Bulgur Pilavı

 

12 Ocak 2026 15:33
Bulgur Pilavı

 

Bulgur Pilavı

Mutfakta gün henüz yeni doğuyordu. Güneşin narin ışıkları, pencere perdesinin arasından sızarak mutfak tezgâhında yumuşak sarı bir perde gibi yayılıyordu. Gece boyunca sessizliğe bürünen tencereler, kaşıklar, baharatlıklar ve o her zamanki gururuyla kendini ortada sergileyen Salça kavanozu, sabahın ilk nefesiyle uyanıyor gibiydiler.

Raflarda asılı duran kepçeler bile uykulu bir sarkma ile esniyor gibiydi.

Ocakta duran Kazan, sabrı tüketmiş bir haldeydi; içinde kaynayan bir öfke değilse de, öncesinden kalma bir iç sıkıntısı vardı elbet. Hayr olsun bakalım.

Güneş ışığı tam da onun paslı kulpuna vurduğunda, bir anda dile geldi:

“Yeter artık! Hey Salça! Bütün yemeklerin başına geçmek zorunda mısın?”

Bu söz, mutfağın içinde yankılandı. Bardaklar bile dolaptaki yerinde tedirgince titredi. Sessizlik bir anda Kazan’ın bu bağırması ile bozulmuştu. Ne olmuştu. İsyan’ın ayak sesleri mi! Neyin haberi ola ki!

 Kavanozdaki Salça ise her zamanki sakin ve kendinden emin duruşunu hiç bozmadı. Üzerindeki etiketi biraz kabarmıştı ama içindeki kıvam ve renk özgüvenini yitirmemişti.

Mutfakta her sabah böyle başlamazdı. Ama o sabah, biriken dertlerin gün yüzüne çıkacağı sabah gibiydi

Salça buruş buruş yüzünü gerdi, kapağını sola doğu çevirdi ve tıngırdatarak:

Hayırdır kardeş!! Benimle derdin ne senin… Söyler misin lütfen…

Kazan bir an yutkundu.

Salça tekrardan sordu:

Sabaha kadar karın ağrısı mı çektin Kazan kardeş. Derdini söyle de bilelim!

Her yemeğe Salça olmandan bıktım kardeş.. yeter artık!

Sen olmadan yemek olmaz, kabul… Ama ben olmazsam da renk olmaz, tat olmaz, ruh olmaz! Herkese ‘Ana malzeme’ gibi davranıyorsun Kazan kardeş!” dedi Salça…

Tartışma büyüsün istemeyen Kepçe araya girdi.

Yine mi başladığınız arkadaşlar! Dünde Makarna üzerinden tartıştınız. Bir yemeğin güzel olmasında herkesin katkısı var. Niye bu tartışma!

Salça araya girdi:

Ben ucuz ürünleri lükse çeviriyorum. Yenilmeyecek kadar kötü de olsa o yemeği yediyorum herkese.

Makarna dolaptan atladı tartışmanın ortasına:

Salça kardeş bizi ucuz görme… Ayıp oluyor.  Hadi önceden kıyma ve sucuk ile pişerdim de.. neyse..

Kazan’dan laf geldi tartışmanın  tam ortasına: Kepçe kardeşim seni severim bilirsin. Ayrılmaz ikiliyiz.. bizi bilen bilir. Benim derdim Salça’nın şahsına değil. Bibere saygısızlık olmasın.   Sanki bulunmaz Hint Kumaşı gibi tavır sergilemesine. Altı üstü Salça!

Düzgün konuş benimle! altı üstü ne demek… dedi Salça..

Kepçe tekrardan girdi araya: arkadaşlar lütfen! Ayıp oluyor… Bakın burada bir çok emekçi ve yurttaş kardeşlerimiz var. Onlar bir şey demiyor size  ne oluyor ki sabahın ilk ışığında tartışmaya başlıyorsunuz..

Devamla sordu Kazan kardeşe: söyle dostum. Derdin nedir! seni dinleyelim. Sorunu çözelim birlikte!

Bardak, Tepsi, Sürahi, çatal, kaşık, bıçak ve karşı tarafta yan yana kavanozların dibinde kalmış Az Mercimek, Az Kuru Fasulye, Az Nohut, Az Şeker, Az Tuz  ile masanın altındaki örtünün arasından bakan Az yağ oluşan yurttaş kardeşler kendi aralarında fısıldaştı. Sabahın mahmurluğu ile bu tartışmanın nereden başladığını anlamaya çalışıyorlardı.

Göbek Marol kıkırdayarak, Az Patates ve Az Soğan’a seslendi “Biz karışmayalım, bu kavga yüzünden sofranın bereketi kaçmasın!” dedi.

Tuz bir köşeden atıldı:

Ben az olsam da yemek tatsız olur, çok olsam yenmez olur. Ölçü önemli dostlar. Kimse tek başına bir şey değil.

Şeker oradan elinin  tersi ile yapıştırdı Tuz’a : Kes sesini!  bir tutam aklınla konuşma… Beni de kimse almıyor bardağına, ben sesimi çıkarıyor muyum..  Büyüklerin  işine karışmayalım. Kim güçlü ise onun yanında oluruz ve birlikte güçlü oluruz, mutfağın kuralı bu unutma…

Karabiber şekere dönerek başını salladı:

-Doğru. Birlikte pişince hem güçlü hem de güzel oluyoruz. Kazan ne kadar büyük olursa olsun, içi boşsa salçanın bile bir anlamı ve tadı olmuyor. Yemeğe lezzet veren sadece baharatlar değildir. Sebzelerin doğal olması, mutfağın bereketli olması, ürünlerin kaliteli olması, yağın şekerin bol olması, tüm kardeşlerin mutlu ve huzurlu olması…. Sı.. sı… sı….

Şeker hemen Karabiber’e dönerek: içimi kararttın yeter sus.. izle  şunları..

Ve Kazan dile geldi. Sabahtan  akşama  kadar ben çalışıyorum. Yeri geliyor soğukta, yeri geliyor kızgın ateşte. Sen şahitsin Kepçe kardeş. Ama gel gör ki bu mutfakta kendini nimetten sananlar var. Ben olmaz isem şu olmaz, yok bensiz olmaz bıdı bıdı bıdı… yeter artık! yoruldum. Önceden gürül gürül pişerdim. İçimde herkesi taşırdım. Şimdi herşey bir tutam  olmuş. koskoca gövdemle küçük porsiyonlar çıkarıyorum. Kimse beni düşünmüyor. Az porsiyon olunca salça da az olur. Diğerleri de… Ama ben hep aynıyım. Onlar küçülür ben yine aynısıyım. Sen şahitsin kepçe kardeş. Porsiyon küçülse de biz yine aynı değil miyiz.  Söyle lütfen.

Kepçe kepçesini kaldırdı, son sözü söyledi: “Hadi barışın artık! Akşama bulgur pilavı var. Sen olmadan Kazan, Kazan olmuyor; sen olmadan da Salça, sadece Salça oluyor.”

Kazan biraz buharlandı, Salça kapağını gevşetti… Sonra birlikte gülümsediler.

“Tamam,” dedi Kazan, “birbirimizi tamamlıyoruz, bunu unutmamalıyız.”

Ve mutfağın içi huzur doldu. Herkes görev başına geçti. Tepsi servise hazırlandı, Bardaklar suyla doldu. Mutfak her zamanki gibi barış içinde ve kardeşlik içinde emekçiliğine devam etti.

Tuz oradan atladı: ne oldu şimdi Şeker kardeş.. kim haklı kim haksız anlamadım ben… bu tartışmaya nereye gitti.

Şeker Tuz’a döndü: !Yeter artık! Kokmana ramak kaldı…

Mehmet Ali Reçper

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.