Hiç Düşündünüz mü? Altın Günü Yaparken Gıybet Günü mü Yapıyoruz

Şifa Bahçesi - Halis Bilgi

  /   513   /   06 Aralık 2014, Cumartesi

 Yazdır

“Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat/ 12)

Kabul günleri aşağı yukarı her kadının katıldığı, “Altın bahane, sohbet şahane” dediği sosyal guruplardan biridir.

  

O gün ev sahibini tatlı bir telaş kaplar. Börekler, poaçalar, kekler, kurabiyeler… 

Keyifler yerindedir. Komşular vardır, ziyafet vardır, en önemlisi de hoş sohbet vardır. 

Muhabbet güzeldir; ta ki söz orada olmayan birisin arkasından konuşulmaya yani gıybete varana kadar. 

O keyifli zaman dilimleri, Cenab-ı Allah’ın hiç hoşnut olmadığı karanlık bir mekana dönüşür o anda. Şeytan zevkten dört köşedir.

Çünkü Rabbimiz ayeti kerimede: 

“Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat/ 12) buyuruyor. 

Evet gıybeti, “ölmüş kardeşinin etini yemek”gibi insanı dehşete düşüren bir durumla eş tutuyor Rabbimiz. 

Allah’ın (cc) işte bu emrinde hassas olan bir misafir hanım, orada olmayan birinin çekiştirilmesinden rahatsız olur ve uyarır bazen: 

– Neyse canım, kendisi yok burada. Günah. Arkasından konuşmayalım. – İyi de var olan bir şeyi konuşuyoruz; gıybet etmiyoruz ya…

Ama Efendimiz (sav) bununla ilgili bir soru üzerine şöyle buyurmuştur: Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir… 

Altın gününden gıybet gününe dönen buluşmada diyalog genelde şöyle devam eder; 

– Aman sen de! Arkasından konuşmuyorum ki. Ben onu yüzüne de söylüyorum. Aslında daha neleri var neleri de gıybet olur diye söylemek istemiyorum! 

Bu söz, o kasdettiği şeyleri söylemekten çok daha büyük bir gıybettir aslında. Farkına varılmadan daha derin bir günah kapısı aralanmıştır. Çünkü alimlere göre “müphem (belirsiz) bir isnad, sarih (açık) bin iftiradan daha büyüktür.” 

Yani kişinin arkasından var olanı söylemek gıybet; var olmayanı söylemek ise iftira olur. “Neleri var neleri” dediğimizde insanların alkına bir yerine binlerce olumsuzluk peş peşe diziliverir. 

Efendiler Efendisi (sav) gıybete açılan bütün kapıları sona kadar kapatmıştır. Öyle ki Hz. Aişe annemiz evine gelen bir hanım sahabenin arkasından; “Ne uzun boylu bir kadın” dediğinde Resullullah (sav) “Gıybet ettin ya Aişe” cevabını verdi. 

Gıybet ettiğimiz zaman güzel dinimiz bizden iki şeyi yapmamızı istiyor.

Evvela Rabbimizden af dileyip tevbe etmek… Sonra da çekiştirdiğimiz kişiden helallik isteyip bir daha gıybet etmemeye gayret göstermek. 

Gıybet orucuna niyet edip hiç bir kardeşimizin etini yememek adına hassas olmak, ruhumuzun güzelliğine güzellik katacaktır. 

Köşemizi gıybetin ne kadar büyük bir kayıp olduğunu anlatan Hasan Basri Hazretlerinin nüktesiyle noktalayalım. 

Bir gün hazrete şöyle derler: 

“Filan kimse, senin gıybetini etti.” Bunun üzerine Hasan Basri ona, bir tabak yaş hurma yollar ve şu mesajı gönderir; “Duyduğuma göre, iyiliklerini bana hediye etmişsin, ben de o hediyene tam olarak karşılık vermeyi isterdim; ama yapamadım. Beni mazur gör!”

  

Yorumlar