Zihinsel Stres ve Kuruntular

Popüler Haber

  /   222   /   26 Mayıs 2018, Cumartesi

 Yazdır

  

Güzel bir işe adım atarken, başaramama düşünceleri ve buna bağlı olarak cesaretsizlik beynimize hücum edince; biz hemen &`;Ben bu işi Rabbimin rızası için yapacağım. Ben adımımı Rabbim için atayım. O`nun dilediği olacaktır. Sonuçları yaratan O`dur” düşüncelerini üzerine gönderelim...



Bir hata yaptığınızda içinizden kendi kendinizi yiyip aşağılıyorsanız… 

Hatanızı fark eden insanların sizin hakkınızda eleştiriler yaptığı ve olumsuz şeyler düşündüğü fikri aklınızdan geçiyorsa… 

Yanlışınızdan dolayı rezil olduğunuzun ve kimsenin size itimadının kalmadığı düşünceleriyle boğuşuyorsanız… 

Giriştiğiniz bir işi tam anlamıyla başaramayınca insanların size güvenlerinin kalmadığı duygularına kapılıyorsanız… 

Birilerinden nasihat dinleyince kendi yaranıza tuz bastığı ve aslında hatanızı fark etmiş de onun üzerinden konuşuyor düşüncelerine kapılıyorsanız…

Kendinizi sık sık küçük düşmüş hissediyorsanız…



Size yapılan bir takım esprilerden dahi tedirgin olup altında farklı nedenler arıyorsanız…

Ve bir işe başlarken devamlı beceremeyeceğiniz kaygıları varsa:



Maalesef zihinsel bir stres yapıyorsunuz! 

Beyniniz olumsuz düşüncelere şartlandığı için mutsuz ve kuruntulu bir insan haline gelmişsiniz… 

Gelin bu durumdan kurtulalım! Yoksa etrafımızda hiç kimse kalmayacak. Allah’ın bize verdiği beynimizi; düşünce yetimizi yeniden programlayalım. 

Sakın “Beyin de yeniden programlanır mıymış? Ben böyle gelmiş böyle giderim. İnsanların bir takım konuşmalarından dahi aleyhime sinyaller alırım. Kendimi haksızlığa uğramış hissederim” demeyin. Başaracaksınız inşallah. Yoksa bu işin sonu Allah muhafaza hiç iyi değil. 

Peki, nasıl başaracağız? 

Beynimiz, aslında nasıl düşünmeye programlandıysa devamlı o sinyalleri verir. Beynin programlanmasının altında hep anne ve babanın tutumları yatar. Çocukken hatalarından dolayı devamlı azarlanan, suçlanan insanların beyni bu suçluluk ve aşağılanma duygularını kaydeder. Kişi hata yapınca veya başarmak istediği bir işi başaramayınca kimse onu azarlamasa bile, suçlamasa bile beyin; o çocukluk döneminde maruz kaldığı tavırları kaydettiği program gereğince olumsuz sinyaller verir. Kişi kendi kendisine hakaret eder, suçlar, azarlar. İnsanların kendisine suçlu gözüyle baktığını ve onların nazarında küçük düştüğünü zanneder. Hatasını fark eden insanlara karşı suçluluk duygularıyla dolar. Davranışlardan olumsuz sinyaller almaya başlar. 

Beynin devamlı olumsuz yönü kullanıldığı için o yönü kuvvetlenmiştir. Kişi devamlı endişeli ve tedirgindir. Psikolojik olarak kişiliği zarar görmüştür. Devamlı aşağılık kompleksi içindedir. Uzmanlara göre bu sorunları yaşayan insanlar çok sık hastalanırlar. 

Yine çocukluk döneminde yaptığı işler konusunda, devamlı eleştirilmiş ve beceriksiz ilan edilmişse hatta hakarete uğramışsa beyin kendisine yapılan bu muameleleri kaydetmiştir. O yüzden kişi bir işe girişirken cesur adımlar atamaz. Daha yolun başında karamsardır ve tedirgindir. Beceremeyeceği düşünceleriyle adım attığı için o iş başarısız olur. Kişinin çocukluk döneminde aldığı eleştiriler beyninde devamlı sinyaller verir. Kararsızlığın birçoğu da bundan ileri gelir. 

O yüzden, insanın fıtratına Allah tarafından verilen nice yeteneklerin üzeri kapalı kalır.Kişi, yeteneklerini keşfedemediği için geliştiremez. Hiçbir özelliği olmayan bir insan gibi yaşar. Beyni psikolojik olarak baskı altında olduğu bazı şeyleri asla başaramayacağı düşüncesine sahiptir. Böylece beynin devamlı olumsuz yönü kullanıldığı için kuvvetlenmiştir. Bundan dolayı kişinin hayatını ömür boyu etkiler. O yüzden uzmanlar insan eğitiminde çocukluk dönemine çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgularlar. Çünkü kişinin davranışları çocukluk döneminde maruz kaldığı davranışlarla gelişir. 

Fakat bizler beynimizi yeniden doğru düşünceye programlayıp kişiliğimize cila vurabiliriz!

Nasıl mı?



Örneğin; devamlı sağ elini çalıştıran ve sol elini yeterince çalıştırmayan bir halterciyi düşünelim. Haltercinin yalnızca sağ kolundaki kasları güçlenirken sol kolunun kasları zayıf kalır. Dengesiz bir güç potansiyeline sahip olur. Bizler de beynimizin devamlı olumsuzluk kısmını kullanırsak, olumsuz düşünce tarafı daha çok beslenip güçlenir. Her durumda beyinde mutsuz resimler ortaya çıkar. Kişi, edilen bir nasihatten dolayı bile kendisini aşağılanmış hisseder. Çok mutlu olacağı durumlarda bile zihninde kendisini daha önce üzen mutsuz tablo, sinyaller verip kişinin huzurunu kaçırır. Yani zihinsel bir karmaşa yaşar. 

Rabbimiz bizlere beynimizi yeniden programlama ve geçmişteki arızaları tamir etme yetisi vermiştir. Az önce verdiğimiz örneğe dönersek; sağ kolunu fazla çalıştırdığı için sol kolunu zayıf bırakan halterci sol kolunu kuvvetlendirebilmek için daha fazla çalıştırıp antrenman yaptırmalıdır. Güç dengesini sağlayıncaya kadar sol kola yoğunlaşmalıdır. 

İşte beynin egzersizi de; düşünme ve hayal etmedir. Her olumsuz düşünce beynimizi rahatsız ettiğinde hemen güzel bir görüntü aklımıza getirelim. Sahip olduğumuz tüm olumsuz düşünme ve resme karşılık hemen bir alternatif üretelim. Aklımıza mutlu olacağımız tabloları ve görüntüleri getirelim. Örneğin; çocuğumuzun ilk ‘anne’ deyişini, anne ve babamızın bize sevgisini ifade ettiği anları ve Allah’ın bize lütfettiği nice güzel anları düşünebiliriz. 

Düşündüğümüz olumsuz şeylerin resimlerini zihnimizde büyütelim! Büyüyen o resim hemen beynimizin olumsuz düşünen kaslarını duraklatıp olumlu kasların güçlenmesini sağlayacaktır. Bu egzersize bir süre devam edersek iki tarafımız da eşitlenecek ve daha doğru bir bakış açısı gelişecektir. 

Üzerimize esen musibetlerdeki rahmet elini, öfkelenince susarsak cennette sabredene hazırlanan köşkleri, hele Rahman olan Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı hayal edelim!O mahşer gününde Rahman olan Allah imtihanlarla sınadığı ve sabra yönelen kuluna; “Ey kulum ben senden razıyım. Peki, sen benden razı mısın?” sorusunu soracağını hayal edelim. Hem, ne demek o defterin dürüldüğü gün bir kulun Rabbinden böyle bir söz duyması... Ve sabrın ne kadar da Allah katında kulun kıymetini arttırdığını düşünelim. 

Bir yanlış yaptığımızda sırf birileri bizi gördü de ona karşı rezil olduk düşünceleriyle kendi kendimizi yemeye başlayınca; hemen Rahman’ın ne kadar da affedici olduğunu ve asıl O’nu razı etmemiz gerektiğini düşünelim! Hem bizim gibi başı pis bir su damlası olan ve sonu da kokmuş bir leş olacak olan insan bizden razı olsa ne yazar olmasa ne yazar? Bizi kınasa ne yazar, kınamasa ne yazar? Biz insanları değil Yaratanı razı etmeye bakarsak tüm problemlerimiz çözülür. 

Yine güzel bir işe adım atarken, başaramama düşünceleri ve buna bağlı olarak cesaretsizlik beynimize hücum edince; biz hemen “Ben bu işi Rabbimin rızası için yapacağım. Ben adımımı Rabbim için atayım. O’nun dilediği olacaktır. Sonuçları yaratan O’dur” düşüncelerini üzerine gönderelim… Başaracağımızı ve Rahman’ın rızasını kazanacağımızı hayal edelim. Dönüp varılacak yer O’nun yanıdır. Hesap haktır. 

Tebük Gazvesi’nden geri kalan Kab bin Malik, ordu savaştan dönünce Efendimiz (s.a.v)’in yanına gider ve “Ey Allah’ın Resulü! Sana mazeretimi söylesem seni ikna edebilirim. Üstelik bana hak da verirsin. Fakat yarın mahşer gününde Rabbime ne cevap veririm. Ben affımı Allah’tan dilerim” der. 

Bakın insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü önemsemiyor. Rezil olma kaygıları yok. Onlara karşı bir suçluluk ve aşağılık duygusuna kapılmıyor. İnsanların yanındaki pozisyonu değil, Rabbinin katındaki pozisyonunu hesap ediyor. İşte ilaç! Kişilik problemlerini ortadan kaldıracak bir mutluluk reçetesi; 

İnsanların bakış açılarından çok Rahman’ın huzurundaki halimizi hesaba katmak! Gelin beynimizi yeniden programlayıp zihinsel problemlerimizi çözelim…

Mutlu ve huzurlu yaşama dileğiyle…

 

  

Yorumlar