Sıkıntılardan Selamete Çıkmanın Yolu

Popüler Haber

  /   205   /   30 Mayıs 2018, Çarşamba

 Yazdır

  

İman, kalbimizde ya sultandır ya da mahkûmdur. Eğer iman, rahmani ilimler ile sulanırsa; devamlı manevi besinini alacağı için o kalpte sultan olur. Eğer iman kalpte sultan olursa; o kalbi saraya çevirir. Eğer kalbimiz saray olursa; karanlıkların içinde kalsak dahi gönlümüzde hüzünle karışık tatlı bir serinlik peyda olur.

Birbirini takip eden musibetler, insanlardan gelen sözlü ve fiili olumsuzluklar, eleştiriler, ev içinde yaşanan problemler… Ardından gelen kederler, hüzünler, ye’sler, depresyonlar, karamsarlık, asabiyet ve asık suratlılık… Ve bu pozisyona girerken; hep suçlayacak birilerini bulmak, sergilenen davranışları olumsuzluklara mal etmek. İmtihanda olunduğu bilindiği halde, gereken davranışı sergilememek… 

Unutmayalım ki insanların ağızlarından her zaman bizi hoşnut edecek cümleler çıkmaz. Çevremizdekiler her zaman olaylara bizim baktığımız gibi bakmayabilirler. İnsanlar, her olayda bizim istediğimiz gibi tepki vermeyebilirler. Evladımız, her durumda bizim istediğimiz gibi bir rol oynamayabilir… Bazen hiç ummadığımız bir taş gelip başımızı yarabilir… Hayat her zaman olumsuzluklarla doludur! Başımıza bir an sonra gelebilecek bir musibeti kestiremeyiz. İmtihan olacağımız şeyleri seçme gibi bir lüksümüz de yok şu hayatta. Ama olumsuzlukların da içinde birer rahmet ve hayır gizlidir bizler için. Bütün sıkıntılar, dertler nihayete erse bile onu farklı bir sıkıntının izlemesi çok yakındır. 

Allah’a iman eden bir müminin; olumsuzluklar karşısında kendisini dertlere boğup depresyona girmesi anormal bir durumdur. Eğer böyle bir boğulma mevcutsa bu, imanda bir takım arızalar olduğunun göstergesidir. Demek ki imanın bulunduğu yer olan kalpte; işler yolunda gitmiyor, iman doğal seyrinde hareket etmiyor. Böylece iman, oynaması gereken aktif rolü oynamıyor. Arıza ortada; vücudun manevi bağışıklık sistemi kilitlenmiş, direnç düşmüş ve zayıf kalmış. 

Peki, “Bu manevi direnci yeniden nasıl kazanacağız? İmtihanların, hayatın olumsuzluklarının üstesinden yıkılmadan nasıl geleceğiz? Takıntılardan nasıl kurtulacağız? Mutluluğa götüren yolları nasıl keşfedeceğiz?” derseniz: 

Değerli bacılar! İman, kalbimizde ya sultandır ya da mahkûmdur. Eğer iman, rahmani ilimler ile sulanırsa; devamlı manevi besinini alacağı için o kalpte sultan olur. Eğer iman kalpte sultan olursa; o kalbi saraya çevirir. Eğer kalbimiz saray olursa; karanlıkların içinde kalsak dahi gönlümüzde hüzünle karışık tatlı bir serinlik peyda olur. İbadetler lezzetli dakikalara dönüşür, tevbihler gönlümüzü coşturur. Böylece salih amellerle beslenen imanımız; üzerine düşen sorumluluğu yapıp gevşememize, takıntıların ağına düşmemize engel olur. Şeytan üzerimize vesveselerini yağdırınca, bizim manevi bağışıklık sistemimiz olduğundan vesveseyi teşhis edip diskalifiye edebiliriz. 

Böylece iman; kıvama kavuşup nafile ibadetlerle, mutluluğumuza mutluluk ekler. Bize her olumsuzluk karşısında imtihanda olduğumuzu hatırlatır. Yani iman oynaması gereken rolü oynar, pasif kalmaz. 

Peygamber kıssaları, Allah’ın azametini anlatan ayetler, kıyamet, cennet ve cehennem görüntüleri, kâinat ayetleri; farklı farklı vitaminler olup imanımızı beslerse işte o iman bize hedef tayin edici unsur olur. Duyu organlarımızı etkisi altına alıp vermemiz gereken tepkiyi belirler. “Kalk” der kalkarız, “otur” der otururuz. “Şu olayda susman gerekiyor” der susarız, “burada böyle davranmak gerekiyor” der öyle davranırız. Böylece bize kılavuzluk yapıp; şer gibi görünen olayların içindeki hayrı fark ettirir. Zorluk zamanında Rahman’ın ayetlerini hatırlatır. “Şüphesiz her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten her güçlükle beraber bir kolaylık vardır” (İnşirah 5-6) ayetleri ile bize sabrı fısıldar. 

Zorlukların, sıkıntıların içindeki kolaylığın, yardımın, sabrın, rahatlığın müjdesini verir. İmtihandaki şefkat elini, sevgiyi ve muhabbeti fark ettirir. Birden merhametin göstergesi olan sıkıntılar; Allah (cc)’la muhabbeti arttıran bir köprü oluverir. Böylece iman, kalbi; selim bir kalbe dönüştürür. Kimseye karşı intikam kazanları kaynatmaz. 

Mahşer günü Rabbimiz bizleri imanımızla hesaba çekecek. Kalbimizi yarıp imanımıza bakacak. “O gün selim bir kalp kurtulur” buyuruyor Rabbimiz. Acaba şu imtihan dünyasında musibetler ve sıkıntılar karşısında kalbimiz selim mi? İmtihanı Rabbimizden bilip sabır mı istedik; yoksa “Nasıl, ne zaman kurtulacağız” deyip hayıflandık mı? 

Çocuğumuzun devamlı ağlamasına, kocamızın işsizliğine, gelirimizin düşüklüğüne, hastalığımıza, kazaya, belaya, sağdan soldan gelen laflara, huzurumuzu kaçıran her şeye nasıl baktık, nasıl değerlendirdik? Rabbimiz, kalbimizi yarıp o gün bakacak haline… 

Nimetler bizi şükre mi götürdü, o nimetleri Allah (cc)’tan mı bildik yoksa kendimizden bilip şımardık mı? Bize verilen meziyetlerden dolayı övündük mü? Yoksa “Acaba Rabbime bana verdiği bu meziyetten dolayı nasıl şükredebilirim?” diye mi düşündük? Olaylar karşısında takındığımız tutumlar için Rabbimiz kalbimize bakacak… 

Bir gün peygamberler Hz. Âdem’e sorarlar. “Ey Âdem, Rabbimiz sana o kadar nimet verdi. Bu nimetlerin şükrünü ödemek için ne yaptın?” diye sorarlar. Hz. Âdem; “Ben o nimetlerin hepsini Rabbimden bildim” der. 

İman, ilim ile beslenmezse veya bir süre beslenip daha sonra kesinti olursa felç kalır. Hayatı yönlendiremez ve o kalbi zindana çevirir. İman, o zindana çevirdiği kalpte mahkûm olur. Her şeyden etkilenir. Olumsuzluklar karşısında kişi devamlı ye’slere boğulur, takıntılar altında ezilir. Çünkü imanı hayatına istikamet belirlemeyecek kadar zayıftır. İmanı; nerde, nasıl doğru bir davranış sergileyeceğini fısıldamayacak kadar zayıftır. Vitaminsiz kaldığında vücudun manevi bağışıklık sistemi çökmüştür. Kişi, aydınlıkların içinde bile bir ayrıntıya takılı kalır ve kendisini karanlığa mahkûm eder. Mutlu olmayı beceremez. Karşısındakinin olumlu yönlerini görmezden gelip devamlı olumsuzluklarına takılı kalır. Tavırlıdır, asık suratlıdır, asabidir, sık sık ruhsal sorunlar yaşar. Bünyesi zayıf olduğundan ayakta duracak mecali yoktur. İbadetler kişiye yük olur, külfet olur. 

Genelde vitaminsiz ve bağışıklık sistemi çökmüş olan iman, etkisini kadınlarda özellikle takıntılar olarak gösterir. Hele o gün kocasıyla bir sorun yaşadıysa; günün tamamını intikam planlarıyla geçirir. Bu, onu tuzak kurma için yöntem geliştirmeye götürür. Bocalar bocalar ama bir türlü aydınlığa çıkamaz. Çünkü iman felçtir. Nasıl ki; iki ayağı felç olan insanın ayakları onu yürütmüyorsa iman da onu yönlendiremez. Hatta yük olur. Çok bunalınca “Keşke hiç olmasaydım” dedirtir. Kişi şeytanın maskarası olup dara düşünce ölümü arzular. 

“Kişi İslami ilimler, hatta tefsir dahi okuyorsa ve halen olumsuzluklar karşısında direnci düşükse bunun nedeni ne olabilir?” derseniz: 

Değerli bacılar! Rabbimizden gelen mesajlar kıyamete kadar biz insanların sorunlarına birer reçete hükmündedir. Biz, okuduğumuz halde reçetedeki ilacı göremeyecek kadar gafil isek okumamızda metot eksikliği var demektir. Bir ayet, mesaj okurken; okuduklarımızı üzerimize almamız, tefekkür edip o bilgiyi işlememiz gerekiyor. Okuduklarımızı sırf ezber veya aktarma amaçlı okursak bizim imanımıza vitamin olmayacaktır. Bize metot ve istikamet belirlemeyecektir. 

Efendimiz (s.a.v)’e imanla beraber “oku” emri gelince, Efendimiz (s.a.v) Dar-ul Erkam okulunu kurdu. Ümmi olmalarına rağmen, sahabelerle beraber gelen her ayet üzerinde düşündüler, kafa yordular, içselleştirdiler. Dar-ul Erkam’ı; bilgi üretim, bilgi işlem merkezi haline getirdiler. Çünkü onlar anlamaya çalışarak, “Yaradan Rabbin adıyla” okuyorlardı. Kur’an da; onların yaralarına, sorunlarına merhem olacak çözümleri keşfediyor, bilgiyi güncelleştiriyorlardı. İmanları kıvam bulup onlara hedef belirliyordu. İşte Kur’an’dan bize bir mutluluk terapisi; 

“Ey Musa! Kavmine söyle eğer karanlıklardan aydınlığa çıkmak istiyorlarsa onlara verdiğim nimetleri hatırlasınlar.” 

Kur’an’daki konular (hâşâ) boşuna bizlere sunulmadı. Bütün sorunlarımıza ilaç olsun diye sunuldu. Nimeti hatırlama ne kadar da güzel bir ferahlama yöntemi! Musibetler, sıkıntılar içinde ne kadar da nurlu bir ışık! Başkalarına verilmeyen, başkaları elde etme sancıları çekerken, ellerine geçmeyen nimetlerin bizlere verildiğini düşünmek; ne kadarda şükre yaklaştıracak etkin bir çözüm! Huzura kavuşturacak bir reçete… Nimetler üzerinde düşünmek; sonsuz merhamet sahibi olan Allah’ın şefkatini, lutfünü, cömertliğini fark ettirecek bir yeti kazandırır insana… 

İşte, idrak edilerek okunan ayetlerin her biri bizler için imanımızı besleyen birer vitamindir. İmanımızı şeytanın maskarası olmaktan koruyacak olay şey ilimdir. Okuyalım bacılar! Rahman olan Allah’ın mesajlarını okuyalım. Nasıl ki zamanın eşkıyalarını, Kur’an’ın mesajları evliya yaptı ise bizler de eşkıya yönümüzü keşfedip zamanın sahabeleri olmaya çalışalım. Bütün dertlerimizin dermanı; imanımıza gerekli besinleri vermemizden geçiyor. Kur’an’ın sofrasında her gün rızıklanmayı ihmal etmeyelim… 

  

Yorumlar