Duası müstecâb olan üç kişi: Mazlum, Yolcu ve Anne Baba

Halis Bilgi

  /   911   /   11 Aralık 2019, Çarşamba

Diyanet Dergisi
 Yazdır

İnsanın psikolojik durumu ve içinde bulunduğu şartlar, Allah’a yönelişini arttırmakta; dert, sıkıntı ve taleplerini O’na daha içten bir şekilde arz etmesine vesile olmaktadır. Kulun bu samimi ve halisane yönelişi, Yüce Allah’ı hoşnut etmekte ve bu yöneliş onun duasının müstecâb olmasını sağlamaktadır

  

“Üç çeşit duanın müstecâb olduğu (kabul edildiği) hususunda şüphe yoktur: Mazlumun (haksızlığa uğrayan kimsenin) duası, yolcunun duası ve anne babanın çocuklarına duası.” (Tirmizî, Birr ve Sıla, 7)

Sosyal bir varlık olarak insanın olmazsa olmaz özelliklerinden olan iletişimin üç boyutu vardır: Kişinin kendisiyle olan iletişimi, diğer mahlûkatla olan iletişimi ve Yaradan’la olan iletişimi. Bu boyutlardan her biri önemli olmakla birlikte Yaradan’la olan iletişimin ayrı bir yerinin ve ehemmiyetinin olduğunda şüphe yoktur. Bu iletişin en temel unsuru, ibadetin özü olan duadır (Tirmizî, Deavât, 1).

Dua ile insan, her türlü ihtiyacını, dert ve sıkıntısını Yüce Allah’a arz ederek hem kulluğun en önemli gereğini yerine getirmiş hem de istenecek en yüce makamdan istemiş olur. Dua, sonsuz güç ve kudret sahibi olan âlemlerin Rabbinin insana yakın olduğunu hissettiren bir ibadettir. Bundan dolayı Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de kullarının kendisine yönelip dua etmelerini istemiş ve şöyle buyurmuştur: “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına icabet ederim. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara, 2/186)

İnsanın psikolojik durumu ve içinde bulunduğu şartlar, Allah’a yönelişini arttırmakta; dert, sıkıntı ve taleplerini O’na daha içten bir şekilde arz etmesine vesile olmaktadır. Kulun bu samimi ve halisane yönelişi, Yüce Allah’ı hoşnut etmekte ve bu yöneliş onun duasının müstecâb olmasını sağlamaktadır. İşte yukarıdaki hadiste zikri geçen üç grup insanın yapacağı duaların müstecâb olmasının nedeni de bu hâllerde yapılan duaların samimi ve içten olmasıdır.

Hadiste duasının müstecâb olduğu zikredilen üç sınıftan ilki mazlumdur. Mazlum; baskı ve zulüm altında ezilen, haksızlığa uğrayan, hakkı gasp edilen kişi demektir. Uğradığı haksızlık karşısında yapacak bir şeyi kalmayan mazlum kişi, Yüce Allah’a hâlini açar ve kendisine zulmeden, haksızlık yapan kişiyi tabir-i caizse Allah’a şikâyet eder. Yüce Allah da kendisine canıgönülden sığınan bu kulunu geri çevirmez ve duasına icabet eder.

Hadiste zikri geçen ikinci grup ise yolcu olan kişilerdir. Yolculuk ile kişi, vatanından ayrılarak gurbete gider, pek çok meşakkate katlanır, yorgunluk, uykusuzluk gibi insanın acziyetini ortaya çıkaran hâllere maruz kalır. Böyle bir hâlde iken Müslüman bu acziyetini itiraf ederek Yüce Allah’a ellerini açar, dua ve niyazda bulunur. Yüce Allah da samimi bir şekilde kendisine yönelip dua kapısını çalan bu kulunu boş göndermez.

Hadis-i şerifte zikri geçen ve duası müstecâb olarak nitelenen son grup ise anne babadır. Her ne kadar hadiste geçen “vâlid” kelimesinin “baba” olduğu ifade edilse de annenin de “vâlid” kelimesinin kapsamına girdiği söylenmiştir. Bazı muhaddisler, bu hadiste “vâlid” kelimesinin baba anlamında olduğunu; ancak anne hakkının baba hakkına göre daha fazla olması hasebiyle söz konusu kavramın kapsamına annenin evleviyetle dâhil olacağını ifade etmişlerdir.

Çocuklarının dünyaya gelmesi, büyümesi ve yetişmesinde büyük emek sarf eden, gece gündüz demeden çabalayan anne babalar, onları büyüyünceye kadar kollarında, bir ömür boyu da yüreklerinde taşırlar. Çoğu kez onların hastalık ve sıkıntıları yanında kendi hastalık ve sıkıntılarını görmezden gelirler; meşhur ifadeyle “Yemeyip yedirirler, giymeyip giydirirler.” Evlatlarının her daim iyiliklerle ve hayırlarla karşılaşmaları; her türlü kötülükten ve günahtan uzak olmaları arzusuyla yanıp tutuşurlar. İşte bundan dolayı anne babalar, kendi kanlarından, canlarından bir parça olan evlatları için dua edecekleri zaman canıgönülden dua ederler. İşte, Peygamber’imizin (s.a.s.) yukarıda zikredilen hadis-i şerifinde, Yüce Allah’ın böyle bir arzu ve iştiyakla kendisinden talepte bulunan anne ve babaların isteğine kesinlikle icabet edeceği bildirilmektedir.

Müstecâb dualar arasında anne babanın duasının yer almasının bir diğer hikmeti de anne baba hakkının/hatırının Allah hakkından/hatırından hemen sonra gelmesidir. Nitekim “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın…” (Nisâ, 4/36); “…(İşte bunun için) insana şöyle emrettik: Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” (Lokmân, 31/14) ayetlerinde ve Hz. Peygamber’in “Rabbin hoşnutluğu anne babanın hoşnutluğuna bağlıdır. Rabbin öfkesi ise, anne babanın öfkesine bağlıdır.” (Tirmizî, Birr, 3) sözünde bu hakikat açıkça görülmektedir. Buna göre, anne babaya iyi davranmak, Allah’a ortak koşmama emrinden hemen sonra gelmekte; anne babaya şükranların sunulması Allah’a şükretmekle beraber zikredilmekte ve Allah’ın rızası ve öfkesi anne babanın rızası ve öfkesine bağlanmaktadır. Dolayısıyla Yüce Allah nezdinde böyle bir ayrıcalıklı konuma sahip oldukları için anne babaların, evlatları hakkında yapacakları dualar, geri çevrilmeyen dualar kategorisinde yerini almıştır.

Öyleyse, anne babalarını her daim razı edip onların hayır dualarını almak, onları üzecek ve sıkıntıya sokacak her türlü davranıştan uzak durmak ve onları, kendilerini cennete ulaştıracak bir vesile olarak kabul etmek evlatların en temel vazifesi olmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) “Ana ve babasına veya onlardan birine yaşlılıklarında yetişip de (onlara hizmet ederek) cennete giremeyen kimsenin burnu yerde sürülsün (Allah müstahakını versin)” (Müslim, Birr, 9) buyurarak anne babaların, çocuklarını cennete ulaştıracak bir vesile olduklarını açıkça ifade etmiştir.

 Halil Kılıç

Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

  

Yorumlar