gelecek ile arasında bağ kurandır.  Zira “akıl” bağ kuran demektir.

Kur’an; tefakkuhu/ geçmiş, gelecek ve bunlar arasındaki bağdan yola çıkarak günümüze ilişkin neticeler çıkarandır. Tam olarak fıkh etmek de budur zaten.

Kur’an; tefekkür/ düşünme melekesi oluşturandır.

Kur’an; öznedir, onu okuyan insanı da özne yapmak ister. İki özne arasında bir muhabbet sudûr eder.  Kendisini yüreğinden okuyanın, basiretini, fehmini, eylemini, duruşunu, yüreğini okur. Ve onu yaşamının öznesi kılar. Hayatı boyunca tarihin nesnesi kalarak onu cezalandırmaz.

Kur’an; yüzden değil, özden, candan, yürekten bir ilişki kurar. 

Kur’an; insanın olay ve olguları doğru tespit etmesine yardımcı olur.

Kur’an; insanın insanca yaşaması için yaşamına katkı sunar.

Kur’an; tertil ile/ üzerinde dura dura, düşüne düşüne, anlaya anlaya, kavraya kavraya okuyacağımız ilâhi bir hitaptır. (Müzemmil/4)

Kur’an; tarihe müdahil bir hitaptır. Eskimez, pörsümez, yeniyi temsil eder. Lafzı bir kez, manası her daim nazil olmaya devam edendir.

Kur’an; mucizevî olarak, insanların anlayış derecelerine, bilgi birikimine, yeteneklerine, ilgi yoğunluğuna göre açılan ve açıklayan, kendi tabiri ile mübindir.

Kur’an kendisine samimiyetle davrananları terbiye edendir…

Bir de Kur’an anlaşılmaz diyenlere bir soru soralım mı? O zaman Allah bu kitabı niye gönderdi? Anlayamayacağımız bir şeyden bizi nasıl mes’ul tutar?

Kur’an anlaşılmak için indirilmiştir. Mushafa duyduğumuz saygıyı, Kur’an’a saygıyla yer değiştirmediğimiz sürece Kur’an bize yol haritası olamayacaktır. Çünkü insan bir yolcudur. Vahyin nihai hedefi; yaşamı ve yaşamlarımızı onarmaktır.

Mushaf ne zaman Kur’an olacaktır biliyor musunuz? Bizi okuduğu zaman… Kur’an bizi okuyunca bizi bize tanıtacak. Bizim ellerimizi, yüreklerimizi, gönüllerimizi tutacaktır.

Bilgisayarlarımızda, tablet ya da cep telefonlarımızda Kur’an yüklü diye hafız mı oldular? Onlar ancak ve ancak Kur’an’ı telaffuz ederler. Kur’an’ı telaffuz etmeyi Kur’an’ı okumak mı zannediyoruz? Kur’an bir farkındalık/ kendine gel okuyuşudur, çağrısı, nidasıdır.

Kur’an şifadır buyurdu Rahman olan Allah. Biz ne anladık? Şu hastalığa bu sureyi oku, şu sayıda oku, şu saatte oku… Allah’ın sözünün üstüne söz olur mu? Kur’an şifadır. Mutlak doğrudur.

“Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet olan Kur’an gelmiştir.” (Yunus /57)

Öyle zamanlardan geçeriz ki; dünya üstümüze çöker. “Yeryüzü tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmişti, vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı.” (Tevbe /118) Gök kubbe altında yalnız kaldığımızı hissederiz. Kur’an’a sığınır, tutunur, vicdanlarımızı tedavi etmeye çalışırız. Kur’an’ı defaatle de okumuş olsak, bazen bir bakarız ki; sanki o ayeti daha önce hiç okumamış, duymamış, görmemişizdir.  Ayet bize uyarı lambaları gibi ışıklarını saçarak, yanar söner… Sizlere de olmadı mı?

Son bir soru: Kur’an niçin gelmiştir?

İzninizle bu soruya Kur’an-ı Kerim’den cevap verelim:

“Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim /1)

Kur’an; bir öğüttür, rehberdir, bir uyarıdır.

  

Yorumlar