Duygu Sömürüsü - İnsan Kullanma Sanatı

Popüler Haber

  /   198   /   16 Mayıs 2018, Çarşamba

 Yazdır

  

 

Duygu sömürüsü yapan kadınlar, kendilerini bir olayın içinden çok kolay sıyıracak yöntemler keşfederler. Bir olayı çok farklı pozisyona getirebilirler. Aslında bu bir ikiyüzlülüktür. Kadın eğer farkında olarak ve olmayarak böyle bir ahlak edinmişse bu ahlak onun tabiatıyla iyice özleşir.

“Sevseydin yapardın! Ben ne zaman senin umurunda oldum ki?”
“Yaptığın yanlışlar yüzünden hastalıklara kaldım. Bana yaptıklarının cezasını sen de göresin.” 
“Böyle yapmaya devam edeceksen bir gün seni terk edeceğim.”
“Bir gün senin kahrından öleceğim.”
“Şunu bilmiş olasın ki sana hakkım asla helal değil.”
“Dert çeke çeke dert küpü oldum.”
“Sen sürekli şunu şunu yaptığın için ben de üzülüp, hastalanıyorum.” 

Bu sözler, eşine ve çocuklarına duygu sömürüsü yapan kadınların devamlı kullandıkları kelimelerdir. 

Asıl adı “duygusal şantaj” olan duygu sömürüsü, aslında doğrudan ya da dolaylı olarak insanı kullanma sanatıdır. İnsanlara suçluluk duygusu yükleyerek istediğini düşündürme, ona istediği şeyleri yaptırma sanatıdır. Birçok kadın, bu yöntemle eşine ve çocuklarına istediğini yaptıracağını ve hizaya getireceğini zanneder. 

Duygu sömürüsü yapan kadınlar, eşi ve çocuklarına yükledikleri suçluluk duygusuyla onların üzerlerinde psikolojik bir baskı uygular. Bu şekilde duygusal baskı uygulanan çocuklarda ileriki dönemlerde kişilik sorunları görülür. Yoğun bir duygu yükü ile kendisini suçlu hisseden çocuklar, devamlı kendisinden dolayı annesine bir şey olacağını veya annesinin öleceğini düşünürler. Bazen bu düşüncelerle huzursuz hale gelip, ağlarlar. Annelerinin kendilerine yaşattığı yoğun vicdan azabı yüzünden karamsar ve endişelidirler. Hayata hep olumsuz yönden bakarlar. Bir işin sonucunu beklerken “Ben biliyorum, yine olmayacak” veya “yine başaramayacağım” düşünceleri galip gelir. Çokça keyif almaları gereken ziyaretlerden, oyun alanları ve gezilerden zevk alamayıp, hemen sıkıldıklarını söylerler. 

Duygu sömürüsü yapan anneler, çocuklarının neden bu durumda olduklarını kestiremezler, fakat çocuklarının geleceğini sırf kendi zevkleri için adım adım mahvederler. Hayata olumlu yönden bakmasını bilmeyen evlatlar yetiştirmiş olurlar. Devamlı suçluluk duygusu verilen çocuklar, içine düştükleri hatalardan dönme cesaretini kaybedip, çabuk tükenirler. Hayatları hep bir bocalamayla geçer, ama bir türlü yanlışlarından sıyrılamazlar. 

Yine hanımı devamlı bu yöntemi uygulayan erkekler, kendilerini kullanılmış hisseder. Bazıları ise huzurunun eşi tarafından yüklenen suçluluk duygusu ile kaçtığını bir türlü fark edemez. Huzursuzluğunun nedenini bulamadığı için de çözümüne ulaşamaz. Hanımını memnun etmeye çalışır; karşısına başka bir istek, yeni bir eksik, farklı bir sorun çıktığından bir türlü memnun edemez. Zaman zaman volkan gibi büyük patlamalar yaşar ve yaşatsa da kazanan yine ezildiği düşüncesini veren kadın olur. Hâlbuki onu bu duruma kadın getirmiştir. Fakat yine suçlanan, sinirlerine hâkim olamayan erkek olmuştur. 

Duygu sömürüsü yapan kadınlar, kendilerini bir olayın içinden çok kolay sıyıracak yöntemler keşfederler. Bir olayı çok farklı pozisyona getirebilirler. Aslında bu bir ikiyüzlülüktür. Kadın eğer farkında olarak ve olmayarak böyle bir ahlak edinmişse bu ahlak onun tabiatıyla iyice özleşir. Bünyesi bu günaha alışır. 

İkiyüzlülük, eğer kişi farkındalık kazanmaz ise tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır. Kişiyi kendi oyunlarına dahi inanır hale getirir. Genellikle bu ahlak, çocukluk döneminde baskı altında kalan kadınlarda görülür. Ebeveyinleri tarafından azarlanmaktan, dayak yemekten, ceza almaktan korkan çocuklar duygu sömürüsü ile olayın içinden sıyrılmaya çalışırlar. Daha sonra baskıdan dolayı bu, onlarda ahlak haline gelmeye başlar ve bu yöntemle insanları kullanmaya başlarlar. Hayatlarının her anında insanlar arasında itibarlarının sarsılması söz konusu olunca ve bir hataları gün yüzüne çıkınca duygu sömürüsü ile o itibarı korumaya çalışırlar. Evlenince de eşlerini ve çocuklarını devamlı duygu sömürüsü ile yönlendirip, istediklerini yaptırmaya çalışırlar. Bu ahlakı kendisine çözüm yolu olarak gören kadınlar, acilen kendilerini düzeltmeli ve evin içindekilerin hayatlarıyla oynamamalıdırlar. Üstelik en büyük zararı kendileri görürler. Çünkü iç huzuru elde edemezler. 

Duygu sömürüsü yapan kadınlar, merkeze kendilerini oturttuklarından, eşinin ve çocuklarının fikirlerine aldırış etmezler, önemsemezler. Onlar kendi fikirlerinin hâkimiyeti peşindedirler. Kendi keyifleri ön plandadır. Kendi arzuları, çocuklarının gereksinimlerinden ve kocalarının beklentilerinden daha önemlidir. Böyle kadınların en etkili silahları gözyaşlarıdır. Kendi isteklerinin eşinin ve çocuklarınınkinden daha önemli olduğunda ısrar ederler. Üzerlerine düşen görevleri yapmazlar ve yapmamak için hep haklı bir gerekçeleri vardır. Hatta herkes onları hoşnut etmek zorundadır. İstekleri yerine gelmediğinde mutsuzlaşır ve mutsuzlaştırırlar. Hastalığından, mutsuzluğundan eşini ve çocuklarını sorumlu tutarlar. Kendisini değerli gördüklerinden; devamlı değer görmeyi isterler. Eşlerinin ve çocuklarının kendilerini değerli hissetmesine izin vermezler. Onları değersizleştirirler. 

İnsanlar değer gördükleri yerde mutlu olurlar. Erkek en çok hürmete, ilgi ve alakaya ihtiyaç duyduğu evinde değer görmeyince, evi onun için anlamını yitirir. Evinde huzuru olmayan birçok erkek, bunalınca “Başımı alsam da hiç kimsenin olmadığı bir yere kaçsam, gitsem” diyor. Çünkü bedensel ve ruhsal olarak dinleneceği tek yer olan evinde dinlenemiyor, rahatlaması gereken yerde rahatlayamıyor. 

Duygusal şantaj yapan kadınlar bencil oldukları için “Acaba ben kocama karşı iyi bir eş olabiliyor muyum, ne gibi eksiklerim var? Kocam bana bu kadar duygu sömürüsü yapsaydı halim nasıl olurdu?” diye düşünmezler. Çocuklarını da duygusal yönden tatmin etmedikleri için ruhlarını aç bırakırlar. Çocuklar zamanla o boşluğu yanlış işlerle ve arkadaşlıklarla doldurmaya çalışır. Aç olan ruhlarını başka şeylerde doyurmaya çalışan çocuklar üzerinde artık annenin bir etkisi kalmaz hale gelir. Anne istediği kadar duygu sömürüsü yapsın, boştur. Artık kişiliklerine zarar verdiği çocuklarına hükmedemez hale gelmiştir. Kadın aynı zamanda kız çocuklarına da aynı ahlakı farkında olarak veya olmayarak aşılamış olur. 

Hâlbuki ortada çözülmesi gereken bir sorun, yapılması gereken bir şey varsa kadın, çözüm adına konuşmalı, paylaşmalıdır. Kendini acınacak bir pozisyona sokmak, çözüm değildir. Allah muhafaza ahiretini, hem de evin içindekilerin ahiretini heba edecek bir durumdur. Çünkü kendisine devamlı suçluluk duygusu yüklenen, bir türlü beğenilmeyen eşler ve çocuklar ne kadar sağlıklı bir zihne, kalbe ve bedene sahip olabilirler ki? Üstelik bu tedirginlikle hayatlarında ne kadar başarılı olabilirler? 

Birçok bayan yazdığım yazılarda hep erkeklerin tarafını tuttuğumdan şikâyetçi oluyor. Meseleye taraf tutma gözü ile bakmamalı, “yuvamdaki huzuru nasıl tesis ederim, bana düşen nedir?” anlayışı ile bakmalıdır. Amacımız aile içindeki sorunların çıkış nedenleri ve hayata yerleşmiş yanlışlar konusunda kadınlara farkındalık, bilinç kazandırmaya çalışmak ve çözüm önerilerinde bulunmaktır. 

İnanın, çevremde kocası zalim ve kötü alışkanlıkları olan kadınları gözlemlediğimde onların diğer kadınlara göre daha sabırlı ve anlayışlı olduklarını görüyorum. Sorunlarını anlatırlarken, ufak şeyleri büyüten kadınlar gibi isyan ederek, şikâyet ederek ve cesurca anlatmıyorlar. Dertleri evin merkezine oturmak da değil. Hatta geneli “Acaba kocamın hidayet olması için ne yapabilirim, ona nasıl davransam da doğru yola gelse? Bildiğiniz bir dua var mı okuyayım? Her gün secdelerde kocam için dua ediyorum. Düzelir mi acaba?” diyorlar. İnanın hazlarının, gezmenin, tozmanın, keyif ve eğlencenin peşinde değiller. Ahlaksızlık ve kötü alışkanlıkların batağına batmış olan kocalarında suçluluk duygusu oluşturmak yerine onları kurtarma peşindeler. Onları dinleyince kocaları faziletli bir yolda giden ve bu sebeple bir takım eksikleri olduğu için onlara tavır alan, kocalarının ve çocuklarının hayatını sudan sebepler yüzünden zehir eden kadınlar aklıma geliyor. Böyle kadınlar, ellerindeki nimeti fark etmek istemiyorlar. En güzeline sahipken, daha aşağısının peşindeler. Huzur için en gerekli şey olan imana sahipken; ondan gayrısının peşindeler ve onun sıkıntısını yapıyorlar. Bu kadınlar acaba aile huzuru için ne gibi fedakârlıklar yapıyorlar, ailece rızayı ilahiye kavuşabilmek için dua ediyorlar mı? 

Suçluluk duygusu ile ve baskı altında yapılan işler istekle yapılmadığından insana eziyet verir. Sıkıntılar birike birike içinden çıkılmaz bir hal almaya başlar. Duygusal şantaj altında olan insanlar git gide inceliklerini yitirirler. Güzel hasletlerini terk ederler. Kendisini değersiz hisseden insanın ruhu hastalanır. 

Erkekler bazen eşlerinden uzak düştüklerinde, kavuşmalarıyla beraber kendi değerlerini ölçmek için hanımlarına “Beni özledin mi, beni seviyor musun?” diye sorarlar. Duygu sömürüsü yapan kadınlar lafı kıvırıp, karşı tarafı şımartırım, hizaya getiremem korkusu ile sevdiklerini, özlediklerini nazlanarak söyleyip, içine “ama”yı katarak kocalarına hatalarını hatırlatırlar. Özlemin ardından yaşanan o mutluluk veren kavuşmanın tadını kocaları yönünden kaçırıp, bu hatırlatmadan dolayı keyif alırlar. Hâlbuki kadın “Sen yokken yerini hiç bir şey doldurmadı, çocuklarla beraber hep senin yokluğunu hissettik” diyebilir. Bu sözler kocasını daha fazla mutlu eder ve değer verildiğinin, önemsendiğinin farkına vardırır. 

Bazı kadınlar, fazlaca değerin kocalarını vurdumduymaz hale getirdiğini söylüyorlar. Ben buna katılmıyorum. Aksine bir insana değerli bir insanmış gibi muamele etmek, onu değerli bir insan haline getirir. Yanlışlarını o verilen değerle terk etmeye başlar. 

Yine çocuklar evden uzak bir yerlerde kaldıklarında anneleri tarafından özlenip özlenmediklerini, önemsenip önemsenmediklerini merak ederler. Bunu kendi değerlerini ölçmek için yaparlar. 

Duygu sömürüsü yapan kadınlar, hastalığı da silah olarak kullanırlar. Kocaları veya çocukları yüzünden sinirlenmekten, üzülmekten dolayı hastalandıklarını söylerler. Hatta sırf kocasını istediği hizaya getirmek için hastalık numaraları yapan, kendisine bir hastalık yapıştırmaya çalışan kadınlar da var. Doktora gittiklerinde doktor; “Senin bir şeyin yok, sorunun psikolojik olabilir” derse sinirden o hale geldiklerini söylerler. Eğer bir hastalık çıktıysa sanki ölümcül bir vakıaymış gibi abartırlar ve kocalarına adeta “Beni bundan böyle yanında taşıma, kafanda taşı” mesajını verirler. İpler hastalık nedeni ile artık daha fazla kadının eline geçmiş olur. O kocası ve çocuklarının kahrından hastalanmıştır. Daha vahim hastalıklara yakalanmaması için moralinin iyi tutulması gereklidir. Kadın bu durumdan istifade ettiği kadar istifade eder. Çocuklarına da “Siz beni üzmeye devam edin. Ölürsem anasız kalırsınız. Bak o zaman ana diye ağlarsınız” gibi sözler sarf ederler. 

Hâlbuki Allah erkeği kadının üzerine kayyum olarak tayin etmiştir. Erkek, kadın üzerinde hüküm sahibidir. Kadının fıtratının erkek tarafından hükmedilmeye, idare edilmeye, yönetilmeye ihtiyacı vardır. Bu Allah’ın dengesidir. Maalesef modern sistemin etkisi ile kadınlar yanlış yönlendirilmekte ve fıtratlarındaki bu ihtiyaç ile çatıştırılmaktadır. Bu da mutsuzluklara kapı açmaktadır. Hâlbuki topluma kaynaklık edecek olan kadına zayıf ve her şeyden etkilenen tabiatı ile yönetim yetkisi verilmemiştir. Ancak Allah Resulü (SAV)’nün hanımları ile yaptığı gibi erkeğin dara düştüğü zaman hanımı ile istişare etmesi sünnettir. Kendisi ile istişare edilen kadın kocasının yanında kendisinin bir değerinin olduğunu hissedecektir. 

Bu dünya hayatı geçicidir. Baki olan için çalışmak, orayı gaye edinmek gereklidir. Orayı gaye edinmek hayata huzur katacak tek şeydir. Bu dünyada elde edeceklerinin hesabını yapmak yerine öbür taraftaki güzellikler için çabalamalıdır. Kadın, çocuklarının ve ailesinin dünya hayatı sonrasına yatırım yapmalıdır. Gaye bu olunca böyle bir ev, meleklerin dolaştığı ev olur. Böyle bir yuvaya rahmet yağar. Aksi taktirde nefsi hoşnut etmenin peşine düşülürse bu nefis bu dünyada kendisine ne verilirse verilsin, asla doymaz. 

Huzurlu ve mutlu bir aile temennisi ile… 

  

Yorumlar