Memnuniyet ve Takdir

Popüler Haber

  /   377   /   29 Mayıs 2018, Salı

 Yazdır

  

Kocasının ahlaki güzelliklerini fark edemeyip hep yanlışıyla uğraşan kadınlar, kocasının iyi yönlerini göstermesine engel oluyorlar. Böylece koca, kötü yönlerini düzeltme çabasına da girmiyor.

Eşimiz ve çocuklarımızın başarılarını, çabalarını, emeklerini fark edip memnuniyetimizi dile getirmek ve içine tebessümünü karıştırıp (harmanlayıp) takdim etmek… Sonuç mu? Bundan daha iyi psikoterapi yoktur. İnsanı motive etmekte zirvedir. Ancak alçakgönüllü davranmayıp enaniyeti ayaklar altında ezerek yapılabilecek bir davranıştır. 

Bizler, ailemizde olmayan insanlardan güzel bir davranış veya ikram görünce memnuniyetimizi ifade edici sözler söylüyoruz da; iş, ailemize gelince bu bize ağır bir yük gibi geliveriyor. Hâlbuki en yakınlarımızın moralleri bizim için çok daha önemli olmalı ve ruhlarını aç bırakmamalıyız. Hem güzel davranışların devamı için mutlaka takdir etmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz... 

Örneğin evlatlarımız ev işlerinde bize yardım ettiklerinde, güzel bir iş yaptıklarında; mutlaka yüreklerinde bizleri memnun etme düşüncesi bulunur. Onlara söyleyeceğimiz bir “Allah razı olsun” ifadesi ruhunu doyurup güzel duygularla donatacaktır. Bir annenin evladından memnun olması, Allah (c.c)`ın kulundan memnun olması, birbirini zincirleme takip edecektir inşallah. 

Maalesef bizler başkalarından esirgemediğimizi en yakınlarımızdan esirgeyip hep bir memnuniyetsizlik içindeyiz! Evimize gelen bir misafir bize bir şey getirince; “Niye zahmet ettin, hiç gerek yoktu” deyip memnuniyetimizle beraber mahcubiyetimizi de dile getiriyoruz. Ama eşimiz eve iki poşetle gelince sanki mecburmuş gibi davranıp elinden çöp poşetleri alıyormuşuz gibi alıyoruz. Hâlbuki bir tebessümle beraber; “Allah razı olsun, düşünüp getirmişsin. Tam da bu malzemelere ihtiyacımız vardı” türünden konuşup memnuniyetimizi dile getirmek kim bilir onu ne kadar da mutlu edecektir. Bir nevi tükenmiş olan şarjını onarmak için bir başlangıç olacak ve moral seviyesi yükselecektir. 

Fakat hayatından memnun olmayan, elde ettikleriyle yetinmeyip elde edemediklerinin peşine düşen kadınlar, kocalarının takdir edilme duygularını aç bıraktıkları için evde sorun çıkmasına neden oluyorlar! Çünkü takdir açlığı ve memnun edememe, erkekte psikolojik sorunların çıkmasına neden oluyor. Asık suratlı ve ters bir kişilik meydana çıkıyor. Bu defa adamda eve karşı bir ilgisizlik, eve mümkün olduğunca geç gelme halleri başlıyor. Böyle bir durumda kadın, kendi yaptığı hareketlerin farkına varmadan kocasını kötü olmaya teşvik ediyor... 

Hele ki kocasının ahlaki güzelliklerini fark edemeyip hep yanlışıyla uğraşan kadınlar, kocasının iyi yönlerini göstermesine engel oluyorlar. Böylece koca, kötü yönlerini düzeltme çabasına da girmiyor. 

Şayet “Ne yaparsam yapayım kocamı memnun edemiyorum. Devamlı kusur arayıp beni küçük düşürme peşinde. Onun için ne zahmetlerle yemek yapıyorum. Fakat ya yemeğin tuzuna takılıyor ya da yağına. Böyle bir ahlaka sahip olan kocamı nasıl takdir edip güler yüzlü olabilirim?” derseniz: 

Değerli bacılar! Sakın bu davranışları yapmaya itmeyelim eşimizi! Bizim devamlı memnuniyetsizliğimizin, şikâyetlerimizin, hiç takdir etmeyişlerimizin eseri olmasın o tavırlar! Eksiklerine takılı kalmamız, her şeyden alınmamız, devamlı gündeme getirmemiz eşimizi bu hale getiriyor olabilir... 

O halde işe önce kendimizi ölçüp tartmakla başlayalım. Kendi eksiklerimizi tamir etmeye çalışalım. Ama önce enaniyetimizi ayağımızın altında iyice ezelim ve alçakgönüllü davranmayı alışkanlık haline getirelim. Eşimizi, her yaptığı güzel davranış ve emek verdiği işler için takdir edelim, memnuniyetimizi dile getirelim. Mutlaka karşı taraftaki değişimi fark edeceğiz. Ama sakın sonucu almakta acele etmeyelim. Güzel alışkanlıklar kazanmak ve kazandırmak için her zaman sabır ve emek lazımdır. Biz başlangıcı yapıp anlayışı sermaye olarak kullanalım.

Peki, “Ben bunları zaten yapıyorum. Fakat kocam değişmiyor, sürekli memnuniyetsiz. Her şeyimde kusur arıyor, eleştiriyor” derseniz: 

Öncelikle gerçekten bu davranışları yapıp yapmadığımıza dikkat edelim. Acaba içinde bir asık suratlılık veya dilimizde bir sertlik mi var? Ters mi geliyor konuşma şeklimiz? 

Tüm bunlara rağmen düzelme yoksa onu olduğu gibi kabullenmek zorundayız. Aksini yapmak, yani irdelemek, kabullenmemek evi cehenneme çevirmek demektir. Ahlakındaki güzellikleri bir ön bilgi olarak kullanıp muhabbetimizi o güzellikler dolayısıyla pekiştirelim. Kusursuz insan aramak; Allah (c.c)`a eş-ortak aramaktır bir nevi! Bunu unutmayalım... Bu davranışları bir günde kazanmayan eşimizi biraz görmezden gelelim ki, tadımızı kaçırmayalım. Mutlaka olumsuz davranışlarında da bizim için hayırlar vardır. Belki zaaflarımızı bilen Rabbimiz bizi şımarmaktan, kibre ve yanlışa kapılmaktan eşimizin bu hareketiyle koruyordur! 

Devamlı takdir edilip memnuniyet ifadesiyle karşılaşmak, belki de bizde böyle olumsuz sonuçlara sebebiyet verecektir. Bizler her olumsuzluğa "şer" notunu vermeyelim. Rabbimiz mutlaka bir hayır murad eylemiştir. Üstelik bu davranışlarından dolayı eşimizin üzerine çizik atıp kin gütmeyelim. Hele ki tavır, aksilik, dik kafalılık hiç yapmayalım. Tevazu Rabbimizi sevindiren bir davranıştır. Alçakgönüllü olalım... 

Bir gün Mısır Çarşısı’nda suratı devamlı asık olan bir ibrik ustasına bunun nedenini bir müşterisi sorar. Adam: “Ben yıllardır bu işi yaparım. İnsanlar benim Türkiye`de bir tane olduğumu söylerler. Mesleğim bana çok iyi kazandırıyor. Herkesin takdirini aldığım halde karımı bir türlü memnun edemiyorum. Bana devamlı “Bula bula bu işi mi buldun. Başka iş mi yoktu?` deyip işimi küçümsüyor. Bir türlü ona yaramıyorum” der... 

İşte takdir açlığı, memnuniyetsizlik adamı asık suratlı bir hale getirmiş. Hâlbuki yürekten iki kelime ile her şey düzelecek. 

Üstelik bu takdir açlığı ve memnuniyetsizlik; çocukları da asileştiren, asabileştiren bir davranıştır. Anne-babasından memnuniyet ve takdir alamayan çocuklarda psikolojik sorunlar meydana geliyor. İleriki dönemlerde de kötü alışkanlıklar olarak kendisini gösteriyor. Bizler devamlı eşimizi ve çocuklarımızı motive etmeliyiz. Huzurumuz için bunu yapmalıyız. Hem dünya hem de ahiret huzuru için... 

Hem bizler nimetler içinde ve evimizde rahatça sabahlarken, güneş binlerce sıkıntılı kadının üzerine doğuyor… Somali, Filistin, Afganistan, Pakistan gibi ülkelerde kadınların boğazlarına düğümlenen acıları göz ardı etmeyelim! Yanaklarında gözyaşının, kalplerinde acı ve kederin eksik olmadığı bu kadınları düşünelim… 

Bizler sağlıklı ve her şeyimiz olduğu halde; milyonlarca kadın oralarda ya dul kalmış, ya çocuğunu kaybetmiş, ya yaralı, ya kimsesiz bir halde hayatını devam ettiriyor. Ne ilaç bulabiliyor, ne gıda ne de temiz ve rahat bir yatak. Hele bu sıcaklarda Ramazan`da kendilerini serinletecek bir soğuk su, klima hiç bulamıyorlar. Bizler tok, hür ve serbest olduğumuz halde, onlar acılar içindeler ve özgürlükleri ellerinden alınmış. Evleri barkları ya yıkılmış ya da bırakıp kaçmışlar. Bizler iftara çeşit çeşit yemekler hazırlarken onlar suyu ve ekmeği zor buluyorlar. 

Hele geçen Ramazan açlıktan her gün çocukları ölen bir kadına, bir televizyon kanalı bu kıtlıkta oruca nasıl dayandıklarını sorunca kadın; “Biz ölsek de (açlıktan) orucumuzu tutacağız” diyordu. Her gün kucaklarında, bebekleri açlıktan can verdiği halde... 

Hâlbuki bizim yanımızda nice eşyalar, nimetler, çoluk-çocuk, eş, ev, güç, kuvvet varken, bizi mutlu edebilecek her şeye sahipken, hâlâ mutlu olmayı bile beceremiyoruz. Bir türlü ailemizdeki bireylerden memnun olamıyoruz. Bir türlü elde ettiklerimiz bizi tatmin etmiyor. Elde edemediklerimizin hüznünü yaşıyoruz. Ailemizdekilerin güzel yönleriyle yetinip onlarla mutlu olmayı beceremiyoruz. 

 

  

Yorumlar