İçinde Bulunduğumuz Zamanın İçindeki Hazineleri Keşfetmek

Popüler Haber

  /   218   /   25 Mayıs 2018, Cuma

 Yazdır

  

Nasıl ki bir geminin limanda durduğu oranda ömrü kısalıp, denize açıldığı oranda ömrü uzuyorsa; hayırlı uğraşılar, aksiyon, hareketlilik de insanın ömrüne bereket, sağlık, sıhhat katar...

O safi, masum çocukluk anılarıyla avunmak, çocukken elde etmek istediğimiz şeylere sahip olamamanın acısını hissetmek… 

Gençlik çağının o delicesine akan pınarını yeniden yakalamayı arzulamak, güzel anıları kirleten çirkin olayları hatırlayıp hiç yaşamamış olmayı istemek... 

Düne takılmak, dünün sıkıntılarını bugüne taşımak ve hayıflanmak… 

Doya doya yaşayamadığımızı, kıymetini bilemediğimiz o günlere dönmeyi istemek, ardından gelen pişmanlıklar ve ‘keşke’ler… 

İşte dünün problemlerine kafa yormak, etkisinden sıyrılamamak; geleceğe de kaygıyla bakmak, insanın mutluluğunu elinden alan çok önemli bir problemdir. Geçmişe ve geleceğe kaygıyla bakan kişi içinde bulunduğu şartların, güzelliklerin, nimetlerin farkına varamaz ve kıymetini bilemez. Hâlbuki içinde bulunduğumuz şimdiki zaman da, ileride anacığımız bir anı olacak. Neden bugüne güzel anılarla veda etmeyelim ki? Neden performansımızı, gücümüzü, yeteneklerimizi hüzünle kilitleyelim? 

Peki, geçmişin hatta dünün etkisinden nasıl sıyrılabiliriz? 

Rabbimiz bizleri yarattığında bizlerde binlerce duygu halk etmiştir. Sevme, sevilme, elde etme, güzeli isteme vs. gibi… Bu duygularımızın hepsi tatmin olmayı bekliyor. Bu duygular tatmin olmazsa ruhumuz aç kalıp bunalıma girer. Bugün birçok insan, sinirsel ve ruhsal hastalıklarla mücadele ediyor. Fakat baş edemiyor. İnsanlar sorunları dağ gibi gözünde büyütüyor, çabuk sıkılıyor, çabuk bunalıyor, çabuk sinirleniyor. Bunun nedeni de ruhu aç bırakmaktır. Ruh aç kalınca hem geçmişe odaklanıyor; hem de geleceğe kaygıyla bakıyor.
İşte bu duyguların tatmini ancak ibadetlerle ve hayırlı işlere odaklanmakla mümkündür. 

Kendimize bir ibadet programı yapmalı ve bizlere verilen zamanı, yetenekleri ve zihnimizi hayırlı işlere odaklamalıyız. Bu durum bizi geçmişin ve geleceğin sıkıntılarından selamete çıkartıp şimdiki zamanın güzelliklerinin farkına vardıracaktır inşallah. Böylece hayatımız daha anlamlı ve mutlu olacaktır. Yeter ki bizler hayırlı işlerle uğraşmayı ertelemeyelim. Çünkü ertelemek, zaman yiyerek beslenen bir canavardır. Bizi şeytanın oyuncağı haline getirir.
Nasıl ki akmayı bırakan bir pınarın suyu bozulursa ve o sudan içilmezse; insanın hayırlı uğraşılar edinmemesi de onun ruhunun ölmesidir. Hz. Mevlana; 

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” 

Şiiriyle sürekli aksiyon halinde olmanın, içinde bulunulan anı en güzel şekilde değerlendirmenin ve sürekli kendini geliştirmenin öneminden bahsediyor. Zihinsel, manevi ve yetenekleri bazında kendisini hayırlı yönden geliştirmeyen; hareket halinde olmayan insan akmayan pınar gibi bozulur. Çünkü tüm hayat damarları kurumuştur. İnsan, zihnini ve yüreğini ayakta tutacak manevi yoğunluktan yoksun kalınca; hazları, nefsi ve şeytan onun boğazına çöküp hayatındaki olumsuzluklara ve geçmişe odaklanmasına yol açar. Böylece hayat çekilmez olur. 

Sürgünde olan bir insan özgürlüğü elinden alındığı için ne kadar sıkıntıdaysa; ruhu şeytanın, nefsinin ve hazlarının elinde işkence gören insan da o derece sıkıntıdadır. Sürgündeki insan Hak’tan dolayı sürgündeyse bu sıkıntı onun Rahman’a miracı olurken; nefsi hazlarının ve şeytanın elinde işkence gören insan kendisini istediği kadar özgür sansın ruhu hep sürgündedir. 

Efendimiz (s.a.v) “İki günü birbirine denk olan hüsrandadır” buyurmuştur. Manevi, ilmi ve ibadi yönden; bugünü dünden daha iyi olmayanın hüsranda, zararda ve ziyanda olduğunu belirtmiştir. 

Manevi, ilmi ve ibadi ilerlemelerle beraber yeteneklerini hak yola seferber etmek; insana hiçbir şeyle elde edemeyeceği hazları tattırır. İnsan bu hazlara oturarak değil; çalışarak, çabalayarak, enerjisini hayırlı işlere odaklayarak kavuşur. Nasıl ki bir geminin limanda durduğu oranda ömrü kısalıp, denize açıldığı oranda ömrü uzuyorsa; hayırlı uğraşılar, aksiyon, hareketlilik de insanın ömrüne bereket, sağlık, sıhhat katar. 

Bazı insanlar “Okuyorum ama aklımda kalmıyor, hemen unutuyorum. Sayfa numaramı bile hatırlamıyorum” diyorlar. Hâlbuki zihin her gün okuyarak, okudukları üzerinde düşünerek, üreterek, problem çözerek canlanır. Zihin çalıştırmamaktan tembelleşip algılaması ve kayıt yapması zayıflar. Zihne ne kadar okuyarak ve ezber yaparak egzersiz yaptırırsak o derece çalışıp algılama kapasitesi artar. Sıkılıp okumayı bırakırsak, devamlı ertelersek, hele ayet ezberleri yapmazsak yavaş yavaş bilinç kaybı yaşamaya başlarız. 

Efendimiz (s.a.v) hayırlı işlerini erteleyenler için; “Erteleyenler helak oldu” buyuruyor. Peki, neden “helak olacak” demiyor da “helak oldu” diyor? 

Çünkü şuanda nefsine gücü yetmeyen, hayırlı işleri nefsine yaptıramayan insanın; işini ertelediği saat gelince de nefsine gücü yetmeyecektir. Ertelediği anda helak çukuruna kendisini zaten yuvarlamıştır. Nefsini yenmesi gerekirken kendisini onun ellerine teslim etmiştir. Nefis hiç elinde işkence ettiği insanı kolay kolay salih amel işlesin diye bırakır mı? 

O halde hemen bu nefsin, hazların ve şeytanın zulmünden sıyrılıp hayırlı işlere şimdi adapte olalım. Ve nefse; “Ey nefis eğer ben seni şimdi ezmezsem sen benim hayatımı mahvedeceksin” deyip nefsimize zorla güzel amelleri yaptıralım. Yoksa koca bir ömür erteleye erteleye heba olup gidecek. Kitaplığımızda ruhumuza ilaç olacak ve okuma ümidiyle aldığımız nice kitaplar okunmayı bekliyor. Hemen onları bir sıraya koyup günde 10 sayfa da olsa mutlaka okuyalım. 

Günlük yapmamız gereken işleri önem sırasına göre belirleyip bir program dâhilinde sıraya koyalım ve belirli vakitlere paylaştıralım. En önemli iş, ertelendiği zaman telafisi mümkün olmayan ve açığı kapatılamayan iştir. 

Örneğin; yıkanmış çamaşırı yarım saat sonra da serebiliriz. Ama Duha vakti geçince Duha namazı kılınmaz. Yemeğimizi 10 dk. sonra da hazırlayabiliriz. Ama Evvabin Namazı’nın vakti çıkınca Evvabin Namazı kılınmaz. Rabbimiz zamanın içine inci ve yakut değerinde olan ibadet vakitleri serpiştirmiştir. O vakitleri heyecanla bekleyip onların avcısı olalım. Namazlarımızı, işlerimizin arasına sıkıştırıp gelişi güzel ve alelacele kılmayalım. Namaz, kirlenmiş halının üzerini gırgırlamaktan daha önemlidir. Bize neden 20 dk. geç gırgırladığımızın hesabı sorulmayacak. Ama 20 dk. gecikmeli ve alelacele kıldığımız namazın hesabı sorulacak. Üstelik gelişi güzel yaptığımız ibadetlerden ruhumuz gerekli hazzı alamayacağı için yine hazlarımızın elinde esir olup işkence çekecek; tatmin olmayan duygularımız dolayısıyla ruhsal sorunlara kapı açacaktır. 

Hayırlı işlerimizi severek, coşkuyla, zevkle, heyecanla yapmalıyız. Yaparken gözümüz saatte, yarım kalan işimizde veya okuldaki çocuğumuzda olursa, bu durum ruhumuzun halen bazılarımızın elinde işkencede olduğunu gösterir. 

Peki, günümüzün bize yetmediğini mi düşünüyoruz? O halde uykumuzu bile programlamalıyız. Yatağa girdiğimizde ne zaman uyanacağımıza karar vermeli, uyanmayı nefsimizin, keyfimizin eline bırakmamalıyız. 

Muhammed Parisa Hz. şöyle söylüyor; “Gafil halk hayırlı işler için ‘Bugün dursun yarın başlarım’ der ve böylece kendisini aldatıp durur. Bilmez ki bugün dünün yarınıdır. Bugün ne yapmıştır ki yarın ne yapsın.” 

Efendimiz (s.a.v)’in erken kalkanlara bir duası var. “Ya Rabbi! Ümmetimden erken kalkanların vakitlerini bereketli kıl” diye bizim için ettiği bir dua. Zamanın bereketi erken kalkmakla elde edilebiliyor. 

Günün içerisine Duha ve Kuşluk namazlarını, tesbih çekme, tefekkür etme, Kur’an okuma, kitap okuma, ayet ezberi yapma, gazete-dergi okuma saatlerini serpiştirelim. Dünyalık işlerimizi de bu saatlerin aralarına yerleştirelim. Kendimize bir program çizelgesi hazırlayalım. İşte o zaman yaptığımız yemek, yıkadığımız bulaşık bile ibadet yerine geçecektir inşallah. 

24 saatin içerisinde 16 saati uyanık geçiriyorsak, yaklaşık 3 saatini hayırlı işlere ayırdığımızda 16 saatin tamamı, hatta uykumuz bile ibadet hükmüne geçecek. Efendimiz (s.a.v); “En hayırlı amel az olup devamlı olandır” buyurmaktadır. Siz bu hayırlı işlere daha kısa veya daha uzun vakitler tayin edebilirsiniz. Önemli olan her gün bu emelleri ve hayırlı uğraşıları hayatımızın içinde programlı bir şekilde uygulamaktır. 

İmam Şafii diyor ki; “Sen nefsini hak ile meşgul etmezsen, o seni bâtıl ile meşgul eder.” 

İnşallah programlı yaşarsak günümüzün her anını, yemek pişirirken bile hak ile meşgul etmiş olacağız. Böylece ruhumuz gerçek mutluluğa ve huzura kavuşacaktır. 

Hayatımız, ibadetlerimiz ve ölümümüz âlemlerin Rabbi olan Allah’a armağan olsun. Rabbimiz bizleri nefsimizin, şeytanın, şeytani plan yapanların ve hazlarımızın insafına bırakmasın. Âmin. 

  

Yorumlar