Yeryüzünün İmarı ve İnşasında “Ben de Varım” Diyen Evlatlar Yetiştirmek

Popüler Haber

  /   261   /   11 Mayıs 2018, Cuma

 Yazdır

  

 

Saygısız, anne-babasına lakayt tavırlar sergileyen birçok çocuğun bu davranışlarının altında eleştirilmek, azarlanmak ve baskı yatar. Onun için gerek tesettürün, gerekse de ibadetlerin alıştırılma safhasında nefret ettirici olmak da vardır, sevdirmek de…

Çocuk, annenin dindarlığının derecesini gösteren bir terazidir. Aynı zamanda bir kadının Allah’la olan bağını; dünyayı mı ahireti mi öne aldığını öğrenmek isteyenin onun çocuklarına bakması yeterlidir. Annedeki tüm sevgiler, ihtiraslar, hedef ve arzular çocuğa yansır. Anne İslam’ın edebiyatını mı yapıyor, yoksa gerçekten İslam’ı yaşamayı ve çocuklarını cehennemden kurtarmayı mı dert edinmiş? Bunun en somut örneği kendi evladıdır. 

Yine Müslüman bir kadının ahlakının, içindeki duygularının dışa vurumudur, kendi çocuğu. Çocuk, ailenin haleti ruhiyesini gerçek manada ortaya çıkartan ve tüm maskelerden soyutlanmış halidir. Özellikle annenin kin, nefret, tevazu, eleştiri odaklı oluşu, kibir ve dünya sevgisi gibi özelliklerinin hepsi çocuklarına geçer. Birçok anne bunu kabul etmese de kendisini her yönlü tahlil edebileceği bir aynaya baktığında çocuğunun bir ruh ikizi olduğunu fark edecektir. 

Birçok İslami çalışmaların içerisinde olan anne; kendisinin hayırlı bir işe odaklı olduğu halde çocuğunun neden dindar olmadığına veya İslam’a meyilsizliğine şaşar. Hâlbuki çocuğu onun İslami çalışmalarındaki kaliteyi de ortaya çıkartır. Gerçekten İslam’ı her şeyin önüne mi almış, yoksa sırf vicdanını rahatlatıp “Ben hayırlı uğraşılar içerisindeyim” diyebilmek için mi bir takım işleri üstlenmiş? 

Birçok insan üstlendiği işleri henüz gaye bile edinmeden, sırf görev olsun diye üstlenebiliyor. İşin manevi şuur boyutunu ihmal edebiliyor. Hedefinin ne olması gerektiğini henüz kavramadan hareket edebiliyor. Böylece şekilde kalan ve ruhsuz yapılan ameller aile hayatına da yansımıyor ve bir anlam kazandırmıyor. Hayırlı çalışmaların ve ibadetlerin şuur-bilinç boyutunu ihmal eden kişinin yaptığı çalışmaların kalitesini artırma gibi bir derdi de olmuyor. Üstten, yüzeysel, henüz tam manasıyla sahiplenilmemiş olan çalışmalarla dünyayı çok rahat ahiretin önüne alabiliyor. Dünyalık işlerine bir namazdan dahi daha fazla özenebiliyor. Böylece şekilde kalan, manaya, öze inmeyen ameller ve çalışmalar ruhu doyuma ulaştırmadığından ailedeki bireyleri İslami kimliğe de kavuşturmuyor. Bunun en belirgin yansıması da çocuklarda görülüyor. Anne nasıl bir çalışmanın içerisinde, çocuk ise nasıl bir ahlak içerisinde? Anne neyle uğraşıyor, çocuk neyle uğraşıyor? İşte, yaptığımız çalışmalardaki kaliteyi, İslam dinine verdiğimiz önemi gerçekten öğrenmek istiyorsak çocuklarımızı bir seyredelim. Onlar bizim içimizin de dindarlığımızın da birer yansımasıdırlar. 

Müslüman bir annenin çocuklarına karşı gerçek manada sorumluluklarını yapıp yapmadığını anlaması için kendisine şu soruları sorması gerekir: 

“Çocuğuma gerçekten Allah’ı sevdiriyor muyum?” 

“Çocuklarımı eğitme konusunu gerçekten önemsiyor muyum ve dert ediniyor muyum?”

“Çocuklarımın Allah’ın emirlerine uyması ve yasaklarından sakınması konusunda gereken gayreti gösteriyor muyum?” 

Bu soruların cevabını olumlu veren annelerin çocukları İslam âlemine faydalı birer davetçi, muvahhit ve şecaat sahibi önderler olacaklardır. Şu yeryüzünün İslam’la imarına ve inşasına katkıda bulunmak için “Ben de varım” diyecekler. Yürekleri İslam davası için atacak, niyetleri rızayı İlahi olacak. Gözyaşlarını kendi akranları gibi, elde edemediklerine, boş laflara akıtmayıp; İnsanların inançsızlıklarına akıtacaklar. Ümmetin kurtuluşu için dua edip yürekleri Müslümanların acılarına yanacak. Üç kuruşun bile hesabını iyi yapıp; dünyanın geçici nimetlerine karşı hadlerini bilecekler. 

Ama henüz kafasında soruların cevapları netleşmeyen; çocuğuna ne yedireceği, ne giydireceği, ne zaman acıktığı konusunu daha fazla dert edinen; hayatının merkezine daha iki karışken çocuğunu oturtan, sırf o hasta olmasın diye üzerine düşen vazifeleri bile tam olarak yapmayan; ona hizmet etmekten, hoşnut etmekten iki satır bile bir şey okumayan anneler ise kısa bir süre sonra çocuklarını doğurduklarına isyan edeceklerdir. 

Daha yürümeye başladıklarında bile yaka çırpıp; onlara tahammül edemeyeceklerdir. Onlara dünyalık arzularını ertelemeyi öğretmediklerinden; bir süre sonra dizginlemeye çalıştıklarında iş işten geçmiş olacak. Çünkü her istediği alınan, her yiyeceği, içeceği çok kolay elde eden çocuklar hem nankör, hem şükürsüz hem de nefsinin ve keyfinin kölesi haline gelecektir. Anne tarafından nefis putuna adak olarak adanan, köle haline gelen çocukların İslami şahsiyete sahip olması maalesef pek mümkün olmuyor. Bunun örneklerini fazlaca ailelerde görüyoruz. 

Çocuğunun nefsini frenleyemeyen, bakkal eşyalarından bir türlü kopartamayan, TV’yi kapatmaya gücü yetmeyen, bilgisayarın önünden kaldırmakta güçlük çeken, namazı zorla kıldıran, kız çocuklarını tam olarak tesettüre kavuşturamayan, onların sivri dillerine, bananeciliklerine katlanamayan aileleri… 

Bu nedenle bir anne için hiçbir iş çocuğunu Allah’ı razı edecek bir kul olarak eğitmesinden daha önemli olmamalıdır. Allah sevgisi ve korkusu yerleştirilmeyen bir çocuğu ne anne ne de baba frenleyebilir. Yapılan araştırmalara göre bir anne çocuğunu eğitmede 100 öğretmen gücüne sahiptir. Fakat maalesef anneler eğitme işini önemsemediklerinden ve yanlış yöntemler kullandıklarından başaramayıp; bizzat bu konuda çocuklarını suçluyorlar. Çocukları büyüdüğünde Allah’ın emirlerini yapma konusunda bu kez baskı ve zorbalık yaptıklarından onları ya Allah’tan uzaklaştırıyorlar ya da taklitçi bir kimliğe büründürüyorlar. Özellikle birçok İslami bilince sahip aile kız çocuğunun örtünmesi konusunda ciddi sorunlar yaşıyor. 

Çocuklara İslami bilinç kazandırma, kız çocuklarını tesettüre hazırlama aşamalarını ve izlenecek yolu sıralarsak: 

1-Alt Yapı Oluşturmak 

Yüce Rabbimizin indirdiği Kur’an’ın ilk ayetlerine bir baktığımızda insanı eğitmedeki metodun ilk basamağı karşımıza çıkar. Şuur ve bilinç vererek aklı ikna etmek; kalbi, emirlerin ve nehiylerin kabulüne hazırlamak… Yüce Rabbimiz kendi varlığının delilleri üzerinden bilgi verirken insana o bilgi üzerinden kafa yordurup; bilgiyi içselleştirmesini, sindirmesini sağlar. Kul, Allah’ın gücü ve kudreti karşısında kendi aczinin ve fakrının farkına varır. 

Kur’an hazır bilgi vermekten çok bilgi üzerinden düşünmeye sevk eder. Hatta birçok ayet “Ne kadar da az düşünüyorsunuz, düşünen insanlar için bunda ibretler vardır” kelamlarıyla sona erer. Rabbimiz insana bu şekilde şuur verip; alt yapı oluşturmadan bilginin uygulanmasını istemez. Önce varlığının, gücünün ve kudretinin delillerini kâinat ayetleriyle sunar, yaradılış gerçeğinin farkına vardırır. Böylece kalbi ikna edip aklı doyuma ulaştırır. Ardından insan için belirlediği hudutları ortaya koyar. İşte o zaman tam anlamıyla bir teslimiyet oluşup, kul “Semi’na ve ata’ne, ğufraneke Rabbena ve ileykel masir”in sırrına erer. 

Böylece bilinçli ve şuurlu yapılan ameller şekilcilikten, zorbalıktan, gösterişten, hatırcılıktan uzak olur. Onun için bir anne evladını gözü ile gördükleri üzerinden düşündürüp; Rabbinin gücü ve kudreti karşısında düşünmesini ve hayret etmesini sağlamalıdır. Faydalandığı her nimetteki kudret elini çocuğuna fark ettirme işini her gün yapmalıdır. Ancak bu şekilde evladını Allah’ın emrine teslim olmaya hazırlamış olur. 

Üstelik Rabbimiz insanın fıtratına bilgi kodlamıştır. O bilgiler ancak İslami bir eğitim ve terbiye ile ortaya çıkıp gelişir. Doğru bir İslami eğitim ile insanda potansiyel halinde uyuyan o bilgiler açığa çıkar ve dallanıp budaklanır. Bunun için de aklın doyuma ulaşması gerekir. 

Fakat çocukların zihinlerine bir yandan medyada; diğer yandan okullarda (haşa) “Allah’sız”lık üzerine oturtulmuş necis bilgiler verildiğinden, zihinlerinden temiz bilgi üretemiyorlar. Çocukların kirletilen zihinleri hakkı, doğruyu, emir ve nehiyleri hemen kavrayamayacak kadar karartılıyor. Sahih düşünemiyorlar, ayırt edemiyorlar. Çünkü beyinleri necaset kaynıyor. O yüzden aklı her gün tertemiz bilgileri vererek necasetten taharet yapmak bir annenin vazifesidir. Daha bebeklikten itibaren çocuğunu tefekkür ettiren, aklını doyuran anne çocuklarının teslimiyeti noktasında sıkıntı çekmeyecektir. 

Rabbimiz, İbrahim Suresi’nde (6-7-8) “Ey Musa kavmine de ki, eğer karanlıklardan aydınlığa çıkmak istiyorlarsa onlara verdiğim nimetleri hatırlasınlar” buyuruyor. Nimetleri düşünmek zihindeki tüm necasetleri, pislikleri temizleyip nurlandırır, kulu istikamet üzere eyler. Çünkü acziyetini fark ettirip, Rabbine karşı mahcubiyet oluşturur. 

Çocuğa hazır bilgi verip uygulamaya zorlamak ise akleden kalbi ikna etmediği için onu taklide veya isyana zorlar. Örneğin çocuğa neden namaz kılması gerektiğini aşılamadan, daha Rabbini sevdirmeden direk namaz kılmasını söylemek gibi. Taklit insanın yaradılışına aykırıdır. Taklit üzere uygulanan emirler insana külfet olur. Daha alt yapı oluşturmadan kız çocuğundan tesettüre bürünmesini istemek de onda külfete dönüşür. Örtünse de örtüsü şekilde kalır. 

2-“Daha erkendir” Düşüncesine Kapılmamak 

Birçok anne, kız çocuğunu çok uçuk kıyafetler giymeye alıştırıp hayâ ve edebini muhafaza edeceği bir giyim tarzından uzaklaştırıyor. Böylece yoğun hayâ ile doğan kız çocuğunun yavaş yavaş hayâsını çalıyor. Dar pantolonlar, mini etekler, askılı kıyafetlerle çocuğu teşhir ettiği için; ona gösteriş ve kendisini sergileme düşünceleri aşılamış oluyor. Bu defa daha küçük yaşlarda nasıl göründüğüne odaklanan kız çocukları bir süre sonra tesettürü benimseyemiyorlar. Çünkü insanların dikkatlerini üzerine çekmeye odaklanıyorlar. Maalesef anneler “Bu kıyafet sana çok yakıştı, şununla daha güzel oldun, bu renk yakışmadı” gibi söylemlerle kızlarının bilincini kirletip; onu hep giydikleriyle başkalarının üzerinde bırakacağı etkiye adıyor. Birçok anne “Her şeyi daha küçükken giysin, içinde kalmasın” gibi çok yanlış düşünceler taşıyor. Demek ki annenin içinde daha cahiliyeden kalma ve dikkatleri üzerine çekmeyi isteme düşünceleri kalmış, bunu da kızına giydirdikleriyle tatmin etmeye çalışıyor. Hâlbuki çarşaflı veya pardösülü bir annenin yanına pantolonlu, taytlı bir kız çocuğu ne derece yakışır!? 

Bu durum annenin henüz çocuğunu eğitmenin ve Müslüman bir şahsiyete sahip olmasının derdini gütmediğini, önemsemediğini gösterir. Tesettürlü anne modern sistemlerin moda adı altında sunduğu bunca kepazeliklere bir “La” derken ve onların giyim tarzıyla savaşırken; kendi evladına modayı sevdirmesi garip değil mi? İşte bu durum annenin henüz giydiği tesettürün bilincine eremediğinin de bir ispatı değil midir? Allah’ın tesettürle verdiği makamın anlamını idrak edememek, tesettürün ruhunu öldürmek, O sonsuz Nur’un emrini şuursuz, bilinçsiz, içi boş bir şekilde yapmak değil midir? Müslüman bir kadın, çocuklarını daha küçükken Allah’ın emirlerini yapmaya alıştırılmalı ve erken olduğu düşüncelerinin vereceği zararları gözden kaçırmamalıdır. 

3-Mükemmelliyetçilik Beklememek 

Birçok anne çocuğuna bir şeyler öğrettiği zaman hemen uygulamaya geçmesini ve devamlılığını bekliyor. Bu mümkün değildir. İnsanların kalplerinin her an kirletildiği, kalplerin daldan dala konduğu ve devamlı temizlenmesi gerektiği bir dönemde çocuğun istikrarlı olmasını beklemek yanlıştır. Yüksek beklentiler içerisinde olan aileler devamlı hayal kırıklığına uğrarlar. Her insan Allah’ın kendisinden bir kul olarak istediği şeyleri gücü nispetinde yapar. Fikir olgunlaştıkça gün geçtikçe ortaya daha güzeli çıkar. Onun için aileler çocuktan mükemmeliyet beklemek yerine yaptığı kaçamakları, kaytarmaları görmezden gelmelidirler. Kızlarına tesettür bilinci verirken de sonuçları sabırla beklemeli ve dayatmacı olmamalıdırlar. 

4-İyi sonuç Alamayınca Eleştirmemek, Küçük Düşürmemek, Baskı Yapmamak ve Merhametli Olmak 

Eleştiri insandaki ateşi ortaya çıkartır. Beğenilmeme duygusu yüklediği için insanın kendisine olan saygısını yitirmesini sağlar. Bir çocuk gün geçtikçe ailesinin kendisi hakkında en çok yaptığı tanımlamaya benzemeye başlar. Ergenliğe kadar tam olarak o tanımlamaların kalıbına oturmuş olur. Kendisine kendisi hakkında sürekli olumsuzlukları söylenen kişinin beyninin olumsuz yönü çalıştığından kendisini iyi hissetmez, özgüveni yok olur ve insan onuruna yakışmayan davranışlar sergiler. Kişiliği aile tarafından zarar gördüğünden irade hâkimiyetini kaybeder. Hatalarının farkına varsa dahi o hatalardan kurtulma cesaretini kaybeder. Dolayısıyla ailesinin yönlendirmelerine de asla açık olmaz. Çünkü devamlı eleştirilmekten, azarlanmaktan dolayı iletişimdeki tüm kapılar kapanmıştır. 

Saygısız, anne-babasına lakayt tavırlar sergileyen birçok çocuğun bu davranışlarının altında eleştirilmek, azarlanmak ve baskı yatar. Onun için gerek tesettürün, gerekse de ibadetlerin alıştırılma safhasında nefret ettirici olmak da vardır, sevdirmek de… 

O tertemiz fıtratta yaratılan çocuğun fıtratına yapılan her olumsuz müdahale onun Allah’la olan bağına zarar verdiğinden dolayı özellikle anneler çocuklarının ahiretinden vebal altındadır. Birçok anne “Biz gerekeni yaptık, ama yine de yola gelmedi” deyip, bilinçli veya bilinçsiz kendi kendisini aklamaya çalışsa da ortaya çıkan sonuçtan sorumludur. 

Üstelik Allah’ın insanı eğitmesinin temelinde insana olan merhameti yatar. Kur’an’daki eğitimin temeli şefkattir. Rahman Suresi de bunun bir delilidir. “O Rahmandır -Dünyada mümin kâfir ayırt etmeden merhamet ve şefkat gösterendir- (Eğer O’nun kimliğini merak ediyorsan) İnsana bilmediğini öğreten, yaratan ve kendisini ifade etme kabiliyetli verendir.” ( Rahman / 1-4) 

Rahman Suresi’nde Allah’ın kuluna ilim öğretmesi ve eğitmesi ile ilgili bölüme Rahman ismiyle giriliyor. Çünkü eğitim ve öğretimin temeline Rabbimiz merhameti oturtmuştur. Onun insanı eğitmeyi istemesinin altında da sonsuz merhameti vardır. Kulunu sorumlu tutmadan önce şefkatle eğiten ve sorumluluklara hazırlayandır. 

Yine Rahman Suresi’nde Rabbimizin insanı eğitmesi insanı yaratmasından önce gelmektedir. Bu durum gösteriyor ki insanı insan yapan onun Rahmani bir eğitim tezgâhından geçmesidir. İnsana öğrenme yeteneği vermeseydi insan insan olmayacaktı. Bir anne çocuğunu şefkatle, onun cehenneme girmesinden korkarak talim ve terbiye etmelidir. 

5-Değer Vermek, Önemsemek, Ciddiye Almak 

İnsan kendisini değerli hissettiği ortamda tam bir uyum içinde olur. Davranışları değeri oranında gelişir. İnsanın çocuğuna değerli bir insanmış gibi muamele etmesi etrafında fır fır dönüp her daim ona hizmet etmesi demek değildir. Onunla olan diyaloğuna kalite kazandırması, konuştuğunda dinlemesi, söylediklerini önemsemesi, yaşının getirdiği ruh halini hesaba katmasıdır. 

Bir gün Allah Resulü (SAV) mescitte hutbe verirken hutbeyi yarıda kesip minberden iner ve kendisini merakla dinleyen sahabeler gözlerini ondan ayırmazlarken; O kalabalığı yararak kapıya doğru yönelir. Kapıda duran ve düğmesini ters iliklemiş olan çocuğun iliklerini düzelttikten sonra minbere dönüp hutbeye kaldığı yerden devam eder. Onun bu davranışı çocuğa verilmesi gereken değere işaret eder. 

Yine Allah Resulü (SAV) çocukların anlattıklarını dinlerken, mimikleriyle onların anlattıklarını ne kadar önemsediğini belli etmiştir. 

Güzel sözler kalpte yol yapar. İnsanın yüreğinde olumlu duygular oluşturur. Ruhu son derece okşayıp insanın kalbini avuçların içerisine alır. Zorbalık ifade eden sözler, telkinler ise insanın yüreğini sıkar, acıtır. 

Gönülden gelen sözler insanın iç dünyasına ok gibi tesir eder. Fakat buz gibi bir bakışla söylenmiş olan yalın sözler vaaz olarak devreye girse bile insanı ıslah, ihya ve inşa etmeye yaramaz. Bu şekilde eğitim tezgâhına alınan insan olgunlaşmaz, yetişmez. 

Her peygamber insanların tepkilerine göre usul ve metot ortaya koymuştur. Böylece insanların ıslahına ve fıtratında yapısal olarak bulunan güzelliklerin ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır. İnsanların zihinlerindeki kiri, pası böylelikle temizlemişlerdir. Her insan aynı metotla ve yaklaşımla eğitilemez. Onun için her anne, çocuklarının fıtratındaki farklılıkları hesaba katarak hareket etmelidir. Çocuklarına İslami şahsiyet kazandırmak, yalnızca Allah’a kul yapmak için usul ve yöntemler keşfetmelidir. 

Fabrikalar temizlik ürünlerini marketlere yetiştirebilmek için vardiyalı işçi çalıştırıyorlar. Bizler de gerek çocuklarımızın, gerekse de insanlarımızın manevi kirlerini temizleyip Allah’ın tertemiz emirlerini nakşetmek için usul ve yöntemler keşfetmeliyiz. 

 





  

Yorumlar